Sünnet ve İnayet

Anayasa mahkemesinin başörtüsü kararı İslam alemini üzüntüye gark etti. Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var. Yani meleküt ciheti. Arş-ı azamdan gelen karar zulmetmez. Başka hatalardan dolayı adalet ediyor. Iyilikler kötülüklere galip gelmediği sürece bu böyle gider. Allah Hakimdir, Hakemdir.

Çalıştığım tekstil ve mutfak malzemeleri satan mağazaya gelen örtülü müşterilerin ekseri, almak istedikleri eşya hediyelikse diyorlar ki; “Hediye götüreceğim, en ucuzu hangisiyse onu ver.” Kendilerine gelince; “Bu daha gösterişli, bunu alalım” , “Bu renk şimdi herkeste var, başka renk yok mu.” Şimdi söz Peygamber Efendimizin: “Bir kimse kendisi için istediğini başkası için istemedikçe tam iman etmiş sayılmaz.” Fıtrat müslüman, akıl ve fikir İslamiyet`ten uzaklaşmiş. İslamiyet, nefsini böyle bir zihniyete teslim edip zelil olmaz. Ona, onu yüceltecek bir topluluk lazım. “İslamiyet hariçte temessül etse, bir köşesi tekke, bir köşesi zaviye, bir köşesi mektep, salonu mecmaülküll”.

Başörtüsünün siyaset aracılığıya serbest olmasını isteyenler acaba kendi nefisleri için mi, yoksa İslamiyet`in nefsi için mi istiyorlar? Alınan karar bu sorunun cevabını veriyor. İslamiyet’in nefsi için isteme olgunluğunu, sünnete harfiyen ittiba edenler gösterebilir. Demiyor ki: “Ne güzel attın” diyor ki: “Attığın zaman sen atmadın, ancak Allah attı.” Ayetlerin birbirine bakar gözü olduğundan şunu anlamamız mümkün: “Ey Allah´ı sevdiğini iddia edenler! Peygambere uyun ki, sizi de hususi inayetim altına alayım.”

Madalyonun bu yüzü, yani mülk ciheti, siyaset aleminde genelde olduğu gibi, fesat şebekelerinin galibiyetiyle sonuclanan bir maç. AKP´nin jübilesini yaptığı bu maçta din aleyhtarları İslam alemine bir gol daha attı. Bunun çok önceden planlanmış olduğu ve bu anı bekledikleri, AKP dizisini baştan izlediğimiz zaman ortaya çıkıyor. Allandırma-ballandırma sonra yuvarlandırma politikası. Yükseklik mesafesi arttıkça, düşenin ölme ihtimali yükselir. Hedef, önce yasağı kaldırıp Müslümanları ümitlendirmek, sonra tekrar yasaklayıp hayal kırıklığına uğratmak, cesaretlerini kırmak, ümitsizliğe düşürmek, en sonunda siyasetten beklentisi olanlara ve siyasetten dolayı dininden korkan örümcek ağı gibi zayıf imanlı olanlara “siz de bu işi beceremediyseniz, hercibad abad” dedirtmek. Aklı keskin olan kazanır. Tahrip kolay olduğundan, fesat komitelerinin müthiş bir zekaya sahip olmalarına gerek yok. Tamir zor olduğu için, müslümanların üstün zeka sahibi olmaları gerekiyor. Yusuf aleyhisselamın kardeşini bir hile ile alması gibi. Bu da sünnete ittiba ile, bize verilen cihazları Allah´a teslim etmekle olur.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, siyaseti İslamiyet’e hizmetkar ettiği dönemde dinsizlerin bütün planlarını akim bıraktı. Allah´ın, siyaset yoluyla İslamiyeti inkişaf ettirmeyeceğini kendisi de bildiği için, o alandaki vazifesi bitince Yeni Said dönemine girdi. Hayatı boyunca sünnete harfiyen ittiba etti, hususi inayete mazhar oldu ve nümune-i iktida oldu. Hiç kimse Hz. Muhammed (s.a.v.) olamaz, Bediüzzaman olamaz. Fakat onlar gibi yaşayabiliriz. Eğer zaman dehşetliyse, savletli bid´alar ve dalaletler içerisinde yaşıyorsak, omuzumuza bir vazife yüklenmişse, bizler de az ve zayıf isek ve İslamiyet burda inkişaf edecekse, sünnete uymaktan başka çare yok. Nefisperestlerin ve bataklığa girmiş, çıkmak isteyenlerin problemi olalım. Olalım ki problem aynasında inayet tecelli etsin, “O gün Saidler vardır” ayetine dahil olalım…

Ömer Faruk Yaprak – EuroNur / Viyana

Benzer konuda makaleler:

3 Comments

  1. yazinizi ilk defa gördüm. tebrik ederim. yeni yazilarinizi bekliyoruz. istikamet duasi ile.
    ihsan

  2. Allah razı olsun abi.Yazını çok beğendim.sayenizde olaylara tek tarflı baktığtmı,büyük bir yanılgı içinde olduğumu anladım.demek insanlar zulmeder,kader adalet eder…

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*