Şehir vicdanı öldürüyor mu?

‘Şehir, hürriyetin sona erdiği yerdir’ der bir yazar. Acaba artık vicdanın da sona erdiği yer mi olmuştur? Oysa medeniyetin kaynağının şehir olduğu söylenir. Arapçada medine (şehir) kelimesi ile medeni kelimesinin aynı kökten gelmesi, İngilizcede city (şehir) kelimesi ile civilization (medeniyet) kelimelerinin yakınlığı, şehir ile medeniyetin arasındaki bağı ortaya koymaktadır sanırım.

Nitekim eskinin şehirleri, vicdanı muhafaza eden, medeni şehirlerdi. Eski şehirler, mahviyetkârlığa, tevazuya, mahremiyete dayanan bir toplumsal düzenle vicdanı muhafaza ederken, şimdiki şehirler, kendini ispatlamaya, gurura, yarışmaya, rekabete dayanan bir toplumsal düzenle, vicdanı öldürüyorlar.

Bir zamanlar İstanbul’un iki yakası arasında hergün gidip gelmek suretiyle E-5 yolculukları yapmaktaydım. ‘Elveda E-5’ deyip trafik çilesinden kurtulmamın üzerinden çok zaman geçti. Çok şükür İstanbul’da trafik çilesini az çeken bahtiyarlardanım. Uzun bir aradan sonra geçen haftasonu belediye otobüsü, metrobüs, banliyö treni gibi toplu taşıma vasıtalarını kullanmam gerekince, trafik çilesinden de öte şehirdeki vicdan eksikliğinin hangi boyutta olduğunu görme imkânım oldu.

Trafikte de hissediyor insan vicdan eksikliğini, ama toplu taşıma daha bir başka. Metrobüse, otobüse binerken, insanların birbirlerini ezercesine koşuşturduğu, çoluk-çocuk, kadın, yaşlı demeden, güçlünün zayıfı ezerek oturacak bir koltuk bulma telâşıyla vicdanını bir tarafa bırakabildiği bir hayat… Sosyal Darwinizm şehirlerimizi kuşatmış anlaşılan. Uzun bir süredir çocuklara, ahlâk yerine sürekli yarışmanın ve kazanmanın öğretildiği bir toplumda bu sonucu elde etmek de normal olsa gerek.

Hal saridir/bulaşıcıdır. Vicdanı sağlam bir insan bile, bir müddet sonra şehirlerdeki vicdan yoksunluğunu kanıksamak ve hatta buna katılmak durumunda kalabilir. Batıda bunu engellemek için okullarda vicdan eğitimleri verilmekte. Ancak, vicdan kitaplardan öğrenilecek birşey değildir. İnsan zaten doğuştan vicdanlıdır. Vicdanı bozulmuş olanlar için belki eğitim gerekli, ancak asıl önemli olan vicdanların bozulmasını engellemek olmalıdır.

Vicdan bozulmasının temelini şehirden önce ailede aramak gerekiyor galiba. Zira modern zamanlarda ‘hayat bir mücadeledir’ anlayışı, dinî değerlere tamamen aykırı, çarpık bir hayat anlayışı olarak yaygınlaştı. İnsanlığa mutsuzluktan başka birşey getirmeyen yeni hayat biçimlerini ortaya çıkardı. Bu doğrultuda gece-gündüz çalışan anne-babalar için meskenin bir anlamı kalmadı. Daha çocukken ‘anne babalarının gurbetinde’ yaşayan insanlar, aç kalan duygularını, maddî başarılarla kapatmaya çalıştılar.

Anne-baba’lar modernizmin bitmeyen ihtiyaçlarını karşılama derdindeyken, başkalarının ellerinde başarı yönelimli, ‘kapitalist kahramanlık’ peşinde koşan, şefkatten uzak büyüyen hırs azgını çocukların amacı, topluma hizmet etmeye çalışmak yerine, hep başkalarından hizmet beklemek oldu. Şefkate en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda anne-babasını yanında bulamayan çocuklar, başkalarına da şefkat göstermeyi öğrenemediler maalesef. Bundan ötürüdür ki, özellikle kadınların çalışmasını teşvik eden ve onu yuvasından çıkaran kesimler, şehirdeki vicdan yoksunluğunun da en önemli sorumlularındandır.

Kaybolan vicdanı bulabilmemiz için kaybettiğimiz yerde aramamız gerekiyor. Yani şehirle vicdanı tekrar buluşturmanın yolu, güzel aile ortamından, iyi anne-baba olmaktan geçiyor. Bence iyi bir anne, iyi bir baba olmak bu zamanın en önemli vazifesidir. Zira birçok davranış, insana çocukluğundan miras kalıyor. Ve pekçok güzel haslet gibi, vicdanın da muhafazası evde başlıyor.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*