Toprağın nutku

Sözde “soykırım” iddialarının yeniden gündeme getirilmesi sonrası bu üçüncü makalemiz oluyor.

Elbetteki bundan maksadımız, dünü bugünle kavga ettirme sevdasında olanlara eşlik etmek değildir. Hele hele bu kavgaya destek vermek hiç değildir.

Millî ve idarî vazifemizin icabı olarak, her millî bayramda olduğu gibi her 2 Nisan Van’ın Kurtuluşu kutlamalarında da aktif vaziyet almamızın da etkisinde kalarak yazdığım bir şiire başlık olan “Toprağın Nutku”, aslında şehit kanlarıyla sulanmış topraklarımızın; tarihimizin konuşan dili olduğunun ifadesinden başka bir şey değildir. O şiirimizin bir bölümünü sizlere arz edeyim:

Kızıl rüzgâr alev alev eserken,
Yavruları, masumları keserken..

Vanlı şahlanarak göğsünü gerdi,
Gözünü kırpmadan canını verdi!

Bu Osman, bu Arif, bu Hamza Dayı..
Nasıl yaşadılar o faciayı!

Canlarını cephelere sürdüler,
Vahşetleri yaşayarak gördüler!

Hani Esma Nene, Menevşe Hatun?
Yaşayanlar, koşun mümkünse tutun!

Ölmeden, sormuşlar Güllü Bacı’ya;
Demiş: “Tahammülüm yoktur acıya!”

“Açmayın, açmayın o kara defter!
O günü yaşadım, anmak bin beter!”

Acaba öldü mü Nafia Ana?
Yaşıyorsa, git sor anlatsın sana!

Can verirken süngüdeki bir masum;
Tahammülün yoksa, gözlerini yum!..

Toprak şehidimin gerçek kefili;
Topraktır tarihin konuşan dili!..

Önemli bir devlet adamının (Winston Churchill) İkinci Cihan Savaşı’nın henüz başında söylediği tarihî bir sözü vardır: “Bugünle dün arasında bir kavga çıkarmak, yarını kaybetmekten başka bir işe yaramaz.”

Ama gelin görün ki, Birinci Dünya Savaşı’ndaki Ermeni tehcirini, Batı kaynaklı batıl zihniyetler inadına “soykırım” olarak dünyaya duyurmaya devam ediyorlar. Halbuki işin boyutu, iddianın aksine tamamen farklı seyretmiştir. Daha başka yerlerde; Kars’ta, Erzurum’da, yahut Muş’ta olup bitenleri bir tarafa bırakalım. Sadece Van’a gidin, bizzat şahitleri belki bulamazsınız, ama şahitlerin şahitlerini bulup dinlersiniz..

Ermeni çetelerinin o dönemde yaptığı mezalimi; şahitlerin anlatımlarından kaydedilenler, Van sahrasındaki şehitlikler ve kazılarda ortaya çıkarılan toplu mezarlar ispat ediyor. Kalleşçe ve hunharca katliâmlar!..

Savaş sırasında eli silâh tutan erkek nüfusun cephelere gönderilmesini fırsat bilen Ermeni çeteler; savunmasız yaşlı, kadın ve çocukları katliâma maruz bırakmışlardır. Asırlarca beraber yaşadıkları komşularını arkadan vurmuşlardır.

Gerek şiirimizdeki, gerekse makalelerimizdeki ifadelerimiz; aslında yazılı, sözlü ve toprak gibi özlü şahitliklerin ifadelerimize büründürülmüş ve müsbet mâna süzgecinden geçirilerek “arındırılmış” terennümüdür..

ZEVE KATLİÂMI VE “VAY VAY TARLASI”

Her şey ve her yer bir yana, sadece Van-Erciş istikametinde 20 km mesafedeki Zeve Şehitliği’ne gidiniz. Orada 1915 yılında gerçekleştirilen Zeve katliâmına toprak dile gelip şahitlik edecektir.

Zamanın Van Valisi Cevdet Beyin, erkekleri savaşta olan bazı aileleri gemiyle Tatvan’a, oradan da batıya göndermesi, Ermenilerin daha büyük katliâmlar yapmasının önüne geçmiştir. Ama Erciş ve Van arasındaki bölgede bulunan yedi köyde yaşayanlar, bundan nasiplerini alamamıştır. Bu köylerde yaşayan Müslümanlar Ermeni çetelerinden kaçarak Van’ın Zeve sahil köyüne gelirler. Amaçları buradan gemi bularak Tatvan’a kaçmaktır, ama Ermeni çetelerinin saldırılarına maruz kalırlar. Burada kadın, yaşlı ve çocuk 2 bin 500 Müslüman katledilir. Bu durum, ilgili arşiv belgelerinde ve kayıtlarda mevcuttur. Zeve Şehitliği’ne gidiniz, Ermenilerden kaçan sekiz köy halkının hikâyesini oradaki çocuklardan bile dinleyebilirsiniz. Zaten bugün o civar köylerde yaşayanlar, 1915 katliâmından sağ kurtulan 15-20 kadar çocuğun nesilleridirler.

Van Kalesi’ne çıkınız, Yirmi Altıncı Lem’anın On Üçüncü Ricasını orada okuyarak, Bediüzzaman’ın nazarıyla eski Van’a bakınız.

Katliâmlardan nasibini alan Mollakasım Mahallesi’nde, Ermenilerin eline esir düştükten sonra tarlada kurşuna dizilen erkekleri için bugün dahi ağıtlar yakılıyor. Ermeni çeteleri köyü çembere alıp, herkesi esir alırlar. Erkekleri tarlaya getirerek kurşuna dizerler. Erkeklerin kurşuna dizildiğini gören kadınlar, ‘vay vay’ diye ağıt yakarlar. O dönemden sonra bu tarlanın ismi ‘Vay Vay Tarlası’ olarak kalır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*