Siyâset câzibesi aldatır

Bedîüzzamân Hazretleri Eski Saîd için: “Siyâset câzibesi seni aldattı” der.
Bu cümleden şunu anlıyoruz ki, hadisat-ı âleme sadece siyâset nazarıyla bakıldığında, siyâset câzibesi insanı aldatır ve yanlışa bastırabilir. Zaman zaman Bedîüzzamân Hazretleri’nin “Yanlış basmamak için” talebelerini siyâsî meselelerde îkaz etmesinin sırrı bu olsa gerek. Görüldüğü gibi, muharrik ve müreccih aslî olarak siyâsetçilik ise o vakit “siyâset câzibesi insanı aldatır.” Bundan dolayıdır ki Bedîüzzamân “Siyâset ihlâsı kırar” demiştir. Hatta “siyâset, hakîkatin rengini değiştirir” tesbiti de bu noktaya bakar. Burada bahsedilen siyâset ahirzamanda hükmeden şerli ve menfî siyâsettir.

Bedîüzzamân Hazretleri’nin şeytandan kaçar gibi kaçtığı ve “Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni ve’s-siyâseti” dediği siyâsettir. Çünkü ahirzaman asrındaki haricî ve dâhilî, maddî ve mânevî cereyanlar şeâir-i İslâmiye ve siyâset-i İslâmiyeye darbeler vurmuşlardır. Böylece din, Müslümanların hayatında ikinci ve üçüncü derecede kalmıştır. Dinde bir lâkaydlık ve lâubalilik baş göstermiştir. Terbiye-i İslâmiye zedelenmiş, onun yerine heva ve hevese tabi olan sefih medeniyetin terbiyesi hayata hâkim kılınmaya çalışılmıştır.

Çözüm, böyle bir zamanda ve zeminde tekrar terbiye-i İslâmiyeyi te’sis etmek için geniş siyâset câzibesine kapılmak değil, âdetullaha ve sünnetullaha uygun bir metod kullanmaktır. Bu da Kur’ân’ın elmas bir kılıcı olan imân-ı tahkiki kılıcı ile tebliğ ve irşaddır. Siyâset câzibesi bu noktada aldatıcı bir metoddur. Lâkin üzerinde durduğumuz siyâset câzibesi mevzuu ise, avamın zâhir nazarında -hissin galatı, şaşırtılması hükmüyle- imkân ve ihtimalin derecesinden çıkarak, avamın indinde bedâhet derecesine çıkan bir şey olarak göründüğü için; onların zâhirî olan hislerini okşamak ve zihinlerini müşevveşiyetten, şaşırtmaktan kurtarmak için hakkı ve hakîkati ihtar etmek gerekir. Çünkü “avamın çabuk iğfal olunabilen” bir nazarı vardır.

Risâle-i Nur’da en birinci vazîfe, îmân vazîfesidir. İmâna nispeten ikinci (hayat) ve üçüncü (şeriat) vazîfeler pek parlak ve çok geniş bir dâirede ve şa’şaalı bir tarzda olduğundan umûmun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünürler. Bu cihetle siyâset câzibesi, ehl-i dünya ve ehl-i siyâset ve avâmın nazarında birinci derece addedilir. Ancak hakîkat nazarında, îmâna nispeten ancak onuncu derecededir. Üzülerek ifade edelim ki bu hâl avâmın nazarında hakîkat telâkki edilmekle aklın haricînde bir suret almıştır.

Hâlbuki hakaik-i îmâniyeye çalışmak hayat-ı içtimâîye-i ümmete dair hizmet, kâinatta en büyük mesele ve vazîfe ve hizmettir. Nur Talebeleri bu noktalara ciddî olarak dikkat etmeliler ve “Kur’ân’ın elmas gibi hakîkatlerini, ehl-i gaflet nazarında bir propaganda-i siyâset tevehhümüyle cam parçalarına indirmemek ve o kıymettâr hakîkatlere ihânet etmemek” için siyâset câzibesine kapılmamalılar.

Bedîüzzamân Said Nursî’de “Hakaik-i îmâniye ve Kur’âniye birer elmas hükmünde olduğu halde, siyâsetle âlûde olsaydım, elimdeki o elmaslar, iğfal olunabilen avam tarafından, ‘Acaba taraftar kazanmak için bir propaganda-i siyâset değil mi?’ diye düşünürler. O elmaslara âdi şişeler nazarıyla bakabilirler. O halde, ben o siyâsete temas etmekle, o elmaslara zulmederim ve kıymetlerini tenzil etmek hükmüne geçer” diyerek önemli bir hakîkati ders vermiştir.

Netice olarak şöyle diyebiliriz: Bedîüzzamân Hazretleri her meseleye iki cihetten bakmayı bizlere ders vermiştir. Bu ders, hakperest bir yaklaşımın neticesidir. Siyâseti de müsbet ve menfî olarak iki kısma ayırarak tarif etmiştir. Öyleyse menfî siyâset câzibesi insanı aldatır ve yanlış bastırır. Siyâsete prensipler canibinden yaklaşmak ve Risâle-i Nur’un içinden bakmak en isabetli bir yaklaşımdır.

Risâle-i Nur’u referans alan ve her meseleye o Kur’ânî prensiplerle bakan Nurun kahramanları, heyecanlı siyâset câzibesine kapılmayarak şahs-ı mânevînin ferâseti, basîreti ve dirâyeti ile bu meselelere yaklaşırlar ve bakarlar. Bu yaklaşım ve bakış şahsî isabetlerden çok daha selâmetli ve istikametlidir. Çünkü bu yaklaşımın muharriki ve müreccihi aşk-ı İslâmiye ve hamiyet-i diniyedir. Siyâsetçilik ve tarafgirlik asla değildir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*