Tuzaklara dikkat

Bediüzzaman, Mektûbât isimli eserinde (s. 401-414) “ehl-i dünyanın hafiyelerine ve propagandacılarına” dikkat çeker. Ve Kur’ân’ın talebeleriyle, hizmetkârlarının aldanmaması için ikaz eder. Altı hücum şeklini gösterir ve oyuna gelmemenin formüllerini verir. Yani, imana, Kur’ân’a hizmet eden ehl-i ilim de aldanabilir. Aldanmamak için o prensipleri okumak ve uygulamak gerekir. Ehl-i dünyanın, ehl-i tuğyanın oyunları, desiseleri dehşetlidir.

Birinci Desise: Kur’ân yolunda olanları hubb-u câh (şöhret, şan şeref, riyakârâne halklara görünmek, mevki sahibi olmak) vasıtasıyla aldatarak kudsî hizmetten ve mânevî cihaddan vazgeçirmek istediklerine dikkat çeker. Tabiî ki bu, en ziyade siyaset, iktidar dünyasında yaşanır. Hizmet ehline iş ve makam vererek aldatabilirler.

İkinci Desise: İnsanda en mühim ve esaslı bir hissin “korku” duygusu olduğuna ve dessas zâlimlerin bu korku damarından çok istifâde ettiklerine işaret eder. Korkakları bu damarla gemlendirirler… Oysa, “Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah’ın azabı şiddetlidir” 1 âyeti gereğince, yalnız O’ndan korkmalı…

Ne yazık ki, birkısım insanları en ziyade bu korku damarından yakalayarak darbeleri alkışlattırdılar, tasvip ettirdiler, övdürdüler. Gazetelere, dergilere, televizyonlara çıkararak darbe ve darbecileri öven beyanatlar verdirdiler…

Üçüncü Desise: Tamâ’ (aşırı açgözlülük, hırs) yüzünden çoklarının avlandığına vurgu yapar… Yani, para, maaş ve mal için dinî meselelerde verilen tavizlerin sonsuz hayatı da kaybetmeye vesile olduğu ikazını yapar. İnsanların parayla satın alınabileceğine dikkat çeker: Gayr-ı meşrû bir tarzda yüz suyu dökmekle, vicdanını, belki bazı mukaddesâtını rüşvet verip, menhus, bereketsiz bir mal-ı haramı kabul edebileceklerine vurgu yapar.

Ehl-i dünyanın, hususan ehl-i dalâletin, parasını ucuz vermediğini, pek pahalı sattığını; bir senelik hayat-ı dünyevîyeye bir derece yardım edecek bir mala mukabil, hadsiz bir hayat-ı ebediyeyi tahrip etmeye bazen vesile olduğunu söyler.

Dördüncü Desise: Bazı insanlar da asabiyet-i milliye, milliyetçilik damarı kullanılarak hakikate hizmetten uzak tutulur. Ki, bugün, milliyetçilik dâvâsında olanların Risale-i Nur’dan uzak kalmaları, ona yaklaşmamaları, bu damarın işletilmesindendir.

Beşinci Desise: “Ehl-i dalâletin tarafgirleri, enâniyetten istifâde edip, kardeşlerimi benden çekmek istiyorlar. Hakikaten, insanda en tehlikeli damar, enâniyettir; ve en zayıf damarı da odur. Onu okşamakla, çok fenâ şeyleri yaptırabilirler…” Yani bazıları da kendi ilmine güvenir. İlim sahiplerinin bu damarını fena işlettikleri de bilinen bir husustur.

Altıncı Desise-i Şeytâniye: İnsandaki “tenbellik, tenperverlik ve vazifedârlık” damarından istifâde ederler… Yani insanın hem tembellik, hem rahatına düşkünlük, hem de çalışkanlık damarını kullanırlar. Haberleri olmadan çok iş, makam-mevki verirler, tâ ki iman-Kur’ân hizmetine fırsat bulamasın. Ve dünyanın diğer cazibedar şeylerini…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*