![]()
Zor zamanlardan geçerken, şükür duygusunu hatırlamak çoğu zaman kolay olmuyor. Bazen gerçekten çok zorlu zamanlardan geçeriz; hastalıklar, maddi sıkıntılar, kayıplar, hayal kırıklıkları… Bu durum bizi aniden endişe, korku ve stres içine gömer. Ve o anda çoğu zaman şükür unutulur, şikâyetler başlar.
Oysa bu aslında son derece insani bir durumdur; hislerimiz, kalbimiz ve zihnimiz böyle anlarda karışabilir. Başımıza gelen ya da dostlarımızın başına gelen şeylerin mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, bu duyguların ve zihnimizin ve bedenimizin buna verdiği tepkilerin yaygın olduğu açıkça görünüyor. Her gün daha fazla insan, yaşadıkları zorlukları anlatıp paylaşarak hâlinden şikâyet ediyor.
“Teşekkî, kaderi tenkit; ve teşekkür, kadere teslimdir.” (Şualar)
Ama işin aslında, vaziyet çoğu zaman zannettiğimiz kadar da vahim değil. Eğer yaşananlara kaderin hikmetleri açısından ve Allah’ın planı yönünden bakabilirsek, hayata Esma-i Hüsnâ’nın tecellileri açısından bakmayı öğrenebilirsek, içimizde yavaş yavaş şu hakikati hissederiz:
“Hayr-ı mutlaktan hayır gelir. Cemîl-i Mutlaktan güzellik gelir. Hakîm-i Mutlaktan abes bir şey gelmez.” (Sözler)
Bu bakış açısı bize, zorlukların içinde bile hayırlar, güzellikler ve bereketler olabileceğini hem hissettirir hem de göstermeye başlar. Çünkü mümin, başına gelen her şeyde Rabbini arayan ve O’nun rahmet izini takip eden insandır.
Panik Anında Kalp Hakikati Göremez
Haklısın; panik, korku, vehim ve stres yükseldiğinde insanın kalbi ve aklı, kâinatta işleyen muhteşem sistemin nasıl çalıştığını kolayca kavrayamaz. O büyük ve rahmet tecellisi sistemin, bizi El Hakim isminin tecellisiyle korumak üzere planlandığını ve bizi daima güzele, hayra, olgunluğa yönelttiğini fark etmek zorlaşır. Çünkü insanlar korku içindedir, “Bir şey olacak!” endişesi kalbi kaplar ve karartır.
Fakat Risale-i Nur, Kur’anın hakikî bir tefsiri olarak bize her bir satırında yeniden hatırlatıyor:
“Hayr-ı mutlaktan hayır gelir. Cemîl-i Mutlaktan güzellik gelir.
Hakîm-i Mutlaktan abes bir şey gelmez.” (Sözler)
Bu hakikat kalbimize yerleştikçe, yaşadığımız olayların arkasında bir Rahman’ın merhametli planı olduğunu daha çok hissederiz. Böylece şikâyet dili yavaş yavaş susar, yerini şükür ve teslimiyet alır.
Şükre Alışan Kalp İyilik ve Güzellikleri Davet Eder
Kendime ve size şu tespiti hatırlatmak istiyorum: Hayat, her şeye rağmen güzeldir; yaşanmaya, gülümsemeye ve memnun olmaya değerdir. Eğer kâinattaki güzellikleri görmek için kalbimizi, gözümüzü, aklımızı ve dilimizi şikâyetin karanlığından biraz olsun çıkarabilirsek; dilimizi ve derin hislerimizi teşekküre alıştırabilirsek, çok şey değişir.
“Ona teşekkür etmek; o nimetleri doğrudan doğruya Ondan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.” (Mektubat)
Biraz sakin ve yalnız kalmak bu yüzden gerekli. Sadece sakin kalmaya çalışmak değil, kalbinize ve özünüze geri dönmenize yardımcı olacak zikirlerle, bir seccade başında, belki yağmur altında bir yürüyüşte, Rabbini hatırlamak mümkün. Üstadın “Şükür nimeti ziyadeleştirir, gaflet ise kaçırır.” sözü günlük hayatın ortasında bize yön veren bir rehber olabilir.
Bu hâl yani şükür ve memnuniyet hâli, hem çok önemli hem de çok sağlıklıdır. Aynı zamanda akıllıcadır. İnsanın ruhunu, aklını ve kalbini iyileştirir; musibetlerin yıkıcı etkilerini hafifletir. Böylece insan, şikâyetçi ve karamsar biri olmaktan çıkar; güler yüzlü, memnun, ruhen sağlıklı ve sevilen bir insan hâline gelir. Çünkü hep şikâyet eden insanları kim neden sevsin ki?
Şükür Bir Şifa Kapısıdır
Şimdi sakin bir yer bulalım ve tek tek hatırlamaya başlayalım: Bize neler verildi? Neler lütfedildi? Aslında “çok şükür” sözü, insanın içini aydınlatan bir sözdür. En karanlık anda, yıkılmış hissederken bile “çok şükür” diyebilmek, kalbin içine küçük bir pencere açar. Şükredememek ise daha yıkıcı etkileri olan bir çöküş hâlidir.
Memnun olmak, bir alışkanlık hâline gelmeli. Asık suratlı, memnuniyetsiz ihtiyarlar gibi kalmaya razı olmayalım. Şah damarından daha yakın olanla konuşalım:
“Celâlim hakkı için, insanı (biz) yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini biliriz! Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız!” Kaf Suresi 50
O’na “Seni seviyorum.” demekten utanmayalım; O bunu asla karşılıksız bırakmaz. Samimice, kalpten, o anda şükredecek bir şey olmasa bile “şükür, çok şükür” demeye devam edelim. Bunu tekrar ede ede söyleyelim, gülümseyerek, yalnızken yapalım. Bakalım dertlerimiz nasıl hafifleyecek, nasıl şifa bulacak…
Korkmayın, ağlayın. Aczinizi, zaafınızı, fakirliğinizi O’na anlatın. İnanın, iman edin, şükredin ve iyileşin.
“Hastalandığım zaman, O’dur bana şifa veren” Şuara 80
“Şükür nimette in’âmı görmek demektir. İn’âmı görmek, nimetin zevâlinden hâsıl olan elemi def’eder. Zira nimet zâil olduğundan Mün’im-i Hakikî onun yerini boş bırakmaz; misliyle doldurur ve teceddüdünden lezzet alırsın.” Mesnevi-i Nuriye
Ya Rab! Sana şükredebildiğim, şikâyet etmeyi bırakıp Rabbinden razı bir kul olduğum için aldığım nefesler sayısınca Sana şükürler olsun.
Benzer konuda makaleler:
- Corona virüs musibetinin hikmetleri ve manevi tedbirler
- Terörün çözümü Bediüzzaman’da
- Müflis Proje: KEMALİZM
- Okyanusların Aside Dönüşmesi