Tarih dersinin eğitimdeki ehemmiyeti

Tarih; geçmiş zamanlardaki siyasî, ekonomi ve kültürel hadiseleri yer ve zaman göstererek, objektif bir şekilde -yani çarpıtmadan- olduğu gibi tam olarak anlatan ilim dalıdır.

Gayesi, mazideki hadiselerden ibret alarak, kazanılan tecrübeler sayesinde geleceğe ışık tutmaktır. Tarih kültürü iyi olup, örnek alan toplumlar, her alanda isabetli davranıp kolay kolay hata yapmazlar!

Günümüz Türkiye’sinde okullarda okutulan tarih derslerinin birçok eksikliklerinin yanı sıra, birçok da çarpıtma var! Meselâ, hür düşünceyi kısıtlayan “Türkiye Cumhuriyeti İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” dersi, “Tarih İlmi Metodu” ile bağdaşmıyor. Üstelik yanlış bilgiler de mevcut! Bu dersin, her dereceli okulda ve üniversitelerin bütün fakültelerinde mecburi olarak okutulması da despot ve militarist anlayışın bir dayatmasıdır!

BİR HATIRA

Geçenlerde, yıllar önce bir lisede dersine girdiğim bir gençle karşılaştım. Selâmlaşıp, hal hatır sorduktan sonra genç dedi ki; “Hocam, bizlere T. C. İnkılâp Tarihi dersini işlerken, ders kitabında olmayan ve dersle alâkalı belgeye dayalı çok ilginç konular anlatıyordunuz. O zaman kafama takılan ve merak ettiğim bir çok hususu fırsat bulup soramıyordum. Hâlâ kafamı meşgul eden bir takım sorular var. Müsaitseniz şimdi sorabilir miyim?” Ben de “hay hay, sor” dedim. Merak ettiği konularla ilgili sorularını –kaynak göstererek- bir bir cevaplandırmaya çalışırken ikimiz de hafifçe atıştıran yağmur altında ıslanıyorduk. Fakat, yakaladığımız bir fırsatı değerlendirdiğimiz için aldırış etmiyorduk.

Soru–cevap faslı bittikten sonra genç, “Hocam çok teşekkür ederim, merakımı gideren ve aydınlatıcı çok şeyler öğrendim. Benim dünyamı, görüş ufkumu değiştirdiniz” diyerek, çok memnun olduğunu söyledi! İşte, maalesef okullarda gerçek ve aydınlatıcı bilgi veril(e)miyor!

BİR DESTAN YAZILIYOR

Her sene 18 Mart günü kutlanmakta olan “Çanakkale Zaferi”, aynı zamanda büyük bir destandır! Dünya Tarihi’ne damgasını vuran bu büyük hadiseyi tek yönden ele alarak, sıradan bir savaş gibi anlatmak gerçeği ifade edemez! Bu tarihî büyük hadiseyi en başta maneviyat olmak üzere, sosyolojik, psikolojik, siyasî, kültürel ve askerî yönleriyle ele alıp objektif olarak değerlendirmek gerekir. Aksine, siyasî istismar konusu yaparak, esas maksadı tam olarak gerçek kahramanları bir tarafa iterek hadiseyi çarpıtarak anlatmak, tam olarak izah etmiş olamaz! Bu büyük tarihî hadise, İslâmiyet düşmanlarının asırlarca birikmiş kinlerini kustuğu, ehl-i küfür ile ehl-i İslâmın kozlarını paylaştığı, gözü dönmüş, insanlık düşmanı vahşilerin saldırdığı ve Müslümanların Allah (cc) için vatan müdafaasında bulunduğu, büyük bir hesaplaşma hadisesidir!

Çanakkale Deniz Savaşları’nda cephe kumandanı, Trablusgarp, 1. ve 2. Balkan, 1. Dünya ve Kurtuluş Savaşları’nda bulunan Orgeneral Cevat Çobanlı Paşa’dır (1870-1938). Bundan başka, kurmay başkanı Selahaddin Adil Bey; ilk şehitlerden üsteğmen Hasan; Nusrat mayın gemisi kumandanı Hakkı Bey; yüzbaşı Nazım Bey; tonlarca ağırlığındaki topları kalelerden sahile indirmeye muvaffak olan yüzbaşı Ramazan Ağa; 3. Kolordu kumandanı Esat Paşa; Cafer Tayyar Paşa; tümen kumandanı Kâzım Karabekir; Vefik Paşa; albay Ali Rıza Bey; 25 Nisanda Anzak’larla ilk vuruşmaya giren 27. Piyade Alayı kumandanı Şefik Aker ve bütünüyle şehit olan 57. Piyade Alayı kumandanı Şehit Hüseyin Avni Bey; Yozgat Sorgun’lu Kınalı Hasan; yüzbaşı Atıf ve daha nice destan kahramanlarından hiç bahsedilmiyor?!

CANLI BİR MİSAL

18 Mart 1915 günü ‘Çanakkale Zaferi’nin kazanılmasında Yarbay Mustafa Kemal’in herhangi bir tesiri olmadığı halde, Resmî ideoloji ona mal etmeye çalışıyor! Zira bu savaş bir deniz savaşıdır. Müttefik devletlerin savaş gemileriyle, Osmanlı topçuları arasında geçen bir savaştır. Mustafa Kemal ise, cephede bulunan 455 yarbaydan, piyade sınıfına mensup bir yarbaydır. Diğer taraftan, okullarda ve medyada lanse edilen bu savaş yalnız 18 Mart ‘Zafer’ gününe münhasır değildir. Çanakkale Savaşları 3 Kasım 1914’te başlayıp, 9 Ocak 1916’da bitmiştir. Yaklaşık 15 ay devam etmiştir.

Neticede; okullarda okutulmakta olan resmî tarih konuları tarih ilmi metoduyla tetkik edilecek olunursa, birçok yalan, iftira ve çarpıtmaların olduğu görülecek.

Artık vahim gelişmelere yol açan bu yanlıştan dönmemiz, millet ve memleket açısından hayati ehemmiyet arz etmektedir!..

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*