EURONUR ÖZEL

Senin Rabbin Kimdir?

Özel Makale / Rab

Telefon çaldığında yarı uykuluydum. Yarın erkenden gidelim dedi. Portakal çiçeği zamanı şimdi müthiş rayihasıyla zihnimizi ve kalbimizi açar, biraz tefekkür ederiz, ne dersin?

Ertesi gün gün doğumunda çıktık yola, sanki sonsuz bir koku ve çiçek denizinde yürürken soru geldi:

Senin Rabbin Kimdir?

Ne demek bu deyince, yani sen nasıl bir Allah’a inanıyorsun, kafanın içinde nasıl bir yaratıcı var diye soruverdi.

Uzun bir sessizlik hâkim oldu, gerçekten zor bir soruydu bu. Kimse böyle tuhaf sorular sormazdı ama…

Herkesin kafasında farklı bir yaratıcı mı var ki diye sorunca ben,

Tabii ki dedi, tabii ki farklı; bu yüzden bu hadis-i kudsî var:

“Ben kulumun zannı üzereyim. Beni nasıl tanırsa öyle muamele ederim.” [Buharî, Tevhid 15; 35; Müslim, Zikr 2, (26 75), Tevbe 1, (2675).]

Bu, Allah’ın bize karşı muamelesinin, bizim O’na dair beslediğimiz itikat, bakış açısı ve iç sesimizle şekillendiğini ifade ediyor.

Bu hadis-i kudsî ışığında senin kafandaki “Rab” tasavvuru nasıl olmalı?

Münezzeh bir muhabbet ve şefkat sahibi.

Yani bir “cezalandırıcı” olmaktan ziyade, Rahman ve Rahim olan bir Yaratıcı.

Güneş, ısısıyla ve ışığıyla her şeyi kuşatır, biliyorsun. Ama sen pencereni kapatırsan karanlıkta kalırsın; suç güneşin değil, pencereyi kapatan senin olmaz mı?

O, seni senden daha çok düşünen bir Rahîm’dir. Kafandaki Rab; kusurlarını ortaya çıkaran değil, tövbeni bekleyen ve aczini en büyük şefaatçi kabul eden bir Zat olsa gerek, değil mi? Biliyorsun ki “O’nun rahmeti gazabını geçmiştir.”

Kafandaki yaratıcıyı korku odaklı değil de sevgi ve güven odaklı tasavvur etmek, ruh sağlığını doğrudan etkiler.

Eğer kafandaki Rab sürekli “hata yapsa da cezalandırsam” diyen otoriter bir figürse, bu sende sürekli bir anksiyete ve suçluluk duygusuna sebep olur.

Biliyorsun ki sağlıklı olan, O’nu bir “sığınak” olarak görmektir. “Kulum Beni nasıl bilirse…” sırrınca; O’nu kabul edici, affedici ve yarattıklarını çok seven bilirsen, zihnin “huzur ve huşu” bulur, bir yüksek mutluluk hâli yaşarsın. Zihnin sakinleşmesi ve panik ve kaygılardan kurtulması, O’nun senin üzerindeki “Selam” isminin tecellisidir.

Kafandaki Rab tasavvuru, korku ile ümit arasında ama daima ümit tarafı ağır basan bir dengede olursa daha sağlıklı bir ruh hâline kavuşursun:

El-Vedûd: Seni muhabbetle yaratan. Kafanda “Beni seven bir Rabbim var” düşüncesi hâkim olur ve gerçekten sevilirsin.

El-Afüvv ve El-Gaffar: Sen ne kadar hata yaparsan yap, O’nun bağışlamasının senin günahından daha büyük olduğunu bilirsen, günaha battım diye dinden imandan soğumazsın.

El-Mucîb: “Dua edin, icabet edeyim” diyen. Kafandaki Rab; sesini her an duyan, kalbindeki en ince acıyı, incinmeyi bile önemseyen bir yakınlıktadır. Zaten biliyorsun ya, “Allah, kuluna şah damarından daha yakındır.”

Rabbimi Nasıl Tasavvur Edeyim?

O beni seviyor, beni terbiye ediyor, başıma gelen şer gibi görünen işlerde bile benim için bir hayır murat ediyor, bana bir şey öğretiyor.

Ben düştüğümde beni kaldıracak olan O’dur zannı, O’nun yardımını hayatın her anında gönderiyor. Bu bizzat tecrübe edilmiştir.

O’ndan “korkmak”, bildiğimiz korkmak gibi bir şey değil; çok sevdiğin birini incitmekten sakınmak gibi nezih bir duygu olmalı.

O, her ihtiyacımı karşılayan, her yaramı saran, her hatamda bana dönüş kapısını açık tutan bir Rab olmalı; böyle bilir, böyle muamele görürüz.

Ben O’nu “Kerim” (cömert) bilirsem, O bana Kerim olduğunu gösterecektir. O’nu “Gaffar” (bağışlayıcı) bilirsem, affına mazhar olurum ve bundan eminim.

Ve aslında Cevşen mealiyle birlikte okunsa, O’nu doğru tanımak kolaylaşır.

Ey kendisini tanıyanların sevinci,

Ey kendisini arzulayanların dostu

Ey kendisine müştâk olanların imdâdına koşan

Ey tövbekârların sevgilisi

Ey ihtiyaç sahiplerine rızık veren

Ey günahkârların ümidi

Ey sıkıntıda olanların ferahlatıcısı

Ey gamlılara nefes aldıran

Yol bitmişti, çok yorulduk; bir ağacın altına uzanınca, sözüme net bir nokta koyayım, kardeşim dedi:

Sen O’nu nasıl hayal edersen, hayatın o ismin aynası olur.

Ya Rab, Ya Rahman, Ya Rahim, beni Sana hakkıyla hüsnü zan edenlerden eyle. Amin.

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu