Siyaset sanatı ve fırdöndü aktörler

Siyaset bir yönetim sanatıdır. Her ülkeye ve her topluma lazım olan bir sanattır. Bu sanat ne derece ehil ve liyakatli eller tarafından icrâ edilirse, faydası da o nisbette büyük olur.

Öte yandan, usta ve tutarlı siyasiler takdir ve hayranlık uyandırır. Dar ufuklu ve tutarsız politikacılara ise, hayret ve taaccüp ile bakılır.

Günümüzde ve bilhassa son zamanlarda şu ikinci kısım olan tutarsız siyasetçiler dikkat çekici bir şekilde öne çıkmaya başladılar. Öne çıkmalarının ve onlardan söz edilmesinin sebebi, kısa aralıklarla “U dönüşü”, bir başka tabirle 180 derece dönüş yapmalarıdır.

Bu fırdönerlerin kimler olduğu o kadar açık ki, burada isim vermeye bile gerek yok. Misâl: Daha dün “ak” dediğine bugün “kara” diyor. Dün yanlış ve anormal gördüğünü bugün doğru ve normal görüyor. Dün “hayır” dediğine bugün “evet” diyor. Dün terörist, vatan haini diye yaftaladığını bugün normal-legal olarak görüyor. Dün yerin dibine soktuğunu bugün baş üstünde tutmaya çalışıyor. Vesaire…

Tabiî, bütün bunların tersini de yapıyor, yapabiliyor ki, hayret etmemek elde değil. İnsanı hayrette bırakan bir diğer nokta ise, söz konusu siyasî aktörlerin birbirine taban tabana zıt olan söz, tutum ve davranışlarının tamamına hararetle alkış tutan tarafgirlerin siyaset sahnesinde değer ve rağbet görmesidir.

*

Bir devlet, bir millet siyaset olmadan idare edilemez. Fakat, hemen her şeyde olduğu gibi siyasette de üç hâl ve üç mertebe var: İfrat, tefrit, vasat…

“Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır” sözü, ifrat halidir ki, o menfaat üzerinde şiddetli boğuşmaları netice veriyor.

“Nemelâzım” söz ve davranışı tefrit halidir ki, istibdadın meydan almasına sebebiyet veriyor.

Vasat olan ve lâzım gelen siyaset ise, ifrat ve tefrite düşmeden, idareciliği hizmetkârlık olarak telâkki eden, temel hak ve hukuku gözeten, adâletten sapmayan, kendi menfaatini milletin menfaatinden üstün tutmayan, iktidar için her yolu mübah görmeyen ve bilhassa “mahkemeyi kadıya mülk” olarak görmeyen bir tarz-ı siyasettir.

*

Vasat olan siyasetin parametrelerini arayıp bulmak zor değil. Zor olan, bilinen doğruları tatbik etmektir.

Hamiyet sahibi aktörler, işte o zor olana talip olmalı. Bu zamanda zor da olsa en sağlıklı olanı “demokratik siyaset”tir. O halde, bunu esas almalı. Başka türlü bir tarz-ı siyasetin ülkeye de, millete de faydası yoktur. Faydadan çok zararı vardır.

Demokrasilerde, netice itibariyle irade ve inisiyatif milletin kendisindedir. Yönetime talip olan adaylar seçmene, yani millete müracaat eder. Söz sahibi olan millet ise, tercihini aklî muhakeme ve vicdanî kanaatle yaparak iradesini ortaya koyar. Şüphesiz, bunda da ciddi manada bir mesuliyeti vardır. Kendi iradesiyle ifrata kaçanları, tefrite düşenleri tercih etmekten kaçınmalı. Hele, seçildikten sonra zikzak çizenleri, fırdöndü gibi ikide bir ağız ve yön değiştirenleri hiç olmazsa tekraren seçmemeli.

Aksi halde, o siyaset gitgide bir bataklığın içine girer. Fırdöndü aktörlere alkış tutan fanatik tarafgirler de o bataklık içinde çırpınıp durur. Kolay çıkamaz bir hale gelir. Hep birlikte o bataklığı misk û anber gibi yüzlerine-gözlerine bulaştırır.

İşte, bize de mümkün olduğu kadar doğru ve selâmetli yolu göstermek düşer. Üstelik, hiçbir menfaat beklentisi içinde olmaksızın. Aynen, On Üçüncü Mektup’ta ifade edildiği gibi “Bir nur göstermekle, mütehayyirlere selâmet yolunu irâe etmek” şeklinde. Bunu yapmaya çalışmak da, şüphesiz bizim vazifelerimiz arasında.

İşte, bu vazifenin icabı olarak, bir yandan vasat ve doğru tarifleri yaparken, bir yandan da yanlış olanı (ifrat-tefrit) gösterip ondan uzak durulmasını sağlamaya çalışıyoruz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*