Torbanın ağzını açanlar da sorumlu

Risale-i Nurun basımını devlet tekeline almak için torba kanuna ilâve edilmesi, son yıllarda yapılan en saçma, en lüzumsuz ve en despotça teşebbüslerden biridir.

Devletin büyük yatırımlardan elini çektiği, devlet hizmetlerinin bile büyük bir kısmının özel sektöre devredildiği, güvenlik ve savunma gibi hassas konuların bile devlet tekelinden çıktığı bir zamanda, dinî ve kültürel eserlerin devlet tekeline alınması, anlaşılır bir durum değildir. En başta, laiklik ilkesine aykırıdır. Bu durum, laikliğin eski tanımına da, yeni tanımına da uymayan, tamamen keyfî ve cebrî bir tasarruftur.

Laiklik yıllarca “din ve devlet işlerinin bir birinden ayrılması” şeklinde anlaşıldı ve jakoben laiklik olarak uygulandı. Öyle devirler oldu ki din, devletin de, milletin de hayatından çıkartılmak istendi. O devirlerde dine ait ne varsa yasaklanmak istendi, ama hiç değilse devlet dini tekeline alıp da istediği şekilde bir din ihdas etmedi veya edemedi. Bediüzzaman gibi bir kahraman çıktı, Kur’ân’ın i’cazını ortaya koydu, İslâm’ın izzetini, milletin imanını muhafaza etti. Risale-i Nur tek başına dinsizlik cereyanını durdurdu. Küfrün belini kırdı.

Şimdi ise, daha dehşetli bir plan işliyor, daha sinsi bir faaliyet yürütülüyor. Risale-i Nur’dan ve Bediüzzaman’dan intikam almak isteyenler, dindarları kullanarak bu gayelerine ulaşmak istiyorlar. Sapı bizden olan baltalarla saldırıya geçiyorlar. Ama biz inanıyoruz ki, “keser (balta) döner sap döner, gün gelir hesap döner.” O baltalara sap olanlar, nasıl bir saldırıda kime karşı istimal edildiklerini anlarlar, ama o zaman duyacakları pişmanlık, kendilerini mesuliyetten kurtarmaz.

Torbaya giren tasarıda her ne kadar “bu  eserlerin koruma süresinin bitiminden önce kamuya mal edilerek basımına imkân sağlayan bir düzenleme yapılıyor” denilse de, akla gelen vahim soruların hiçbirine cevap verilmiyor.

Risale-i Nur’un müellifi dahi bu eserlere sahip çıkıp da “benim malım” demiyor. “Kur’ân’ın malı” diyor, “hakikî ve sâdık” Nur talebelerini varis olarak kabul ediyor. Böyle bir eserin devlet tekeline verilmesi, Türkiye gibi bir memlekette acaba nasıl bir netice doğuracaktır? Bu eserlerin sadece bir “fikir ve sanat eseri” olarak görülmesi bile başlı başına bir hatadır. Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’un “sünûhat” olduğunu, kalbe doğan ilham sonucu kendisine “yazdırıldığını” söylüyor. Tashih ederken de kendi fikrinin karışması endişesinden titrediğini ifade ediyor. Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risale-i Nur’un devlet tekeline verilmesi, Kur’ân-ı Kerîm’in de devlet tekeline alınması gibi bir manaya gelecektir. Allah’ın kelâmın ve onun tefsirlerini sahiplenmek ve tekeline almak, laik devletin işi olmasa gerek.

Tasarıda bir de “bu eserlere devlet tarafından sahip çıkılarak kamuya mal edilecek” anlamına gelen ifadeler var ki, tamamen abes ve anlamsız sözlerden ibaret. Risale-i Nur zaten yıllar önce kamuya mal olmuş, kalplere ve gönüllere yerleşmiş bulunuyor. Tesiri ve şöhreti ülke sınırlarını aşmış, dünya kamuoyuna mal olmuştur. Elliden fazla dile tercüme edilerek neşredilmiştir. Devlet daha bunun nesini “kamuya mal” edecektir?

Bu teşebbüsün arkasında iyi niyet aramak ve “daha ne istiyorsunuz, devlet Risale-i Nur’a sahip çıkıyor” demek, en hafif tabirle “saflıktır.” Devlet yıllarca bu eserleri ortadan kaldırmak için var gücüyle uğraştı, müellifini ve okuyucularını zindanlara attı, sürgünlere yolladı, yine Nur’lar parlamaya devam etti. Şimdi devlet sahip çıkmazsa Risale-i Nur zarar mı görecek? Devlet bir şey yapacaksa, bu eserleri bassın, neşretsin, neşredenlere yardımcı olsun. Ama tekeline alarak “yalnız ben basarım veya istediğime basım hakkı veririm” gibi bir sınırlama ile, Risale-i Nur’un önünde barikatlar kurmasın. Bu eserleri bakanlığın insafına ve inisiyatifine bırakmak, millet ile olan bağını koparmak demek olacaktır. Yani bu tasarruf, bazı safdillerin beklediği gibi Risale-i Nur’u kamuya mal etmeyecek, kamudan uzaklaştırıp devletin aşılmaz mevzuatları arasında boğulmasına yol açacaktır.

Son derece vahim neticeler doğurabilecek bir tasarının torbaya tıkıştırılmasında vebali olanlar, sadece bu torba yasayı hazırlayanlar değildir. Zaten bu girişimin gerekçesi olarak, “Risale-i Nur’un orijinal halini muhafaza etmek” gibi bir bahane öne sürülüyor. Sadeleştirme gibi bir tahribata devam ederek Risale-i Nur’un torbaya tıkıştırılmasına zemin hazırlayanlar, bu tasarıyı hazırlayanlar kadar vebal altındadırlar. Karşı taraf gözünü karartmış, sizin yaptığınızı bahane ederek bunu yaptıklarını söylüyorlar. Siz de gerçekten Risale-i Nur’u seviyor ve zarar görmesini istemiyorsanız, gelin bu inadınızdan vazgeçin. “Madem böyle bir tehlike var, biz sadeleştirmeden vazgeçiyoruz, yeter ki Risalelere dokunmayın” deyin ki, sizin iyi niyet ve samimiyetinizi millet görsün. Tekelleştirmecilerin ellerinde bir bahane kalmasın. Yoksa, onlar Risale-i Nur’u karanlık bir torbaya tıkarken, siz de bu torbanın ağzını açarak onlara yardım etmiş olursunuz. Böylece taşınması çok güç bir vebalin altına girmekten kurtulamazsınız.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*