Melekler hayra meyilli, şeytanlar ise şerre meyilli yaratıklardır. İnsanlar ise hem hayra, hem de şerre meyilli olarak yaratılmış. Ancak insanın nihayetinde hayra meyilli olması isteniyor. Bu nedenle Kuran insanları şerden uzaklaştırıp hayra yönelmesi için bir çok emir ve nehiyleri ihtiva eder.
Yani insandan maksat iyiye ve hayra yönelmesidir.
Kuran’da bu husus bir çok surede tekrar edilir. Cenab-ı Hak bir çok isminin tecelli etmesi nedeniyle insanı iki yöne de meyil edecek şekilde yaratmıştır. Ancak kötü yöne gitmesin diye de bazı sınırlar ve nehiyler ortaya koymuş, bu sınır ve nehiyleri ihlal edenleri de bir takım ceza ve azapla tehdit etmiştir.
Bunun yanında iyi işler yapanları ve hayra meyilli olanları da çeşitli ikramlar ve nimetler vaadi ile teşvik etmiştir. İşte bu tehdit ve mükafat dengesi Kuran’ın en kısa suresinden en uzun suresine kadar hemen hemen her noktada korunmuştur.
Bir yerde küfür, nifak, ifsat ve şer ehli cehennem gibi bir azapla tehdit edilirken; hakka itaat eden ve iman sahibi salih kullar da cennet gibi bir saadet yurdu ile müjdelenmiştir. Demek ki Kuran “tergib ve terhib”, yani teşvik ve korkutma dengesini tam olarak korumuştur.
İslam’ın ilk yıllarında bu dengeye tam olarak uyulmuş.
Fakat sonraki devirlerde bu dengenin korkutma hesabına bir miktar da olsa bozulduğunu görüyoruz. Bu nedenle hatipler kürsülerden cehennem ve azap konusundan daha çok bahsetmeye başlamışlar. Uzun bir süre böyle bir tebliğ metodu da kalplerde korkunun ön plana çıkmasına yol açmış. Bu gün de bazı hatipler yine aynı yolu takip etmekte.
Bu noktada Risale-i Nurun farklı bir yol izlediğini görüyoruz.
Çünkü Risale-i Nurda Kuran’daki tebliğ metodu tam olarak tecelli etmiş. Korku ve ümit noktasındaki muvazeneye de son derece dikkat edilmiş. Hatta ümit, sevgi, muhabbet, iman, ihlas gibi müspet konuların bir adım öne çıktığını da görüyoruz. Çünkü günümüz insanını sadece korku üzerinden terbiye etmek çok da sağlıklı bir netice vermiyor. Hatta korkudan çokça bahsetmek bazı tenkitlere de vesile oluyor. Çünkü muvazene ve denge bozuluyor.
Risale Nur ise imanın tüm detaylarını ve güzel neticelerini o kadar tafsilatı bir şekilde anlatıyor ki imandaki sevgi, marifet ve muhabbet tam olarak tezahür etsin. Yani insan Rabbine sevgi ve muhabbetle bağlansın ve Onun emirlerini şevkle yerine getirsin.
Aslında Risale-i Nurda menfi konulardan ve çeşitli azaplardan da söz ediliyor. Ama bu konu öyle kuru bir korkutma tarzında değil. Bu noktada küfrün, nifakın, şer ve günahların mahiyetleri nazara verilerek hikmet kuralları için nasıl dehşetli bir netice verdiğini nazarlara sunuyor. Küfür ve inkarın nasıl dehşetli bir yokluk ve ademiyete neden olduğunu tafsilatlı bir şekilde anlatıyor ki, bu korkunç ve dehşetli halden ürküterek cehennemin bile küfür ehline bir rahmet olduğunu gösteriyor.
İşte günümüzde doğru ve dengeli bir tebliğ yapmak isteyen Risale-i Nurdaki hakikatler doğrultusunda bir usul ve yöntem takip etmeli. Abartılı ve mübalağalı söz ve davranışlardan uzak durarak Kuran’daki tebliğ muvazenesine uygun hareket etmeli. Yoksa aksülamel ile yapılan çaba boşa gidecektir.