Yine bir Cumhuriyet Bayramı daha geldi. Her yıl 29 Ekim Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümünde bayram olarak kutlanır. Ve her bayramda rutin törenler yapılır. Asker, varlığını yine bu bayramda da ima ile gösterir; kutlanan bayramın aksine bir manada. Ve yine toplumun pek çok kesimi –özellikle demokratlar– bu antidemokratik durumu eleştirir de durur. Ama değişen pek bir şey olmaz, olmadı bugüne dek. Hava soğuk, sıcak, yağmur, kar hatta fırtınaya rağmen bu gelenek hep devam etmiştir. Tabii protokol için tedbir alınır ama vatandaş için ve öğrenciler içinse olan olur.
Buraya kadar ki yazıdan Cumhuriyet aleyhtarı bir mana çıkmasın. Zira ben de Üstadım Bediüzzaman gibi “dindar bir cumhuriyetçi”yim. Üstad’dan Cumhuriyet’in manasını öğrenene kadar bu bayramlardaki tuhaf kutlama teknikleri beni bu kavramdan soğutmuştu. Askerin yönettiği bir ülke havası vardı çocukken. Ama Risale-i Nurlar’la hürriyet, demokrasi, Cumhuriyet kavramlarının ve hatta laikliğin gerçek manasıyla tanıştım. Üstad Cumhuriyet’i savunmuş, demokrasiyi savunmuş ve “ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” diyerek hürriyetin imanın bir hassası olduğunu izah etmiştir. Bunlardan başka, laikliğin dinsizlik değil; “ne dindarlara ne dinsizlere ilişmemek” olduğunu bize öğretmiştir. Tüm bu hizmetlerine rağmen ne hikmetse (!) Cumhuriyet düşmanı, rejim düşmanı gibi suçlamalarla yıllarca sürgün ve hapis yatmıştır. Cumhuriyet’e ve demokrasiye onun kadar hizmet eden olmamıştır.
Evet, yine bu rutin bayramlardan biri daha. Ama manasının dışında uygulamalarla yine hafızalardaki yerini almıştır. Bilindik saygı duruşları, çelenkler, askeri geçişler ve resepsiyon tartışmaları vs… Resmî cenahta bu şekilde gelişirken iş yerleri ve bazı vatandaşlar da bayrak asarak katılımını gösterir. Özellikle esnafın asması zorunludur, yine ne hikmetse! Cumhuriyet ve istibdat… Yıllarca birlikte varlık göstermişler ve hâlâ Cumhuriyet kutlamaları askeri vesayetin gölgesinde, çeşitli gerilimlerle devam edip gider; yani istibdat şemsiyesi altında geçişini tamamlar bir sonraki yıla kadar.
Evet, yeri gelmişken bu bayrak asma zorunluluğuna değinmeden geçmeyelim. Üstad Afyon hapsinde iken bayram münasebetiyle koğuşuna bayrak asılır ve Üstad bu duruma memnuniyetini dile getirir. Ondan okuyalım:
“…Müdür Bey, size teşekkür ederim ki, Kurtuluş Bayramı’nın bayrağını koğuşuma taktırdınız. Harekat-ı Milliye’de İstanbul’da İngiliz ve Yunan aleyhindeki Hutuvat-ı Sitte eserimi tab ve neşir ile belki bir fırka asker kadar hizmet ettiğimi Ankara bildi ki, Mustafa Kemal şifre ile iki defa beni Ankara’ya taltif için istedi. Hatta demişti: ‘Bu kahraman hoca bize lâzımdır.’ Demek benim bu bayramda bu bayrağı takmak hakkımdır.” (Şualar, s. 839, Y.A.N.)
Evet, bu zorunluluğun etkisiyle hapishane koğuşuna, üstelik rejim aleyhtarlığı ya da Cumhuriyet düşmanlığı ile suçlanan Üstad’ın koğuşuna bayrak asılıyor. Artık ne ima ediliyorsa! Fakat hep müsbet hareket eden Üstadım, bu durumu memnuniyetle karşılıyor. Sebebi; o, gerçek bir bayram münasebetiyle kendisinin de mücadele ettiği Kurtuluş Savaşı’nı simgeleyen bir bayram münasebetiyle olumlu karşılıyor.
Görüldüğü gibi, Cumhuriyet’e en fazla sahip çıkanlar sanki onun düşmanıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor. Kendisini rejim bekçisi ilan eden bir güruh, bu vazifeyi her yılın aynı tarihinde malum mekânlara koydukları çelenklerle ve bir takım gövde gösterileriyle Cumhuriyet’i tek başına kuranlara (!) ispat etmeye çalışıyor sanki.
Yıllar böyle geçerken artık şu Cumhuriyet’in ve demokrasinin gerçek manasını anlasak diyorum. İsim ve resimden ibaret kalınca bir işe yaramıyor. Bu kavramlar gerçek manasını bulunca biz de huzuru, adaleti, insan haklarını vs… kısaca insan gibi, hür ve demokratik bir hayata geçsek diyorum. Sayın devlet ricali sesimi duyarlar mı acaba?
Dileğimiz; bu ses daha çok çıksın ve sağır kulaklarda yankı yapsın. Sonraki seneye gerçek bir Cumhuriyet’i coşkuyla hep beraber Türk-Kürt-Laz-Çerkez hep birlikte kutlayalım. Savaş arefesinden uzak, komşularla barış ve sulh içinde, millet egemenliğinin hâkim olduğu bir ülke olarak ve demokrasiye yakışır bir şekilde; şehit haberlerinin gelmediği, ekonominin tehdit etmediği, siyasilerin mahalle ağzı kullanmadığı bir ortamda, dinin siyasete alet edilmediği bir ülke olarak gerçek bir Cumhuriyet Bayramı kutlaması yapalım hep birlikte. Yekvücut, tek vücut olarak. Yepyeni bir anayasa ile çifte bayramlar olsun inşallah…