Toplumdaki Bozulmada Medyanın da Büyük Rolü Var

Türkiye Gazetesi Genel Yayın Müdürü Nuh Albayrak: “Türkiye’de bozulmanın, ahlâkî çürümenin vebalinin büyük kısmının medyaya ait olduğunu düşünüyorum. Şimdi bakın topluma, bundan 40 yıl önceki aile yapısıyla şimdiki aile yapısı çok farklı bir birinden. Buradaki en büyük etki medyanın diye düşünüyorum.”

 Türkiye Gazetesi’ni halka arz etmeye nasıl ve neden karar verdiniz?

Biz krizden (2001 krizi) sonra yaklaşık 7-8 yıl düşük yoğunlukta diyebileceğimiz bir dönem geçirdik. Krizden dolayı yarınki gazeteyi hazırladığımız, atılım düşünmediğimiz bir dönemdi. Eğer yayına devam edeceksek bir hareket getirmek gerekiyordu. Çünkü gazetecilik rölantiyi kaldırmıyor. Ben üç yıl önce bu genel müdürlük görevine geldim. Bu göreve gelmemde daha önce yazı işlerinde olmam, bütün arkadaşlarla beraber çalışmamız da etkili oldu. Arkadaşlarda bir heyecan vardı, ‘bir atılım yapalım, biz artık yaptığımız işten heyecan duymuyoruz’ gibi bir baskı da vardı. Bu heyecanla iki buçuk yıl önce başladık, o zaman gündemde halka arz söz konusu değildi. Gazeteyi yeni baştan ele alarak daha kaliteli bir gazete nasıl yapabiliriz diye böyle başladık işe. Şirket yönetimini baştan aşağı değiştirdik. O zaman ben gazetenin bütün malî, idarî ve reklâm olmak üzere bütün sorumluluğunu tamamen üzerime aldım. Dolayısıyla gazetenin bağlı olduğu şirketi sadeleştirdik. Ayrıntıları kaldırdık. O ona bağlı, bu buna bağlı bunları kaldırdık. Çabuk karar verebilen bir yapıya dönüştürdük şirket yapısını. Bunun da çok kısa sürede etkilerini gördük. Bu değişikliklerden kısa süre sonra küresel kriz devreye girdi. Krize rağmen yaptığımız tasarruflar sayesinde o zamandan beri faliyetlerimizi dış kaynak kullanmadan kendi özkaynaklarımızla devam ettirebiliyoruz.

Türkiye’de sadece gazetecilikle para kazanmak, kârlı olmak mümkün değil. Çünkü, maliyetler artıyor, ama satış malûm. Gazete fiyatları çok düşük Türkiye’de. Sene başındaki kâğıt fiyatı ile sene sonundaki kâğıt fiyatı tam ikiye katlandı. Biz gazetenin fiyatını 40 kuruştan 50 kuruşa çıkardık, 10 kuruş arttırdık. 10 bin okuyucu kaybettik. 10 kuruş için yani. Reklâm gelirleri bu krizden sonra çok düştü. Hepsini bir araya getirdiğin zaman sadece gazete olarak baktığınızda para kazanılmaz. Biz böyle bir zamanda iyi tasarruf yaparak, İstanbul’da ve İstanbul dışındaki 5 ildeki baskı merkezinde yüklü miktarda piyasa işi yaparak kârlı hale geldik. Şu anda Türkiye Gazetesi yani İhlas gazetecilik A.Ş. yani halka arz ettiğimiz şirket gerçekten reel anlamda kârlı bir şirket. Bu duruma gelmişken, bize katkı sağlar diye halka açılmaya karar verdik. Üç ay önce karar verdik ve uygulamaya başladık, sonuçta geçtiğimiz hafta itibariyle sonuçlandı.

Hisseleri satılır kılan sebepler nelerdir?

Bir kere Türkiye Gazetesi’nin yayın anlamında bir güven oluşturduğunu düşünüyorum. Haberin donelerini yanlış almışızdır. Henüz daha oluşmamıştır. Bir olay yeni oldu paldır küldür topladık malzemeleri verdik gazeteye, sonra öğrendik ki ordaki bazı doneler farklıymış bu olabilir. Ama bizlerde hiçbir zaman Allah’ın izniyle yalan haber olmaz. Yalan haber başka birşey, yanlış başka birşey. Dolayısıyla bizlere bu uzunca yayın sürecimiz sonucunda okuyucuda bir güven oluşuyor. Tiraj düşüyor çıkıyor, ama yayın çizgisi istikrarlı gazetelerde değişmez. Bizim de yayın çizgimiz değişmedi. Bundan dolayı okuyucu ve piyasa nezdinden bir güven var diye düşünüyorum. Bu güven ortaya koyduğumuz argümanlara da güvenilmesini sağladı. Biz diyoruz ki; ‘kârlı bir şirketiz.’ Bu halka arzı hisselerin bir bölümünü satmak olarak düşünmüyoruz. Yeni ortak almak olarak düşünüyoruz. Satalım kurtulalımdan ziyade, ‘yeni ortaklarımıza nasıl kazandırabiliriz? Onlara nasıl faydalı olabiliriz? diye düşündük.

Hisselerden elde edilen gelir hangi alanlarda kullanılacak?

Hisselerde işin teknik tarafı şöyle: Bu hisseler İhlas Gazetecilik A.Ş. zaten İhlas Holding bünyesinde bir şirket. Satılan hisselerin yüzde 90’a yakın kısmı İhlas Holding’e ait hisseler. Dolayısıyla elde edilecek gelir doğrudan İhlas Gazetecilik A.Ş.’ye girecek bir gelir değil. İhlas Holding’e gidecek. Dolaylı olarak bize de yansıyacak tabiî. İhlas Holding yetkililerinin verdiği bilgilere göre, buradan elde edilecek gelir, işletme sermayesinde ve bundan sonraki yatırımlarda kullanılacak.

Hisselere talep nasıl oldu?

Hisselere talep doğrusu beklediğimizden daha iyi oldu. 3-4 Haziran 2010 tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz halka arzda sermayenin yüzde 33’ü olan 26 milyon 400 bin lot hisseye karşılık 35 milyon 225 bin lot talep geldi. Aracı kurum, talep topladığımızın ikinci günü olan önceki hafta Cuma günü öğleden sonra talep toplamının bir ara 45 milyonu aştığı bildirildi. Bu rakam bizim halka arzımızın iki misli bir rakam. O gün hatırlarsanız, Macaristan ve AB ekonomisi ile ilgili olumsuz haberler sebebiyle ABD borsaları düştü. Dış piyasada bir panik yaşandı. O panikten sonra kurumsal yatırımcılar sanırım, 10 milyonun üzerinde bir talep iptali yapmış. Bu konuştuğumuz talep toplamı o iptallerden sonra kalan rakam. Buna rağmen yüzde 72’sine yakınını ancak karşılayabildik taleplerin. Çünkü, arzımızın iki katı kadar daha fazla talep oldu. Sermaye piyasalarının küresel çalkantı

lardan fazlasıyla etkilendiği bir dönemde, halka arz edilen miktarın üzerinde gelen talep, şirkete duyulan güvenin göstergesi oldu. Hisseler 1.50-1.65 lira fiyat aralığından halka arz edilmişti, fiyatımızda 1.65 TL’den yani tavan fiyattan oluştu.

Bu çalkantılı dönemde borsaya girmekten dolayı endişelenmediniz mi?

Biz üç yıla yakın alt yapı ile uğraştık. Abone ağırlıklı bir gazeteyiz. Dağıtımda oluşan tıkanıklıkları giderdik. Gazetemizin kalitesini arttırdık. Yatırımcı tarafından baktığınız zaman yükseliş potansiyeli olan daha çok kazandırma potansiyeli olan konumdayız şu anda. Sağlam bir durumdayız. Düşse bundan daha aşağı düşmeyecek. Halka arz noktasında iyi zamanlama olduğunu düşünüyorum. Arzı biraz daha geç yapsaydık belki fiyatımız biraz daha yüksek olabilirdi, ama piyasadaki algımız şu andaki gibi olmazdı. Biz piyasadaki durumdan ziyade kendi durumumuzu göz önüne alarak bir zamanlama yaptık.

Başka projeleriniz var mı?

Gazete üzerinde biraz daha duracağız. Hem yayını çeşitlendiriyoruz. Olmayan sayfaları oluşturmaya çalışıyoruz. Gazeteyi biraz daha muhteva olarak kaliteli hale getirmeye çalışıyoruz. Ama bu dediğimiz şey doğrudan doğruya şirketin kârlılığını arttıran birşey değil, aksine iyi habercilik bu zamanda iyi para harcamayı gerektiren birşey. Dolayısıyla biz gazeteyi bir taraftan daha kaliteli hale getirmeye çalışırken bir taraftan da hem İstanbul’da hem de 5 baskı merkezinde piyasa işine biraz daha ağırlık vermek istiyoruz. Ancak ordan biz kârlılığı arttırabiliriz.

İnternet haberciliği, gazeteciliği nasıl etkiliyor?

İnternet haberciliğinin direkt abone sayısını etkileyeceği düzeye gelmediğini düşünüyorum. İnternet bizde, daha yavaş yavaş yayılıyor. İnternetin yayılması bizi malî anlamda daha çok etkiliyor. Önceleri şirketlerin tanıtım bütçeleri sadece gazetelere dağıtılırdı. Daha sonra özel televizyon kanallarının artmasıyla bu bütçe gazeteler ve televizyonlar arasında bölüşülmeye başlandı. Gazetelerinde bundan biraz kaybı oldu. Şimdi azımsanmayacak bütçeler de internete ayrılıyor. Bu oran her geçen gün gazeteler aleyhine olacak gazetelerin reklâm pastasından aldığı pay gün geçtikçe düşecek, ama internetinki artacak. Bu zaman gazetenin aleyhine internetin lehine çalışacak. Gazeteciliği de etkileyecek tabiîki. İnternetin yeni çıktığı yıllarda bundan on sene sonra gazeteciliği bitirecek deniyordu, 10 yıl geçti, ama gazetecilik bitmedi. İnternet gazeteciliği olumsuz etkileyecek, ama öldürmeyecek. Kurumsal bazda ise internet haberciliğinin varlığını dikkate alarak farklı bir yayın yapabilen gazeteler, interneti açınca görülebilecek gazete haberlerinin dışında gazeteyi takip etmeyi sağlayacak farklılık oluşturabilenler gene varlığını sürdürecek. Bütün gazeteler internet âleminde de var, buraya paralel haberciliğimizi devam ettirmeye çalışıyoruz. Orada da ne derecede başarılı olabilirsek bunu dengeleyecek. Bizde yavaş gidiyor, dünyanın bir çok yerinde internetten paralı gazete okuma sistemi gelişti. Bizde de bu zamanla olacaktır.

Misyonunuzu anlatır mısınız?

Gazetemizin ilk yayın tarihi 22 Nisan 1970. Bizim ilk yayınlanan nüshada bir yazı da, Türkiye Gazetesi’ni çıkaranların demokrasiye güvendiği, inandığı demokrasinin vazgeçilmez bir unsur olduğunu, gazetenin demokrasiye, millete devlete destek için çıktığını ve o dönemde bilhassa yayınlanmakta olan gazetelerin tamamına yakını milletin manevî değerlerine dinine inançlarına savaş açmış gibi olduğunu, bu milletin bunu hak etmediğini bu gazetenin de bu insanların inançlarını ve değerlerini korumak için çıktığını ifade eden satırlar var. Aşağı yukarı bu çizgide devam etti, yayınlarımız. Bu 40 yılın son 30 yılına fiilen şahidim. 27 yıla yakını yazı işlerinde geçti. Gerçekten bu dönemde verilen her haberin, her manşetin bir yere zararı dokunur mu, milleti kaosa sürükler mi? Manevî değerlerimize bir zararı var mı? Bunlar hep çek edilmişlerdir. Birçok haberi biz bu endişelerle yayınlamadık. “Haber yayınlansa gündem oluşturur herkes bizi konuşur traj getirir, ama bu milletimize zarar verir manevî değerlerimize zarar verir” diye düşündüğümüz haberi biz yayınlamadık.

Enver Beyin bize yıllar önce verdiği bir talimat var. Demiştir ki; “Kardeşim ben 20 bin 30 bin tiraj da getirecek olsa eğer bir haberi yayınladığımız zaman milletin menfaatlerine zarar verecekse, milletin manevî değerlerine zarar verecekse, milleti kaosa sürükleyecekse bu haberi de bu tirajıda istemiyorum” demiştir. Biz yıllardan beri bunu uygulamaya çalışıyoruz. Bizim misyonumuz milletin değerlerine saygılı millete huzur vermeye çalışan, hiçbir zaman kişi ve kurumları rencide etmeyen onları doğrudan hedef almayan bir yayın ilkesi. Bizim iyi günümüz oldu, kötü günümüz oldu, zor günümüz oldu, ama bu çizgimizi hep muhafaza ettik. Bunu hiç değiştirmedik.

Habercilik sizce nasıl yapılmalı?

Yayıncılıkta benim çok zoruma giden bir anlayış var. Türkiye’de iyi gelişmelerin, olumlu şeylerin haber değeri yok. Dikkat edin gazetelere olumlu gelişmelerin güzel olaylara haber değeri verilmez böyledir. İletişim fakültelerine gidin olumlu haber, haber değildir. İyi gelişmeler haber değildir. Ben bunu çok yadırgıyorum. Neden iyi haber, haber olmasın? Bu insanların güzel gelişmeleri duymaya hakkı yok mu? Neden biz insanlara hep olumsuz kötü karamsar haberleri vermek zorunda olalım ki hep? Bu açıdan ben inisiyatif sahibi olduğum dönemde iyi gelişmeleri de haber yaptık. Bu iyi şey devletin hükümetin bir kurumun iyi icraatı olabilir, faydalı bir yatırımı olabilir. Türkiye Gazetesi’nin uzun zamandır kullandığı bir slogan vardır, hâlâ kullanılan “Huzur veren gazete” diye bunun başlangıcının bizimle bir alâkası yok. Okuyanların yakıştırdığı onlardan bize gelen bir şey. Çünkü biz olumlu şeyleri de veriyoruz haber olarak.

Medyanın, topluma olumlu olumsuz etkileri oluyor mu?

Üçüncü sayfa haberlerini ben ısrarla kaldırdım. Adam sabah kahvaltı yaparken açıyor üçüncü sayfayı kan, cinayet bu yayınlarda insanların hayatları alt üst ediliyor, belki farkında olmadan. Çok basit bir örnek vereyim. Karnesi zayıf çocuklar oluyor, bunlar intihar ediyor. Bunlar da yayınlıyor. Hatta televizyonlarda döndüre döndüre, ajitasyon yapa yapa yayınlanıyor. Bu bile bile değil, ama bu yayıncılığın getirdiği nokta insanlar sürekli psikolojik şeyler altında çocuklar da daha çok psikolojik etki altında inanır mısınız, ben bunu doktorlara psikologlara sordum bunları şimdi çocuk haberi okuyor veya izliyor defalarca öyle oluyor ki çocukta öyle şartlanma oluyor ki, sanki karnede zayıf olunca intihar etmek gerekirmiş gibi bir hal alıyor. Biz hayatta böyle bir haber vermeyiz. Böyle kötü haberler yazıla yazıla izlene izlene bunlar sanki normal şeymiş gibi düşünülmeye başlanıyor. Haberi verenler belki bu niyetle değil, ama bu etkiyi oluşturuyor. Bu olaylar sanki olabilecekmiş gibi geliyor toplumda. Televizyonlardaki dizilerde toplumda yaşanmayan abuk sabuk ilişkiler canlandırılıyor defalarca gösteriliyor. Bunlar izlene izlene tabiî hale geliyor. Bunlara dikkat etmek zorundayız. Yayın politikası derken bunlara çok dikkat etmek gerekiyor. Bazı kuruluşlar buna dikkat ediyor, gönül isterki daha çok kuruluş bunlara dikkat etsin toplumun değerlerine sahip çıksın korusun.

AHLÂKİ ÇÜRÜMENİN VEBALİ BÜYÜK

TÜRKİYE’DE bozulmanın, ahlâkî çürümenin vebalinin büyük kısmının medyaya ait olduğunu düşünüyorum. Şimdi bakın topluma, bundan 40 yıl önceki aile yapısıyla şimdiki aile yapısı çok farklı bir birinden. Buradaki en büyük etki medyanın diye düşünüyorum. Medya yöneticilerinin bu durumu tekrar gözden geçirmesi gerekiyor bence. Bu yayın tarzıyla birilerinin hayatını mahvediyoruz, bilerek veya bilmeyerek. İyi yayın yapan kurumlar da arttı. Bu memnuniyet verici. Allah’ın izniyle doğrunun sesi de görülüyor şimdi.

Nuh Albayrak kimdir?

1960 yılında Konya’da doğdu. Küçük yaşta edebiyata merak sardı. Liseler arası yarışmalardaki derecelerden sonra Seydişehir Postası isimli yerel gazetede başyazı yazmaya başladı. Ancak, eğitim sistemimizin marifetiyle kendini İDMMA-Galatasaray Mühendislik’te buldu ve 1980’de inşaat mühendisi oldu. Bu mesleği bir yıl icra ettikten sonra ‘ilk aşkı’na geri dönerek Türkiye Gazetesi’nde ‘çırak’ olarak işe başladı. O tarihten itibaren gazetenin bütün birimlerinde çalıştı. Mayıs 2007’den itibaren de genel yayın müdürlüğü görevini yürütüyor. Albayrak, iki çocuk babası.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*