“Siz zannediyor musunuz ki, biz beş altı kişi ders yapıyoruz?”

Evvela, Yeni Asya Gazetemizi, Merhum Mustafa Sungur Ağabey hakkında yaptığı neşriyat ve çalışmalar ve gösterdiği mükemmel vefa için ve bu kıymetli ağabey hakkında kıymetli yazılar yazan ve güzel hatıralar paylaşan bütün ağabey ve kardeşlerimizi de cân-u gönülden tebrik ediyor, teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Muazzez Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerinin bir yadigârı olan muhterem Mustafa Sungur Ağabeye bir vefa borcu sayılması ve rahmete ve duâlara vesile olması temennisiyle bir yazı ile de olsa, ben de inşaallah vefadarlar dairesine girmek istiyorum.

Nurun büyük kahramanlarından olan Mustafa Sungur Ağabeyi ilk olarak, Risale-i Nur’u tanıdığım 1979 yılının kış aylarının birinde Diyarbakır’da görmek ve tanımak nasip olmuştu. O yıllar, anarşinin karabulut gibi memleketimiz üzerine çöktüğü yıllardı. Nur hareketinin de hızlı ve şevkli dönemiydi. Elazığ’ın Maden ilçesinde liseyi yeni bitirmiş ve Risale-i Nur’u yeni tanımıştım. Buna vesile olan muhterem Ali Şengün kardeşle bir gün, Yeni Asya Yayınlarımızı ve Risale-i Nurları alıp, Maden’de sergilemek ve satmak için Diyarbakır’a gitmiştik. Oradaki on numara adıyla bilinen dershaneye o akşam derse iştirak ettik. Tevafuken, o gün muhterem Mustafa Sungur Ağabey de gelmişti. Çok sevinmiştik. Dersten önce yapılan tanışma esnasında, Ali Şengün kardeş, Sungur Ağabeye benim için, “Ahmet kardeş çok yeni bir kardeşimiz” demişti. Bunun üzerine Sungur Ağabeyden ders boyunca çok iltifatlar ve duâlar almıştım.

Hiç unutamadığım bir duâsı şöyleydi: “Ahmet kardeş, Cenâb-ı Hak seni çok iyi bir Nur Talebesi yapsın inşaallah.” (Âmin) Bu manevî yardımının bu kudsî dâvâda ne kadar çok destek olduğunu her geçen gün daha iyi anlamaktayım. Allah ondan ebediyen razı olsun. Mekânını pür nur, makamını cennet eylesin. Bizleri de bu büyük insanların şefaatlerine nail eylesin inşaallah.

Daha sonraki zamanlarda Sungur Ağabeyi, seksenli yıllarda İstanbul’da Isparta Talebe Yurdu’nda dersini dinlemiştim. Doksanlı yıllarda ise, Mersin’e her geldiğinde, haber alır almaz ziyaretine gider, dersine iştirak ederdik. Kendisine, 6 Aralık 1993 tarihinde Büyük Cevşen’imin ve 9 Ekim 1995 tarihinde de Gençlik Rehberi’min arkasına duâ yazdırmıştım. Yazılı bir belge gibi saklıyorum.

Sungur Ağabey bir gün ders yaparken şu mühim hatırayı anlatmıştı:

“Kardeşlerim, Üstad Hazretleri hep şunu söylerdi: ‘Evlâtlarım siz zannediyor musunuz ki, biz beş altı kişi ders yapıyoruz? Biz bu dersimizle Anadolu’da binler ders yapan cemaatlerin arasına mânen giriyoruz, beraber ders yapıyoruz.” (Aynı hatıra, Son Şahitler 3. Cilt, s. 71’de, Bayram Yüksel Ağabeyin hatıralarında geçiyor.) Bununla da Nur Derslerinin ne kadar mühim ve kıymettar olduğu ve derslere iştirak etmenin ne derece ehemmiyet kesbettiğini bir defa daha anlamıştık.

Yine doksanlı yıllarda, Sungur Ağabey Mersin’e gelmiş, hanımlar dershanesinin açılışını yapmıştı. O sıralarda bizim evimiz de aynı apartmandaydı. Kendisinden bizim evimizi de şereflendirmesini istemiştik. Kırmayıp gelmiş, teberrüken bir ders yapmıştı. Evimizde salonda asılı duran Sözler Kütüphanesi vesilesiyle aferinini almıştım. Nur kahramanı çok şefkatli Mustafa Sungur Ağabeyin çok önceki yıllarda ise Mersin Medrese-i Yusufiyesinde kaldığını öğrenmiştik. Kendini Nur mensubu hisseden herkesin ağabeyiydi o.

Bir gün yine Sungur Ağabeyin dersinde bulunuyordum. Onbirinci Rica’dan ders yapıyordu. Hazreti Üstadın, “O sıralarda en sadakatli zannettiğim bir arkadaşımda, umulmadık bir sadakatsizlik ve hatıra gelmez bir vefasızlık gördüm” ifadelerini okurken, içimden “Kim acaba bu sadakatsizlik yapan zat?” dediğim anda, adeta beni duymuş gibi; “Onun kim olduğunu bilmiyoruz” demişti. Evet, Sungur Ağabey ihlâs ve şefkatinin yanında safi kalbliliği ile de öne çıkıyordu. Bu durum sık rastladığımız kerametlerindendi.

Muhterem Abdil Yıldırım Ağabeyin dediği gibi “Sungur Ağabeyin Son Dersi” de muhteşem oldu. “Sanki Sungur Ağabey, Fatih Camii’nin musallasını bir kürsü yapmış, orada toplanan on binlere şöyle hitap ediyordu: ‘Kardeşlerim, hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmez. Siz de feda etmeyiniz. Risale-i Nur gibi bir güneş varken, başka parıltıların peşinden gitmeyiniz. Üstadımız size kanaat etmişti. Siz de ona kanaat ediniz. Her derdinize, her müşkülünüze Risale-i Nur eczaları kâfi gelir. Onu güzelce istimal edip istifade ediniz. İnşaallah bu dersin tesiri tez zamanda ortaya çıkar da, hakikî uhuvvet ve muhabbet tam anlamı ile tesis edilir diye duâ ediyoruz.’” (Yeni Asya, 8.11.2012)

Ve merhum ve muazzez Mustafa Sungur Ağabeyin de çok sevdiği şu duânın kabulü için âmin isteyelim: “Ya Rabbi! Bizleri kıyamete kadar Risale- Nur kisvesinde hakaik-ı imaniye ve esrar-ı Kur’âniye ile kemal-i ferah ve sevinçle meşgul eyle. Âmin. İnşaallah.” (Şuâlar, s. 521)

Ruhun şad olsun Mustafa Sungur Ağabey.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*