Terörün çözüm formülü: Kur’ân-ı Kerim

Prof. Dr. Yusuf Ziya Keskin ile Diyanet İşleri tarafından kabul edilen 2010 Kur’ân Yılının mahiyetini konuştuk.

Ülkedeki terör olaylarının ve tartışmaların Kur’ân-ı Kerim mesajlarıyla çözülebileceğini söyleyen Keskin, Kur’ân’a olan ihtiyacımızı anlattı. Prof. Dr. Yusuf Ziya Keskin, 1963 yılında Şanlıurfa’da doğdu. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu.

1995 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hadis Bilim Dalında doktorasını tamamladı. 1995 yılında Yrd. Doç., 2002 yılında Doçent ve 2007 yılında Profesör oldu. Halen Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslâm Bilimleri Hadis Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

Kur’ân Yılı ile amaçlanan nedir?

Kur’ân asırlardır insanlığı aydınlatan İlâhî bir mesajdır. Son zamanlarda insanlığın bu mesaja daha çok ihtiyacı bulunmaktadır. İnsanlık hızla gelişen teknolojinin çarkı içinde ezilmekte ve manevî buhran yaşamaktadır. Yaşadığı bu buhranın farkına bile varamamaktadır. Oysa reçete 1400 yıl önce yazılmış ve insanlığa sunulmuştur. İşte Kur’ân yılı ile, farkına varılmayan bu buhrana çare olmak üzere dikkatleri yeniden bu İlâhî mesaja çekmek ve kurtuluş reçetesini insanların istifadesine sunmak amaçlanmıştır. Bunun yanında, Kur’ân’ın günümüz insanına nasıl anlatılması gereği üzerinde durmak maksadıyla yoğun bir fikrî hareket ortamı oluşturulmaya çalışıldığı söylenebilir.

Kur’ân Yılı nasıl değerlendirilmeli, tavsiyeleriniz nelerdir?

Öncelikle Kur’ân’ın İlâhî bir kaynaktan geldiği vurgulanmalı ve bu konuda ulusal ve uluslar arası kongreler düzenlenmelidir—bu çerçevede bazı toplantılar yapılmıştır—. Kur’ân mesajının diğer din mensuplarına ulaştırılması yönünde çaba sarf edilmeli ve mümkünse Kur’ân’ın ulaşmadığı bir coğrafya kalmamalıdır. Bunun için henüz tercümesi yapılmayan dillere Kur’ân tercümesi yapılmalıdır. Uluslar arası düzeyde bunlar yapılırken, ülkemiz insanına Kur’ân’ın evrensel mesajını hatırlatacak küçük kitapçıklar hazırlanıp ücretsiz dağıtılmalı, özellikle çocuklara Kur’ân sevgisi aşılatılmaya çalışılmalıdır. Bunun yanında çeşitli yarışmalar düzenlemek suretiyle çocuk ve gençlerin Kur’ân’la buluşmaları sağlanmalıdır.

Evrensel bir din olan İslâm’ın yol göstericisi olan Kur’ân’ın, asrımıza ve insanımıza mesajını nasıl özetlersiniz?

Kur’ân bütün insanlığa gönderilmiş evrensel bir kitaptır. Dolayısıyla Kur’ân mesajı bütün insanları kapsar. Kur’ân’ın ana hedefi tevhidi, yani Allah’ın birliğini insanların zihinlerine yerleştirmek, şirki, yani Allah’a ortak koşmayı çağrıştırabilecek her türlü inanç ve ameli ortadan kaldırmak, Allah’a boyun eğen, samimî Müslümanlardan oluşan, kişilikli, dürüst, adalet sahibi, iyiliği emreden ve yapan, kötülüklerden sakındıran ve sakınan fertlerden oluşan bir toplum meydana getirmektir. Bütün bunlarla amaçlanan hedef, Allah’a tam mânâsıyla teslim olan, Allah’ın rızasını gözeten, Allah’ın yasaklarından uzak duran, dünyevî ihtiyaçlarını gidermekle birlikte asıl yurdu, yani ahireti düşünen ve bütün hayatını bu çerçevede şekillendiren insanlar yetiştirmektir. Zira Kur’ân’da pek çok yerde “iman eden, salih amel işleyen” kimselerin kurtuluşa ereceği ifade edilir. Demek ki, öncelikle samimiyetle iman etmek, ardından da Allah’ın hoşnut olduğu fiilleri (ibadetler, sadakalar, iyilikler gibi), yani salih ameli işleyerek kurtuluşa erenlerden olma yolunda gayret etmek gerekir. İşte Kur’ân, kısaca bu iman ve amel üzere olmayı öğütlemekte ve insanlardan hayatlarını bu şekilde tanzim etmelerini istemektedir.

Kur’ân-ı Kerim okumak insana, hayata neler katar?

Kur’ân-ı Kerim, insanları hem dünyada, hem de ahirette huzur ve mutluluğa kavuşturacak prensipler vazetmiştir. İnsanlık, dünya meşgaleleri içinde bazen yolunu şaşırmakta, nereye gittiğinin farkına varamamakta ve pek çok maddî-manevî problem yaşamaktadır. Oysa Kur’ân, yol gösterici özelliğiyle nereye gittiğini bilemeyen insanlara yol göstererek problemlerine çözüm bulmakta ve onların hastalıklarını iyileştirmektedir. İnsan ne kadar çok Kur’ân’ı okursa o kadar huzur bulur ve ezici dünya çarkında kendini o kadar güvende hisseder. Allah’a teslim olarak ve samimiyetle iman ederek Kur’ân okuyan kimse, huzur bulduğunu ve kalbinin ferahladığını hissedecektir. Zira Kur’ân, sıradan bir kitap değil, kâinatın sahibi Yüce Allah’ın sunduğu kurtuluş reçetesidir. Kur’ân, hayatın her yönüne ışık tutar. Yemeden içmeye, çalışmaktan uyumaya, evlenmeden boşanmaya, doğumdan ölüme hayatın her safhasıyla ilgili kurtuluş reçeteleri sunarak insanı rahatlatır. Hayat Kur’ân’la bütünleşirse bir anlam kazanır. Kur’ân’la bütünleşmeyen hayatın ne dünyada ne de ahirette insanı huzura kavuşturması beklenemez.

Son dönemlerde ülkemizin ihtiyacı olan bir arada olma, kardeşlik gibi konularda Kur’ân-ı Kerim bize ne buyuruyor?

Kur’ân-ı Kerim, bütün insanların bir erkek ve dişiden yani Hz. Âdem ve Havva’dan yaratıldığını, dolayısıyla biyolojik olarak insanlar arasında bir fark olmadığını ifade etmektedir. Renklerin, dillerin veya ırkların farklı oluşu bir problem değil, Allah’ın rahmetinin bir eseri olan bir nimet ve onun ilim ve kudretini ortaya koyan bir alâmet olduğunu ifade etmiştir. Buna göre tabiî olan dil, renk ve ırk ayrımı kamplaşmaya veya çatışmaya değil, Kur’ân’ın ifadesiyle tanışmaya, kaynaşmaya vesile olmalıdır. İnsanları biyolojik özelliklerine göre değerlendirmek yerine, Allah’ın emirlerine ve Sevgili Peygamberimizin sünnetine bağlılık derecesine göre değerlendirmeli ve ona göre davranmalıyız. Kim Allah’ın emir ve yasaklarına daha çok riayet ederse o, Allah katında daha değerlidir. Allah katında değerli olan, insanlar katında da değerlidir. Dolayısıyla ırka dayalı kamplaşmanın İslâm’da yeri yoktur. İslâm bütün mü’minlerin kardeş olduklarını belirtir ve müminler arasında bir problem meydana geldiğinde aralarının ıslâh edilmesini yani barışın sağlanmasını emreder. Buna göre aynı anne ve babadan doğan, aynı inanç etrafında birleşen insanlar, sun’î ayrılıkları bir tarafa bırakıp İslâm şemsiyesi altında bir arada yaşamaya gayret etmelidirler. Tarih, ayrılıkları ön plana çıkaran toplulukların nasıl felâkete uğradıklarını gösteren pek çok örnekle doludur. Barış ve huzur bir arada kardeşçe yaşamadadır.

Sizce Kur’ân-ı Kerim’in verdiği mesajlarla, yaşanan terör ortamından kurtulabilir miyiz?

Kur’ân evrensel bir mesajdır. Bu mesaj bütün insanlığın barış ve huzur içerisinde yaşamasını hedefler. Her türlü terörü ve insanlar arasında fesat çıkarmayı yasaklar. Kur’ân’a göre bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir. Bir insanın hayatını kurtararak onu yaşatmak da bütün insanları yaşatmak gibidir. Dolayısıyla Kur’ân, toplumun huzurunu bozacak her türlü davranışı yasaklamış ve insanlar arasında sevgi ve kardeşliği öğütlemiştir. Huzur ve sükûnun reçetesi Kur’ân’dır. Kur’ân hayatımıza yön verdiği takdirde huzur bulacak, Kur’ân’dan uzaklaştığımız ölçüde de sıkıntılarla karşılaşacağız. Bunun için çocuklarımıza ve gençlerimize Kur’ân’ı aşılamalı, onları Kur’ân’ın gösterdiği hedef doğrultusunda yetiştirmeliyiz.

Kur’ân-ı Kerim’i anlamak için meal okumak yeterli midir? Evrensel mesajları anlayıp hayatımıza aktarmak için hangi kaynaklara başvurmalıyız?

Bilindiği üzere Kur’ân, Arapça bir metindir. Arapça bilmeyenlerin Kur’ân’ı anlamaları için mealinden okumaları gerekir. Bir dilin orijinal metni ile çeviri metni birbirinin aynısı olamaz. Ancak çeviriler büyük ölçüde mânâyı yansıtır. Bununla birlikte Kur’ân’ın ileri düzeyde anlaşılmasında meal ile iktifa etmek yeterli olmaz. Zira Kur’ân’da kapalı pek çok konu vardır. Bu kapalı konulardan bir kısmı Hz. Peygamber’in hadisleriyle, bir kısmı sahabelerin açıklamalarıyla bir kısmı da sonra gelen âlimlerin tefsirleriyle açıklığa kavuşmuştur. Bunun yanında Kur’ân’ın her döneme hitap eden yönü vardır. Bu sebeple sadece meal okuyarak Kur’ân’ı tam olarak anlamak mümkün değildir. Bunun için tefsirlere başvurmak gerekir. Çok eski tefsirlerden yararlanmak mümkün olmakla birlikte, her tefsir kendi dönemindeki anlayışı yansıttığı için bazen bu tefsirler günümüze hitap etmeyebilir. Bu sebeple çağdaş tefsirlerden yararlanmanın daha faydalı olacağını düşünüyorum.

Diyanet’in yakın zamanda yaptığı bir ankette, Türkiye’de yüzde 20’lik bir kesimin Kur’ân-ı Kerim’i hiç eline almadığı, yüzde 60’ın ise Kur’ân-ı Kerim’i eline aldığı ancak yüzünden okuyamadığı ortaya çıktı. Siz bu sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halkın büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede bu oranlar oldukça yüksektir. Ancak bunun çeşitli sebepleri vardır. Harf devrimi, geçmişte dindarlara yönelik baskı, bazı camilerin kapatılması, yeterli din görevlisi kadrosu verilmemesi v.b. sebepler, Kur’ân’ın öğrenilmesine olumsuz etki etmiştir. Ancak son zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gayretiyle Kur’ân öğrenenlerin sayısında ciddî bir artış meydana gelmektedir. Bu oranın 5-10 yıl içerisinde olumlu yönde artacağını düşünmekteyim. Zira yaz Kur’ân Kursları, örgün Kur’ân Kursları ve camilerde vatandaşlara yönelik Kur’ân eğitimi programlarının artmasına bağlı olarak Kur’ân öğrenenlerin sayısında hızlı bir artış meydana gelecektir. Bu konuda anne-babalara büyük görevler düşmektedir. Anne-babalar kendileri Kur’ân öğrenmemiş de olsalar çocuklarının öğrenmesi yönünde gayret gösterdikleri takdirde yeni neslin büyük bir bölümünün Kur’ân’ı öğreneceğini ümit ediyorum. Şunu da ifade edeyim. Kur’ân’ı Arapça okumak önemlidir. Ruhu geliştirir. Ancak anlayarak okumak hem ruhu hem de aklı geliştirir. Dolayısıyla Arapçanın yanında Kur’ân’ın ne demek istediğini hiç olmazsa mealini okuyarak anlamaya çalışmak gerekir.

Eklemek istedikleriniz varsa alabiliriz.

Teşekkürler…

Son olarak şunları söyleyebiliriz: Kur’ân hem ruhun, hem aklın gıdasıdır. Okumadan onun tadına varmak mümkün değildir. Kur’ân hazinesinden yararlanmak için bu hazinenin içine girmek gerekir. Bunun için de Kur’ân’ı hayatın bütün merhalelerinde okumalı, okutmalı ve anlamaya çalışmalıyız. Gönlü imana açık olanlar Kur’ân’ı okudukça huzur bulacak ve Allah’ın sevgisine mazhar olacaktır. Kur’ân, kendisine inanmayanlar için de huzur kaynağıdır. Yeter ki ön yargıya kapılmadan okunabilsin.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*