Son şahitlere şahitliğimiz ve Kutlular Ağabey

Geçen sene 6 Nisan’da rahmet-i Rahman’a kavuşan; mü’min için hizmet ve meşakkat yeri olan bu dünyadan, şahidi olduğumuz veçhile hizmetin tam hakkını vererek, ücret ve mükâfat âlemine intikal eden Mehmet Kutlular Ağabeyimizi, vefatının birinci sene-i devriyesinde de şükranla ve hizmet hatıralarıyla yâd ediyoruz.

Bu hususta acizâne hissemize düşen de, naçiz kalemimizin derdi haline gelen, “Son Şahitlere Şahitliğimiz” başlığı altına girebilecek her türlü bilgi ve belge hususunda Kutlular ağabeyin doya doya yaşadığı ve çilesini çektiği hizmet sahasına müracaat etmek, bakmak, okumak ve yazmak.

Üstad Bediüzzaman henüz hayatta iken, 1957 senesinde Risale-i Nurları tanıyan Mehmet Kutlular Ağabey, çok arzu etmesine rağmen Üstad’la görüşmek kendisine nasip olmadı.

Ama Üstad hayatta iken bizzat hizmetinde bulunan, onun meşakkat ve çilesine ortak olan Nur Talebesi hizmetkârlar ve yine “Son Şahitler” dediğimiz, Üstadı ziyaret eden, ondan hatıraları olan ağabeyler ile omuz omuza beraberliği hususunda Kutlular ağabeyin doldurulamıyacak bir yeri olmuştur.

Kendi dilinden kaleme alınan ve Yeni Asya Neşriyatı arasında bulunan “İşte Hayatım” adlı kitabında çok ilginç ve harikulade olan hizmet hatıraları arasında Üstad’la görüşememe sebeplerini anlatırken, bilhassa bir sebebi kendi üslûbuyla çok latif bir şekilde anlatır. Her neyse, bu hususu kitabına havale etmiş olalım.

Ama belki bunun da, bilmediğimiz çok hikmetleri vardır. Böylece o, Üstadı Risale-i Nurda görmüş ve ona öyle bağlanmış… Zaten Üstad da onun rüyasına gelerek, korkmamasını söylemiş. “Kardeşim sen Risale-i Nur’u oku, korkma, konuş!”

O da zaten hizmet hayatı boyunca okudu, konuştu ve asla korkmadı. Zaten bu korkmama hususiyetini Cenab-ı Hak, onun fıtratına dercetmişti.

Kendisi ilkokulu bile tam okumamış. Haksızlığa tahammül edemediğinden arkadaşlarıyla sık sık kavgalara karıştığı için ilkokul öğretmeni ona demiş: “Mehmet sen okula gelmesen de ben seni mezun ederim. Bunlarla kavga etmektense gelmeyebilirsin” demiş.

Bu yönüyle onu düz bir anlatımla nazara vermenin ve aynıyla anlatabilmenin zorluğ aşikârdır. Çünkü düz bir çizgi gibi monoton bir hayat yaşamadı. Dalgalı, fırtınalı, inişli, çıkışlı ama istikametli.

“Risale-i Nurlar’ı tanıyınca tabiri caizse, nurunu gören hacıya dönmüş ve aradığını bulup ruhu sükûnet bulmuş.” Artık gece gündüz Risale okumaya başlamış ve bu haliyle ilim ehlini de eğitebilecek fikir ve bilgi birikimine sahip olmuş.

Cenab-ı Hak ona bir de Zübeyir Abi gibi bir muallim ihsan etmiş ve böylece Zübeyir Ağabeyin rehberliğinde halis ve safi bir Nur  Talebesi ve dava adamı olarak hizmete devam etmiş.

Zübeyir Ağabeyin bu sözlerinin hakiki muhatabı olmuştu sanki:

“Karanlık zindanlara salarlarsa ışık, paslı vicdanları görürsen ümit, imansız kalplere rastlarsan nur vereceksin. Sen verdiğin için suç, sen getirdiğin için ceza, sen konuştuğun için mahkûm olacaksın ve buna şükredeceksin…”

Üstad’ın Zübeyir Ağabeye; “Hayatım hayatında devam edecek” dediği kayıtlara geçmiştir. Zübeyir Ağabey’in de hayatının şahıs olarak Kutlular ağabeyde devam ettiğini ifade etmek mübalağa olmayacaktır.

Bu vesileyle hem Kutlular Ağabeyimizi, hem bugünlerde vefat eden cümle tanıdık, dost ve kardeşlerimizi ve bilhassa gazetemiz personelinden emekli öğretmen Ernail Kantar hocamızı rahmet ve mağfiret duasıyla yâd ile, yakınlarına taziyetlerimizi arz ederiz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*