EURONUR ÖZEL

Sevgililer Günü Üzerine

Özel Makale / sevgi

Bu gün madde itibariyle modernleşmiş, fakat sevgi ve manadan uzaklaşmış olan insanların, canavara inkılâp ettiği bir dünyada yaşıyoruz. En dar daireden en geniş daireye kadar insanlar, birbirlerine kuşku ile bakar ve korkar hale geldiler. Dolayısıyla kalbî duyguların en anlamlısı ve en güzeli olan sevgiyi de hızla kaybediyoruz.
Yeni dünyanın, yeni icatları; sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, öğretmenler günü gibi daha nice günler…
Duyguların en tatlısı ve en güzeli olan sevginin kendisi öncelikle sevilmeye layıktır. Sevgi İlâhî bir nimet, Rabbanî bir lütuf ve en kıymetli bir hediyedir. Kin, öfke ve husûmetle iş görenler asla sevilmezler. Ancak insanları, hayvanları, bütün canlıları ve külliyen tabiatı sevenler, sevilebilirler.

Sevdiklerimizi sadece sevgililer gününde mi seveceğiz. Başlarımızın tacı olan annelerimizi anneler gününe münhasır mı seveceğiz. Ömür boyu unutmamamız gereken, gönüllerimizin sultanı öğretmenlerimizi, sadece öğretmenler gününde mi seveceğiz ve anacağız?

Bu girizgahtan sonra, sevgi duygusunun dillerde olduğu ve ön plana çıkarıldığı bu sevgililer günü münasebetiyle, “MODERN İLİM VE AKLÎ DELİLLERLE ALLÂH’A İMAN” adlı kitabımdan; Allah’ı bilme, tanıma ve en arı bir şekilde severek varlığında fani olmayı nazara veren bir bölümünü sunmak istiyorum.

Kâinat Kitabını Tefekkürle Okumak ve Allah’ı Görebilmek

Mana (anlam) varlığın ruhu, anlamın ruhu da sevgidir.
Sevgi paylaşıldıkça çoğalan bir hazine ve en büyük bir sermayedir.
Sevgi yaşama ışığıdır.
Acılarımızı ve sevinçlerimizi ALLAH’sız yönetemeyiz.

Bu arada Meryem suresinden bir ayet nakledeyim; “İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince; onlar için çok merhametli olan Allah (gönüllerinde) bir sevgi yaratacaktır.”(1)
İnsan fıtratının bir gereği olarak yaşadığı gam ve kederini, ancak Allah’a dayanarak ve O’na olan bağlılığı ve teslimiyeti ile sevince dönüştürebilir, mutluluğa kavuşabilir. Bu aynı zamanda kâmil bir imanın da manasını ifade eder.

Hz. Hüseyin’in şu veciz sözü de mükemmeldir. “Dil Gönlün, Gönül Ruhun, Ruh da İnsan Hakikatının Aynasıdır.”
Gönül sevgisi ve ruh hakikatiyle sadede dönelim.
Alman yazar ve filozof Goethe; “Okumasını bilenler için, her bir insan bir kitaptır.” der. Diğer yandan Üstad Nursî de; “İnsan büyütülürse, büyük bir kâinat olur” buyurmuştur.

Evet şimdi büyük kâinat kitabını okumaya devam ediyoruz. Bu kitap öyle bir kitaptır ki; her bir harfi yüzlerce satır, her bir satırı, yüzlerce kütüphane ağırlığında manalar taşır. Her noktası ve virgülünde bile, binlerce hikmet, binlerce ibret ve dersler vardır. En büyük marifet, bu kitabın esrarına aşina olmak ve şifrelerini çözebilmektir.

Bediüzzaman, “Eserden müessire” yani bir varlıktan, onu var edenin varlığına işaret eden deliller üzerinden akıl yürütme metodunu uygulamaktadır.
Bu metodla ilgili Allah Teâlâ; “Allah katında canlıların en kötüsü aklını kullanmayan, hakikate karşı sağır ve dilsizlerdir.(2) ifadeleriyle, bütün yükümlülüğü akla vermektedir.

Görüldüğü üzere, akıl beleşten verilen bir cevher değildir. En önemli bedeli; aklın tefekkür penceresinden bu muntazam kâinatı seyretmek ve bu düzeni tanzim edeni bilmek ve tanımaktır.

Bahse konu olarak Üstad; “Bütün mevcudata damga-i vahdet koyuyor ve tevhidin âyâtını (delillerini) nakşediyor ve âfak-ı âlemin (evrenin dört bir yanında) vahdaniyetin bayrağını dikiyor ve Rububiyetini ilân ediyor. O (insan) da ona mukabil; tasdik ile, iman ile, tevhid ile, iz’an (anlayış) ile, şehadet ile, ubudiyet (kulluk) ile mukabele eder. İşte bu çeşit ibadetlerle ve tefekkürat (düşüncelerle) hakiki insan olur. Yer yüzünün emin bir halifesi olur.” Yani Allah’ın yeryüzündeki selahiyetlerini en doğru şekilde kullanan ve büyük bir sorumluluk taşıyan kişi olur.(3)

Allâh, insanların tefekkür etmesi ve varlıkların mahiyetini idrak etmesi için, her bir eser üzerinden muntazam vahdet tecellilerini gösterir. Mühim olan bu tecelliyata ayna olup, mazhar olabilmektir.

Bilgi hazinesi, bilimsel araştırmalarla ve teknolojinin de gelişmesiyle, insanın hayal gücüne de çok iş düşmektedir. Aklî tefekküre, hayal gücü destek ve güç katmalıdır.

Bu hususta Einstein, “Yaşayabileceğimiz en güzel şey, gizemli olanı yaşamaktır;
çünkü bu bilimin ve sanatın kaynağıdır. Bu duyguya yabancı olan birisi, artık merakla ve heyecanla durup, hayranlık duymayan bir ölü gibidir. Zira o gözleri kapalı birisidir artık.” İfadeleriyle gizemli dünyanın önemini nazara vermiştir.

Bizim yaptığımız, bulutsuz bir gündüz ortasında el feneri ile Güneşi aramaya benzer. Aslında yerde ve evrende her bir varlık, her bir yaratık, velhasıl her bir şey, O’nun birer mucizesidir. Kur’an-ı Kerim’de, “Taptıklarınız bir araya gelseler bir tek sineği yaratamazlar.(4) buyuruyor. Hakikaten küçük bir yaratık olan sinekte harika sanatlar görüyoruz. Sineklerin kanatları içindeki kanalcıklardan soluduklarını, nefes aldıklarını biliyor muydunuz? Şüphesiz gözleri de gayet sanatlı ve muhteşemdir sineklerin.

Bu akıl, fikir, izan ve bütün kalbî duygularla her şeyde Allah’ın izini, özünü, yüzünü, damgasını, mührünü görmek ve tanımak, bilâ şek ve şüphe büyük bir sevgi ve mutluluk kaynağı olacaktır.

Konuya dair İbrahim Hakkı ne güzel söylemiş:
“Arif ânı (O’nu) seyr eyler
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
Hep remz-u işaretler,
Hep gamz-u beşarettir,
Hep aynı inayettir.
Görelim Mevlâ neyler,
Neylerse güzel eyler.”
Arif (gördüğünü bilen ve anlayan) her şeyde O’nu, yani Allah’ı seyredip durandır.

Bütün kâinata ve varlıklara bu bakış açısıyla bakan ve değerlendiren bir de “Vahdet-i Vücudçuları” görüyoruz.

Vahdet-i vücûd; Allah’tan başka hiç bir mevcudun olmadığını görene ve bilene mahsustur. Allah’ın her şeyle bütünleşmiş bir vücudu vardır. Yani her şeyde ismiyle ve sıfatlarıyla mevcuttur. Allah dediğin zaman ve Ondan başka hiç bir mevcut olmadığını derkettiğin zaman, gerçek kâmil bir imana sahip olursun. Bunu da Allah nadir olarak seçkin, sevdiği kullarına, bu esrar-ı İlâhiyyî ve marifetullah’ı bahşeder.

Malum olduğu üzere bu vahdet-i vücudçuların pişdarı ve piri Hallac-ı Mansur’dur. Ki, “Ene El-Hakk” dediği için, devrinin anlayışı kıt, hakikatten bihaber nadanları tarafından idam edildi. HAKK, Allah’ın esmâsından bir isim, aynı zamanda önemli bir sıfatıdır. Bu zikri geçen sözü ile aslında kendisinin her zerresinde Allah’ı hissettiğini, gördüğünü ve Allah’la bütünleştiğini ifade etmişti.

Onun ağzından bir kaç hikmetli söz:

“Hakka olan aşk, Hakka götürür.
Bir’e olan aşk bir’e götürür.
Cömertlik denizi oldum,
Kime yalvaracağım.
Sonsuzlukta yok oldum,
Kimin adını anacağım.
İnsan bir kâinattır,
ancak kâinat da bir insandır.
Tek tek bakarsan çok görürsün,
bütün bakarsan tek görürsün.”

HULÂSA

Sabret ey yar!
Zulmette Rahmet var.
Vuslatın kıymeti olmazdı, iyi ki HASRET var…
Tökezlersen eğer kaldır ellerini,
Rahman ve Rahim olan ALLAH var.
Hüznüme DUA sürdüm göz yaşlarıma ilaç,
Aşkın ateşinden gönül harap, takdir senindir ya
RABB…

Ve Hz. Muhammed (SAV) ‘in şu veciz sözüyle bitireyim;
“İnsan sever ve sevilmelidir. Sevmeyen ve sevilmeyen insanda hayır yoktur”
Allah; sevgiden nasipsiz, hayırsız,
fena ve fani insanların şerrinden korusun, dua ve niyazıyla…

DİPNOTLAR:

(1) Meryem 19/96
(2) Enfal 8/22
(3) Sözler. s. 330
(4) Hac 22/73

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu