Tesettürümüzle ne kadar hizmet ediyoruz?

Tesettüre dair Kur’ân’da geçen açık hükümler bellidir. Bu delillere ve hadislere dayanarak açık hüküm: “Örtünmek farzdır, terki haramdır.” Âlimler bu konuda hem fikir olmuş fakat şekli hakkında farklı fikirler beyan etmiştir.

Dolayısıyla buradan yola çıkarak insanlar farklı örtünme şekilleri bulmuş; kimi ifrat etmiş, kimi tefrit, kimi de vasatı bulmuştur. Tabi bu işin ticarî sektör alanı da gelişmiş ve farklı modeller üretme adına ne yazık ki dejenerasyon başlamıştır. Tesettür firmalarının çeşitliliği arttıkça rekabet ortamı artmış ve batılı ülkelerden etkilenerek moda adı altında farklı bozulmalara kapı açılmıştır. Tabi suç tamamen bu firmaların değil elbette. Bununla birlikte vatandaşın; kutsalına sahip çıkmaması, taviz vermesi ve nefsî zaafları var. Öte yandan hocalarımızın ve Diyanet’in dinî konularda yapılan yanlışları engellemek noktasındaki eksikliği, bir de tabi hükümetlerin bu hususlardaki yanlış politikaları durumu vehamet boyutuna taşıyan unsurlardan bazıları.

Moda diye yapılan tahribatlar nevinden ise; etek boylarının kısalması, vücut hatlarını belli edecek dar modeller, rengârenk albenili desen ve renkler vs… Çoğaltılabilir elbette. Ve tabi bunların reklam amaçlı düzenlenen tesettür defileleriyle yaygınlaştırılarak, vehametin normalleştirilmesi işin başka boyutu. Daha önce podyumlarda açık saçık kıyafetleri sergileyen kiralık mankenlerin, binlerce lira karşılığı podyumlarda süflî nefisleri harekete geçiren sözde tesettür(!) sunumları…

Peki tesettür bu mu? Hayır tabii ki! Tesettür, Allah’ın Settar isminin tezahürüdür. Bu tezahürât, en seçkin varlık olan insanda, bilhassa da kadında açığa çıkmıştır. Fakat günümüz kadını, ne yazık ki, bu kudsî âyinedarlık vazifesine sahip çıkamamış ve hatta tahrip etmiştir. Hatırlarsak, Hanımlar Rehberi’nde Üstad, kadınları kullanan komitelerden bahseder. İşte bu komiteler kadını evinden ve tesettüründen çıkarıp sokağa atmıştır(!) maalesef.

Bu konuda Diyanet sessiz! Çıkıp herhangi bir beyan vermiyor. Aslında Diyanet’in hiç olmazsa bu konudan başlayarak, uzun yıllar millet nezdinde kaybettiği güveni tazelemesi çok yerinde olur. Diğer bir sorumlu da, hiç şüphesiz hükümet. Bu konuda Üstadın ısrarla vurguladığı şu fikir, bugün de ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Üstad ‘din adına siyasete soyunmak isteyenler’ için der ki: “[toplumun bütün katmanlarının] yüzde altmış, yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir. Dinî siyasete âlet etmemeye, belki siyaseti dine âlet etmeye çalışabilir. Fakat çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dinî siyasete âlet etmeye mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.” Geçerse ne olur, mukaddeslerinden taviz vermek zorunda kalırlar. Nitekim, öyle de olmuş. Son on yıldır ‘dindar hükümetle’ yola devam ediyoruz ve verilen tavizler ortada. ‘Başörtüsü zulmü’ kısmen bitti fakat bitene kadar içi de bitirildi. Yani geç kalındı. Bugün kısmen serbest ama doğru ve bilinçli örten insanlar azaldı. Artık eski sağlamlık yok. Ayrıca başörtüsüne gelen bu serbestiyetin kesinlik boyutu da yok. Zira yapısal ve kalıcı değişiklikler yapılmamıştır. Dolayısıyla hükümet değişirse, bu serbestiyet de değişebilir maalesef.

Hükümetin iyi icraatı hiç yok dersek, elbette yanlış olur. Fakat geç kalındığı ve içlerinin bitirildiği bir gerçek. İşte bir örnek daha: Kur’ân kursları. 12 yaş yasağı vardı, bu sene kaldırıldı; fakat yerine 4+4+4 getirilerek farklı bir yoldan yine engellendi diyebiliriz.

Günümüz dindarlarını tehdit eden en büyük tehlike, hiç şüphe yok ki dünyevîleşme. Bu minvalde en çok sarsılan değerlerimizden biri de pek tabii tesettür.

“Müslümanım, tesettürlüyüm” diyen herkes kendileriyle bir iç hesaplaşma yapmalıdır. İslâm’a fayda verecek bir şey yapamıyorsak bile hiç olmazsa zarar vermeyelim. Zira bu emanet sahibine alındığı gibi sağlam verilmelidir. Efendimizin (asm) huzuruna çıktığımız zaman; o kadar ezalarla kazandığı bu dâvâyı biz pespaye bir halde sunar isek, düşeceğimiz durumu hesap etmeliyiz.

Elhasıl; dâvâmız kudsî, yükümüz ağır. Üstadın şu sözü bize rehber olsun inşallah: “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-ı imaniyenin kemâlâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tabileri elbette cemaatlerle İslâmiyet’e girecekler, belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslamiyet’e dehalet edecekler.” (Hutbe-i Şamiye, s. 328, E.S.D. Eserleri)

Benzer konuda makaleler:

1 Yorum

  1. Yazının başlığının “İslâmî Tesettürü Yapabiliyor muyuz?” olması daha uygun olurdu. Kadın ve genç kızlar, ilimahallerini açıp, İslâmî tesetttürün nasıl olabileceğini öncelikle öğrenmelidirler.Kadınlarda, vücudun tenini örtse de, hattını belli eden kıyafetlerle tesettür asla olamaz. Maalesef Diyanet İşleri Teşkilatımızın görevlileri de bu mevzuda üzerine düşeni yapmıyor.Diyanetin hac ve umre seferlerine katılan genç kadınlar arasında bile, vücut hatlarını belli eden kıyafetlerle ve kısa etek altında veya eteksiz dar pantolonlarla kafilede yer alan kadın ve genç kızlar olduğu halde, Diyanet görevlilerinin onları ikaz etmediği ve engellemediği görülüyor. Sözü fazla uzatmadan kadınların İslâmî tesettürüyle alâkalı şu hadise dikkati çekmek bile kâfi gelebilir:
    Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Suretde elbiseli, hakikatte çıplak kadınlara, Allah lânet etsin” buyurmuştur.
    Kısa bir eteğin altına veya hiç etek de giymeden kalçalarına ve bacaklarına yapışmış streç veya emsali dar pantolonlarla veya vücudunun üst kısmında bel ve göğüslerinin şeklini ve hattını belli eden üst giysilerle sokağa çıkan kadınlar ve genç kızlar, saçlarını deve hörgüçü gibi başlarının üstünde topladıkları gözalıcı ve sıkmabaş tarzında bağlı başörtüleriyle İslâmî örtünmeyi yerine getirdiklerini ve bu hadisle Peygamberimiz tarafından lânetlenmekten uzak kaldıklarını mı zannediyorlar? Bu dehşetli lânetin hedefi olmamak için gerekeni yapmayı niçin düşünmüyorlar?

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*