EURONUR ÖZEL

Takvime Baktım Bugün 27 Ekim…

Bugün takvimler 27 Ekim’i göstermek üzere (bu yazı kaleme alındığında henüz yaklaşmakta idi)… Bugünün belki pek çokları için çok da mühim bir önemi yoktur. Belki bazı kimselere ifade ettiği bir anlam ve önem vardır, belki sıradan bir gündür… Kimileri için önemsediği birinin doğum günü, kimileri için yıldönümü, kimileri için tanışma günü vs… Benim için özel bir anlamı yoktu. Fakat artık var. 27 Ekim 1957 tarihi, bazı insanların özellikle misyon sevdalısı olanlar için önemli bir gün. Çünkü Menderes başkanlığındaki Demokrat Parti’nin üçüncü kez iktidara geldiği tarihtir 27 Ekim. ’46’da başlayan serüven, 50-54 ve 57’de üç kez üst üste iktidara milletin desteği ile gelen bir partinin, 60 darbesinden önce kazandığı son seçimdir.

Ancak denilebilir ki; neden diğer seçim tarihleri ile alakalı yazmadın da özellikle bu tarih diye akla bir soru gelirse cevabı şudur: Bu tarihin hassaten önemi, kazanılan seçimden ziyade, Üstad Bediüzzaman’ın bu seçimde fikren desteklediği Demokrat Parti’ye fiilen de açıktan destek verdiği tarih olması hasebiyle bana mühim geldi. Unutulmuş ve oldukça önemli çağrışımlar yapan bir hadiseyi nedense (!) tekrar hatırlamak istedim. Evet, Bediüzzaman hayatı boyunca hep hürriyet fikrini desteklemiş, hürriyetçilere diğer bir deyişle demokratlara daima destek vermiştir. Bunu lâhika mektuplarında açıkça görmek mümkün. Ancak bu seçimde Üstad’ın fiilen destek vermesi enteresan geldi bana. Seksen yaşında bir zat; üstelik ayağa kalkamayacak derecede hasta ve vefatına üç yıldan az bir zaman kalmış. Seçimin yapıldığı gün hasta yatağında ayağa kalkamıyor, talebelerine sandığı getirmelerini söylüyor. Ancak sistem buna izin vermeyince; “Benim mutlaka gidip oyumu kullanmam gerekir” diyerek, zor da olsa talebelerinin kolunda sandık başına geliyor. Gizli oy açık tasnif olmasına rağmen Üstad, açıktan oyunu kullanıyor ve “Demokratların sandığı hangisi?” diye soruyor. Halbuki hangisinin olduğunu çok iyi bilmesine rağmen bunu dile getiriyor. Neticede açıktan oyunu kullanıp hasta yatağına geri dönüyor.

Şimdi bu sıradan gibi görünen olayın satır aralarını iyi okumak lazım. Şartlara bakıldığında oldukça yorgun ve hasta bir Bediüzzaman var. Sandığı istiyor, gelmeyince kalkıp kendisi gidiyor. Buradan çıkacak sonuç evvela; fiilen fikrinin arkasında olduğunu gösteriyor Üstad. Hayatı boyunca hep ahrar-demokrat çizgiyi desteklemiş ve bunu dile getirmiştir. İlk siyasi hayatı Mardin’de başlıyor. Yıl 1894. İşte bu tarihten itibaren ölünceye kadar hep hürriyeti savunmuş, fikrini açıktan dile getirmiş ve talebelerine de tavsiye etmiştir. Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan ahrarları desteklemiş, onların 35 yıl sonra demokratlar olarak dirilmesiyle yine desteğini artırmıştır. Bu 35 yıllık sükût halinde kendisi de dönemin özellikleri itibarı ile susmuş ve siyasete hiç karışmamıştır. Ancak 1946’dan itibaren ahrarların uyanışı ile birlikte o da yeniden siyasi fikrini ortaya koymuş ve nur talebelerinin demokratlara nokta-i istinat olmasını istemiştir.

İşte sadakatin gereği olarak nur talebeleri de Üstad’ın yolundan giderek demokratları desteklemişlerdir. Ancak o zaman farklı siyasi atılımlarda şaşıran talebeler, Üstad hayatta olduğu için ona sorup öyle hareket ediyorlardı. Ancak her fani gibi Üstad da bir gün fani olup gidecek, ancak misyonu ve davası daima omuzlarda, gönüllerde taşınacaktı. Zaman üstü bir bakış açısına sahip olan Asrın İmamı Bediüzzaman Hazretleri, vefatından sonra çıkacak karışıklıkları bildiği için sık sık talebelerini uyarmış ve onlara kalıcı, yoruma kapalı, açık ve net ifadelerle yol gösterecek dersler vermişti. İşte onlardan biri de fiilen bahsettiğimiz zor şartlar altında meselenin ne kadar mühim olduğunu ifade edercesine açıktan göstermesidir. O kadar ki akılları gözlerine inenlere dahi açıktan gözle görülecek bir ders mahiyetini almıştır.

Ben bu hadiseyi ilk okuduğumda daha yeni daireye adım atmış şaşkın biriydim. O zaman çok merak etmiş ve sorgulamıştım. Bir din âlimi, oy vermek gibi basit (!) bir iş için hasta yatağından kalkıp gidiyor ve reklam eder gibi açıktan kullanıyordu. Şaşırmamak mümkün değildi. Üstelik bu zat artık hayatının sonuna gelmişti. İnsan son demde siyaseti değil, ahireti düşünmez mi? Peki bu neyin nesi diye tahayyürde kalmıştım. Şimdi anlıyorum ki, o sıradan gibi görünen basit (!) oy, aslında onun davasının yüzde onluk ama mühim bir kısmını simgeliyordu. Şimdi bunu anlamak daha mümkün. Zira o, insanlığın son imamıydı ve bu yaptığında da son bir mesaj vardı. Benim hisseme düşen mesaj şu: O güne kadar olduğu gibi, o günden sonra da çizgisi bozulmayan bir misyonun kıyamete kadar değişmeyeceğini gösteriyordu. Bazen durağan bir döneme girse de misyon hayatta. Hatta bazılarının dediği gibi, yüzde üçte olsa misyon hâlâ ayakta. Ve onu yeniden eski günlerine getirmek için bir öncekinde Üstad’ın yaptığı gibi, bu sefer de talebeleri bu vazifeyi yapacak ve bu misyonu yeniden ayağa kaldıracaktır inşallah… Bu da bizim Üstad’a sadakat borcumuz olsun vesselam…

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu