Vazife-i İlâhiye

Üstad Bediüzzaman Said Nursî, 17. Lem’a’nın 13. Notası’nda, insanların zihninde karışıklığa sebep olan beş meseleyi anlatırken; Birinci Meselenin ilk cümlesinde diyor ki: ”Tarik-i hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenâb-ı Hakk’a ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler.”

Ve konunun devamında üç örnek vererek meseleyi açıyor. Birinci örnekte, Hz. İsa’nın (as) başından geçen bir olayı anlattıktan sonra; “Madem hakikat budur; insan kendi vazifesini yapıp Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmamalı” hükmünü veriyor.

İkinci olarak Celâleddin-i Harzemşah örneğini veriyor ve onun “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek Onun vazifesidir” dediğini kaydediyor.

Verdiği örneklerin üçüncüsünde ise, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, tebliğ konusunda “Peygambere düşen, ancak tebliğ etmekten ibarettir”1 âyetini rehber kabul ettiğine; “Sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir”2 âyetinin sırrıyla da, insanlara dinlettirmenin ve hidayet vermenin Cenâb-ı Hakkın vazifesi olduğunu anladığına ve Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmadığına dikkat çekiyor.

Mesnevî-i Nuriye Onuncu Risâle’de ise, ”Gafil olan insan, kendi vazifesini terk eder, Allah’ın vazifesiyle meşgul olur” denilmektedir.

Burada insanın aklına bazı sorular gelebilmektedir:

İnsanlar bazı işleri yapmakla vazifeli olabilirler, ama Allah nasıl vazifeli olur? O’na—hâşâ—kim vazife verebilir? Yaptığı işleri yapmak için mecbur mudur?

Böyle şüpheli soruları cevaplayabilmek için öncelikle “vazife” kelimesini incelemek gerekiyor.

Vazife, kelimesi Arapça’dır ve “vezafe” fiilinden türemiş bir isimdir. Çoğulu vuzûf ve vezâif şeklindedir. Görevli kişiye de muvazzaf denir.

Lugatte ise: “1- Ödev, bir kimsenin yapmak zorunda bulunduğu iş. 2- Ahlâk veya iş icâbı yapılması gereken iş, görev. 3- Yapılması bir kimseye ısmarlanan iş. 4- esk. Günlük ücret, yevmiye. 5- Dinî mükellefiyet, yükümlülük. 6- İş, memuriyet”3 anlamlarına gelmektedir.

Yukarıdaki tanıma baktığımızda, üç konu ortaya çıkıyor:

Birincisi, bir kimsenin yapmakla yükümlü olduğu işler. İkincisi, ahlâk veya iş icabı yapılması gereken fiiller-işler. Üçüncü olarak da, bir kimseye yapılması ısmarlanan iş.

Bu tanımlardan ikincisi, yukarıda zikrettiğimiz şüpheli sorulara cevap verebilmek için bize yardımcı olabilir.

Konuyla ilgili bir örneği de Üstad Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye-Onuncu Risâle’de veriyor. “..insan bir askerdir. Askerlik vazifesi başka, hükümetin vazifesi başkadır” diyerek askerlerin vazifesinin tâlim, savaşmak gibi işler olduğunu; hükümetin vazifesinin ise, bu askerlerin erzakını, elbisesini, silâhını temin etmek olduğunu söylüyor. Daha sonra,—bilmânâ—’Hayat sahiplerine hayatı veren Allah olduğuna göre, bu hayatları koruyacak gerekli olan her şeyi de Allah verecektir’ diyerek Allah’ın vazifesinin bu şekilde olduğunu anlatıyor. Yani hayatı vermek O’nun isimlerinin tecellisinin gereği olduğu gibi, hayat için lâzım olanları vermek de yine O’nun isimlerinin tecellisinin ve şânının gereğidir. Burada, 11. Söz’ün başlarında geçen şu cümleyi de hatırlamak yerinde olacaktır:

“Her cemâl ve kemâl sahibi, kendi cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, o Sultan-ı Zîşan (Şan Sahibi Allah) dahi istedi ki, bir meşher açsın, içinde sergiler dizsin; tâ nâsın (insanların) enzârında (nazarlarında) saltanatının haşmetini, hem servetinin şâşaasını, hem kendi san’atının hârikalarını, hem kendi mârifetinin garîbelerini izhâr edip, göstersin.”

Bu mânâlar, her şeyi bilen, her şeye kudreti yeten, her şeyin sahibi ve her şeyi tedbir eden Allah’ın fiilleri-şuunâtı olarak değerlendirilmelidir.

Bu fiiller (şuunât), Allah’ın kendisine bir vazife olarak yüklemediği, mecbur da olmadığı, yaratıcılığının ve merhametinin gereği olan işler olduğu açıktır.

Bütün bunları, mecburiyetten değil, bizlere ve bütün varlıklara merhametinden, şefkatinden; Alim, Kadir, Rezzak, Rab, Rahim, Rahman gibi birçok isminin tecellileri sonucu yapmaktadır.

İşte bütün bunlara ‘vazife-i İlâhiye’ diyoruz.

Dipnotlar:

1- Nur Sûresi, 24:54.

2- Kasas Sûresi, 28:56

3- Osmanlıca-Türkçe Lugat, Yeni Asya Neş.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*