EURONUR ÖZEL

Yanlış Beslenme ve Yan Etkileri

Özel Makale / etki

İman İlacı Neden Bana Etki Etmiyor?

Bir insan dünyanın en kaliteli ilacını kullansa bile, eğer aynı zamanda o ilacın etkisini yok edecek yanlış alışkanlıklarını sürdürüyorsa beklediği şifaya ulaşamaz. Doktorun verdiği ilaç ne olursa olsun; yanlış beslenme, düzensiz hayat ve zararlı alışkanlıklar tedaviyi geciktirir, hatta bazen tamamen etkisiz hâle getirir.

Manevî hayat da bundan farklı değildir.

“İnanıyorum ama huzur bulamıyorum. İşlerim yolunda gitmiyor.”

“Neden kalbimde imanın tadını hissedemiyorum?”

“Neden ibadetler bana lezzet vermiyor?”
Belki de cevap ilacın kendisinde değil, ilacın kullanılma şeklindedir.

“İman ilâcı ise, ferâizi mümkün oldukça yerine getirmekle tesirini gösteriyor. Gaflet ve sefahet ve hevesât-ı nefsâniye ve lehviyât-ı gayr-ı meşrua, o tiryakın tesirini men eder. Hastalık madem gafleti kaldırıyor, iştihâyı kesiyor, gayr-ı meşru keyiflere gitmeye mâni oluyor; ondan istifade ediniz. Hakikî imanın kudsî ilâçlarından ve nurlarından, tevbe ve istiğfarla, dua ve niyazla istimal ediniz.” (25. Lem’a)

Bu satırlar sadece hastalara söylenmiş teselli cümleleri değildir; aynı zamanda bütün insanlık için hazırlanmış manevî bir tedavi programıdır.

İman Gerçekten Bir İlaçtır

İman, sadece inanılması gereken bilgiler bütünü değildir. İman; insanın kalbini, ruhunu ve hayatını iyileştiren, güzelleştiren ilahî bir şifa kaynağıdır. Nasıl ki beden hastalandığında doğru ilaç kullanılırsa iyileşme başlar; kalp de ümitsizlik, kaygı, endişe, korku, yalnızlık, anlamsızlık ve sıkıntılarla yaralandığında iman onun en büyük ilacı olur.

Ancak ilacın şifa vermesi için doğru kullanılması gerekir.  “İman ilâcı ise, ferâizi mümkün oldukça yerine getirmekle tesirini gösteriyor.” 25.Lema

Yani iman, tek başına teorik bir bilgi olarak kalmamalıdır; onun hayatımıza hayat olması gerekir. Namaz, oruç, helal kazanç, haramlardan ve kul hakkından sakınmak… Bütün bunlar, iman ilacının vücutta çözünmesini sağlayan mekanizmalardır.

“Akaidî ve imanî hükümleri kavî ve sabit kılmakla meleke haline getiren ancak ibadettir.” (İşârâtü’l-İ’câz)

Demek ki ibadet yalnızca yapılması gereken bir vazife değildir; aynı zamanda imanın kalpte kökleşmesini sağlayan en güçlü tedavidir.

İlacın Etkisini Bozan Manevî Beslenme Hataları

Bir doktor ilaç verirken bazı yiyecek ve içeceklerden uzak durulmasını ister. Çünkü bazı gıdalar ilacın emilimini azaltır, bazıları ise ilacı tamamen etkisiz hâle getirir.

İman ilacının etkisini azaltan dört büyük manevî beslenme hatası vardır:

Gaflet
Sefahet
Hevesât-ı nefsâniye
Lehviyât-ı gayr-ı meşrua
Bunlar, ruhun yanlış beslenme alışkanlıklarıdır. İnsan bir taraftan iman ilacını almaya çalışırken, diğer taraftan ruhunu sürekli zehirleyen alışkanlıklarla besliyorsa beklediği şifayı bulamaz.

1. Gaflet

Gaflet; insanın niçin yaratıldığını unutması, nereye gittiğini düşünmeden yaşaması, ölümü, ahireti ve Rabbini hatırından çıkarmasıdır.

Bugünün dünyasında gaflet; çoğu zaman saatler süren amaçsız ekran gezintileriyle, bitmek bilmeyen haber akışlarıyla, sosyal medya bağımlılığıyla ve zihni sürekli meşgul eden boş uğraşlarla kendini gösteriyor. Bu durum, sürekli paketli gıdalarla beslenen bir insanın hâline benzer. Karnı doyar fakat bedeni beslenemez; vitamin alamaz, kuvvetlenemez.

Ruh da böyledir. Saatlerce boş içerik tüketebilir fakat anlamla beslenemez. Kalbi doymadığı için daha fazlasını ister. Sonunda insan, içindeki boşluğu daha fazla ekranla doldurmaya çalışırken aslında daha da yorulur. İşte böyle bir ruh, iman ilacının lezzetini tam hissedemez. Çünkü kalp sürekli gürültüyle meşguldür; sessizliği kaybetmiş, tefekkürü unutmuştur. İlâhî hakikatlerin kalbe yerleşeceği alan daralmıştır.

2. Sefahet

Sefahet; hayatın merkezine zevki koymak, sürekli daha fazla eğlenmek, daha fazla tüketmek ve daha fazla haz almak istemektir. İnsan bunun sonunda doyacağını zanneder fakat tam tersi olur. Nasıl ki sürekli şeker tüketen bir insan kısa süreli enerji hisseder ama ardından daha büyük bir açlık yaşarsa, ruh da sürekli nefsini tatmin etmeye çalıştığında kalıcı huzurunu kaybeder.

Modern dünyanın en büyük vaatlerinden biri şudur: “Daha çok tüketirsen daha mutlu olursun.” Oysa gerçek hayat bunun tam tersini gösteriyor. İmkânlar arttıkça kaygılar azalmak yerine çoğu zaman artıyor; konfor yükseldikçe huzur aynı oranda yükselmiyor. Çünkü ruhun gıdası madde değil, Allah’a yakınlıktır.

Sefahet, insanı manevî bir obezliğe sürükler. Kalp acı hisseder, ibadet zor gelir. Kur’an okumak yerine eğlence daha cazip görünür; dua kısa sürer ve geçiştirilirken, telefon ekranı saatlerce kaydırılıp içerik tüketilir. İşte bu hâl, iman ilacının tesirini azaltan en büyük sebeplerden biridir.

3. Hevesât-ı Nefsâniye

Hevesât-ı nefsâniye, nefsin kontrolsüz arzularıdır. Nefis çoğu zaman sonucu düşünmez, sadece o an istediğine ulaşmak ister. Tıpkı sağlığına zarar vereceğini bildiği hâlde canı çektiği için bozuk veya zararlı bir yiyeceği yemekte ısrar eden bir insan gibi…

İnsan da bazen öfkesine, şehvetine, kibrine, hırsına veya dünyalık arzularına teslim olur. O an küçük görünen bir tercih, zamanla ruhun bütün dengesini bozabilir. Bozuk bir gıda bedene girdiğinde bağışıklık sistemi hemen alarma geçer ve vücut bütün enerjisini zehirle mücadele etmek için harcar.

Ruh da böyledir. Günahlar, yanlış tercihler ve nefsin kontrolsüz istekleri kalpte görünmeyen yaralar açar. İnsan bu yaralarla mücadele ederken, iman ilacının verdiği huzuru hissedecek hâli kalmaz. Bu yüzden mesele sadece günah işlememek değildir; asıl mesele, kalbi Allah’a yaklaştıracak gücü koruyabilmektir.

Her yanlış tercih ruhun enerjisinden biraz daha eksiltirken, her tövbe ruhu yeniden ayağa kaldırır. Bu nedenle iman ilacının yanına tövbe ve istiğfar da eklenmelidir. Çünkü tövbe yalnızca günahı affettirmek değildir; aynı zamanda kalbin yeniden nefes almasını sağlayan manevî bir detokstur.

4. Lehviyât-ı Gayr-ı Meşrua

Bunlar insanı Allah’tan uzaklaştıran, zamanını tüketen, kalbini uyuşturan ve manevî hassasiyetini körelten eğlencelerdir. İlk bakışta zararsız görünürler, hatta insana geçici bir rahatlama hissi bile verebilirler; fakat uzun vadede ruhun hassasiyetini azaltırlar. Tıpkı her gün tüketilen zararlı içeceklerin veya toksik maddelerin bedeni yavaş yavaş yıpratması gibi…

İnsan bunu ilk gün fark etmez, ikinci gün de hissetmeyebilir. Fakat yıllar sonra geriye dönüp baktığında kalbinin eski canlılığını kaybettiğini görebilir. Eskiden gözyaşı döktüren bir ayet artık aynı tesiri bırakmaz; namaz eski huzuru vermez, dua geçiştirilir, Kur’an okumak ağır gelir. İşte bu hâl, çoğu zaman kalbin doğuştan gelen hastalığından değil, ruhun uzun süre yanlış beslenmesinden kaynaklanır.

İman İlacının Tesir Etmesi İçin Diyet

Bütün bu benzetmeler bize önemli bir hakikati gösteriyor: Nasıl ki beden sağlığı yalnızca ilaçla korunmaz; doğru beslenme, düzenli uyku ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmak da gerekir, manevî sağlık da aynı şekilde korunur. İman ilacı tek başına tam bir şifadır; fakat onun tesirini gösterebilmesi için ruhun da bu tedaviye diyetle destek vermesi gerekir.

Reçetemiz aslında son derece açıktır:

Farz ibadetleri mümkün olduğu kadar yerine getirmek.
Gafletten uzak durmak.
Nefsin zararlı arzularını kontrol altına almak.
Gayr-ı meşru eğlencelerden sakınmak.
Tövbe ve istiğfarı hayatın ayrılmaz bir parçası hâline getirmek.
Dua ve niyazla Allah’a yönelmek.
İşte gerçek manevî tedavi budur.

Diyet Programım

1. Ruh ve Kalp Mutfağımı Temizliyorum

Nasıl ki sağlıklı beslenmeye başlayan biri önce evindeki zararlı gıdaları kaldırırsa, insan da ruhunu kirleten alışkanlıklarını gözden geçirmelidir. Saatlerce amaçsızca vakit geçirilen uygulamalar, kalbi karartan görüntüler, faydasız tartışmalar ve insanı Allah’tan uzaklaştıran meşguliyetler… Bunların sayısını azaltmak bile ruhun nefes almasını sağlar.

2. Boşluğu Faydalı Gıdalarla Dolduruyorum

Zararlı alışkanlığı bırakmak tek başına yeterli değildir; onun yerine daha faydalısını koymak gerekir. Kur’an okumak, Risale-i Nur mütalaası yapmak, tefekkür etmek, tabiat yürüyüşleri, salih dostlarla sohbet etmek ve aileyle kaliteli vakit geçirmek… Helal dairenin genişliği, insanın ruhunu doyurmaya fazlasıyla yeterlidir.

“Helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.” (Sözler, 6. Söz)

3. Nefsin Kriz Anlarını Yönetmeyi Öğreniyorum

Nefis bazen ani isteklerle insanı zorlayabilir. Önemli olan o ilk birkaç dakikayı yönetebilmektir. Böyle anlarda kısa bir yürüyüş yapmak, abdest almak, iki rekât namaz kılmak, Kur’an okumak veya bulunulan ortamı değiştirmek çoğu zaman nefsin şiddetini azaltır. Geçici olan istekler geçer; kalıcı olan ise Allah’ın rızasıdır.

4. Ruhun Öğünlerini İhmal Etmiyorum

Nasıl ki beden uzun süre aç kalınca sağlıksız yiyeceklere yönelirse, ruh da ibadetten uzak kaldığında gaflete daha açık hâle gelir. Beş vakit namaz, yalnızca yerine getirilmesi gereken bir farz değildir; aynı zamanda ruhun gün içine yayılan beş ana öğünüdür. Kalbi diri tutan, vicdanı besleyen ve imanı tazeleyen en güçlü manevî gıdadır.

5. Salih Dostlarla Yol Yürüyorum

İnsan çevresinden etkilenir. Sürekli dünyayı konuşanlarla birlikte olanın dünyası kararır; sürekli Allah’ı hatırlatanlarla beraber olanın ise kalbi ve ruhu şifa bulur. Bu yüzden iyi arkadaş, bazen en güçlü manevî ilaçlardan biridir.

Elhasıl: Reçete Hazır, Tercih Bizim

Bugün pek çok insan huzuru dış dünyada arıyor; daha fazla kazanarak, daha fazla tüketerek ve daha fazla eğlenerek… Fakat kalbin açlığı bunlarla doymaz. Çünkü ruhun ihtiyacı maddî değil, manevîdir. İman bizatihi şifadır.

Asıl soru şudur: Biz o şifanın hayatımızı etkilemesine izin veriyor muyuz?

Eğer kalbimizi sürekli gafletle dolduruyor, nefsin arzularını sınırsızca besliyor ve ruhumuzu haramlarla yormaya devam ediyorsak, ilacın tesirini göremememiz şaşırtıcı değildir. Fakat tövbe ile yeniden başlayabiliriz. İstiğfarla kalbimizi temizleyebilir, farz ibadetlerle imanımızı kuvvetlendirebiliriz. Dua ile Rabbimize yaklaşabilir ve hem dünyada hem de ahirette mutlu bir hayat sürebiliriz inşaallah.

“Hayat-ı dünyeviyede hakiki lezzet iman dairesindedir ve imandadır. Ve a’mâl-i salihanın her birisinde bir mânevî lezzet var.” (Lem’alar, 24. Lem’a)

Allah’ım! Kalplerin derman ve devası, bedenlerin afiyet ve şifası, gözlerin nur ve ziyası olan Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashabına salât ve selâm eyle. Amin.

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir Yorum

  1. Allah razı olsun, güzel bir manevi reçete olmuş, inanıyorum ki bu diyet maddi hastalıklarımiza da şifa olacaktır.Rabbim bizlere af ve afiyet versin.

    0
    0

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu