Ülke siyasetine Said Nursi neşteri

Risale-i Nur Külliyatında, her alanımıza ışık tutan; detay ve “lüzumsuz“ zannedilen içtimaî ve siyasî alanları bile karanlıkta ve gizli bırakmayan ölçüler mevcuttur.

Bu ölçülerin hiç birisinin vazifesi bitmiş ve tarihe karışmış değildir. Büyük Üstad’ın hayatının, hayat devrelerinin neticesi olan ve Kur’an’ın malı olan Risalelerde rafa kaldırılacak hiç bir mesele yoktur. Bu ölçüleri ve bu dersleri hayata geçirmek, canlı tutmak için bize düşen vazife, tesanüdümüzü muhafaza ederek, meşveret sistemi içinde yolumuza devam etmektir, ediliyor.

Bediüzzaman’ın kalbine, mevcut siyaset içinden bir “yol” ihtar edilmiştir.

Bu yolda particilik, partizanlık ve menfaate dayalı menfî siyaset yoktur.

Bu yolda dinin siyasete alet edilmesi asla yoktur.

Varsa, siyasetin dine âlet edilmesi vardır. Bu yolda ırkçılık yoktur.

Bu yolda hürriyet-i fikir, hürriyet-i vicdan, hürriyet-i şer’îye, meşveret-i şer’îye, hak ve adalet vardır.

Bu yolda demokratlık ve hürriyetperverlik vardır.

Bu yolda; Deccalizm ve Süfyanizm tahribatını; demokrasi içinde kalarak, menfi çatışmaya yol açmadan tamire çalışmak vardır.

Bu yolda insan hakları vardır, Avrupa Birliği vardır.

Bu yolda İttihad-ı İslâm vardır.

Bu yolda barış ve huzur vardır. Bu yolda maddî kılınçlar kınına girmiştir. Cihad-ı manevî vardır.

Bu yolda, İslâmiyet ve insaniyet âlemleri için Türkiye’ye biçilen bir rol modellik vardır.

Bu yolda cemaat ve toplumun hakkının gözetilmesi kadar, ferdin hak ve hukukunun gözetilmesi de vardır.

Bu yolda, “Vela teziru vaziretun vizra uhra/Birinin hatasıyla, onun yakınları, akrabası ve mensup olduğu cemaat mes’ul tutulamaz” olan Kur’an düsturu vardır.

Bu yolda bizi “biz“ yapan değerler, mânalar ve rabıtalar vardır.

Bu açıdan bakılacak olursa; gazetemizin vizyonu da, misyonu da, hedefi de bellidir.

Hizmetlerimize yeniden bir hedef, bir gaye tayin etmek gibi bir derdimiz de yoktur.

Ne dünyevî ve ne uhrevî bir menfaati, bir gayeyi gözetmeden, sadece Rıza-ı İlahîyi esas alarak yolumuza devam ederiz.

“İn ecriye illa alallah“ diyerek, ücret ve mükâfatımızı sadece Allah’tan ümit ederiz.

Yürümekte olduğunuz uhrevî-nuranî hakikat yolunun, dünyevîler arasından geçtiğini; sağında-solunda bulunan aldatıcı ve dikenli çiçeklere dokunmadan, aldırmadan yol almanız gerektiğini pekâlâ biliyorsunuz. Bilmek yetmiyor, yol arkadaşlarınızla el ele, omuza omuza oluyorsunuz.

Zira dış dünyanın cazibesi ve dünyevîleşmenin boyutu öyle bir hale gelmiş ki, kapılmamak için; iman ve hakikat dersleriyle olabildiğince fiilen, ama her vakit aklen-fikren-hayalen meşguliyetten bir lâhza geri durmamanız icap ediyor.

Dünyevî-siyasî-haricî cereyanların tazyikiyle (halihazırda olduğu gibi) öyle dönemlerden de geçiyorsunuz ki; hem zümre olarak hem de fert olarak direnmekte olabildiğince zorlanıyorsunuz.

Zira artık suret-i haktan veya “suret-i Nur”dan görünmeyi bir tarafa bırakınız, bizzat Nur ve hakikat namına hadiselerin seyrini sizden farklı yorumlayan; içinizde ve yanınızda aniden peydahlanıveriyor. Yarım asırdan fazla mazisi ve sağlam düsturları olan bir fikriyatı sorgulamaya, kendisinin de dahil olduğu meşveretleri yargılamaya başlıyor. Şöyle böyle derken; ihlâs, samimiyet, sebat ve sadâkat alanı da giderek daralıyor..

Bu duruma; bu ahirzamanda söz sahibi Bediüzzaman’a kulak vermeden, kendi kafa fenerlerine göre İslâmî çığır açma sevdasına kapılanlar sebep olmuşlardır, olmaktadırlar.

Destursuz, ölçüsüz ve maalesef “Nur”suz siyaset âlemine dalanlar ve ne gariptir ki, Üstad’larına rağmen bu netameli ve karmakarışık siyaset âleminden din ve ahlâk namına medet umanlar sebep olmuşlardır. Hal böyle olunca da, istikametli yolda sebatkârane yol almak, “demir gibi sarsılmaz” olanlara münhasır kalıyor…

Böyle bir yolda ancak; “Laakal onbeş günde bir okunmalıdır.” mührünü taşıyan İhlâs Risalesine can simidi gibi sarılmakla ve bütün kuvvetin hakta ve ihlâsta olduğu bilinerek devam edilebilir, ediliyor, edilecektir inşaallah.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*