Şevk bineği

Risâle-i Nur hareketine, cadde-i kübra-yı Kur’ân’iye ve sahabe mesleği tanımlaması yapan Bediüzzaman Hazretleri, bu meslekle ilgili dört prensibi nazara vermektedir.

Cehrî zikir yapan tarikatlar gibi nüfus-u seb’a denilen yedi mertebeye atılan adımlar veya hafî zikirle meşgûl olan tarikler gibi letâif-i aşere tabir edilen on merhalede hedefe ulaştıran yollar gibi değil, dört hatve ve adımda maksada götüren kısa ve kestirme bir yolu Kur’ân-ı Kerim’den bulan Üstad Hazretleri, acz, fakr, şefkat ve tefekkürden meydana gelen bir meslek ihdas etmiştir. Bu mesleğin icrâsında da acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şükr-ü mutlak ve şevk-i mutlak unsurları ön plâna çıkmaktadır.

Her birisi müstakil bir makaleyle açıklanması gereken bu unsurlardan şevk-i mutlak, bu mesleğin olmazsa olmazlarındandır. Zira, şevk unsurunun olmadığı yeri yeis denilen ümitsizlik doldurur. Çünkü, kâinat boşluk kabul etmez. Yeis ise, her kemâli engelleyen ve öldüren kanser gibi bir hastalıktır. “Yapamayız, başaramayız, bizi aşar, gücümüz buna yetmez, beyhude çabalamayalım, biz ancak bu kadar yapabiliriz, gücümüzü zorlamaya gerek yok” gibi ümitsizlik telkin eden sözler, kudsî bir dâvâya gönül vermiş dâvâ adamlarının sözleri olamaz.

Zindan-ı atâlete (durgunluğa) düştüğümüzün sebeplerini sekiz maddede özetleyen Bediüzzaman, ilk maddeye yeis hastalığını koyar ve “Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesi (bineği) dir. İşte, himmetiniz şevke binip mübâreze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedid olan yeis rast gelir. Kuvve-i maneviyesini kırar. Siz o düşmana karşı ‘Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz’ kılıncını istimal ediniz” der. (Münâzarât s. 136)

İslâm dinine ve iman hakikatlerine hizmette himmet ve gayret duygusunun bineği şevk atıdır. Şevk olmazsa gayret de olmaz. Bir arabanın motoru, bir trenin lokomotifi veya bir uçağın motorları ârıza yaptığı zaman nasıl hedefe gidemezse, hizmet etme şevkini kaybetmiş fertlerin de yapabileceği fazla bir şey kalmaz. Şevk ise, Nur Risâlelerini her gün muntazam olarak okumak ve cemaatin ortak faaliyetlerine usûlü dairesinde katılmakla mümkün olur. Merhum Zübeyr Ağabeyin “Günde on sayfa okuyan ancak kendini muhafaza eder. On beş sayfa okuyan şevke gelir. Yirmi sayfa okuyan hizmet eder” demesi çok anlamlı ve doğru bir tesbittir. Nur Risâlelerini devamlı okuyan ve aktif olarak sürekli hizmetle meşgûl olan dâvâ adamları şevk-i mutlak içindedir. Her türlü engelleri onlar kolaylıkla aşarlar. Çünkü, Allah’ın dinine yardım edene, Allah da yardım edeceğini vaad ediyor.

O engellerden birisi de üstünlük meylidir. Üstadın “Sonra, müzahemetsiz olan hakkın yerini zapteden meylü’t-tefevvuk istibdadı hücuma başlar. Himmetin ayağına vurur, atından düşürttürür. Siz ‘Allah için olunuz’ hakikatini o düşmana gönderiniz” (Münâzarât s. 136) demesi çok önemli bir ilâçtır. Maddî ve manevî, dünyevî ve uhrevî hiçbir şey beklemeden yalnız ve yalnız Allah’ın rızâsı için hizmet etmeyi hayatına en büyük maksat ve gaye edinen dâvâ adamları, başkalarına üstünlük dâvâ edemeyecekleri gibi, üstünlük taslayanlara da îtibar etmezler. Çünkü o, amansız bir hastalıktır ve Allah’a tövbe etmekten başka ilâcı da yoktur. Zübeyir Ağabeyin “Risâle-i Nur Talebelerinin en gerisi ve en âmisi olan ben..” diye kendisini tanımlaması hepimiz için ideal bir ölçüdür.

Geçen hafta sonu Yozgat ilinin Yerköy ilçesinde, çevre il ve ilçelerden gelenlerle birlikte ve Adapazarı ilinde kalabalık bir katılımla gerçekleşen Risâle-i Nur derslerinde, geniş konular arasında bu hakikatleri de paylaştık.

Pazar sabahı Adapazarı’ndan Ankara’ya dönerken, yol arkadaşım üniversiteli bir gençti. Sohbet arasında yolculuğumuzun nasıl geçtiğini fark edemedik. Yanımda “Ramazan, İktisat ve Şükür Risâleleri” vardı. Ona hediye ederek görüşebileceği isim ve telefon numarası da verdim. Umulandan fazla memnun olduğunu gösterdi. Mevcut hizmetlere bu da ilâve olmuştu. Bunlar için Allah’a ne kadar şükretsek yine de azdı.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*