Yaş 35

Otuz beş, yolun yarısı mı eder? Kişiden kişiye, şahıstan şahısa değişir diyorlar. “Yaş otuz beş, eder yolun yarısı” diyen şairimiz de Dante kadar yaşayamamış.

Onun doğumunu idrak edenlerdeniz. Bizim Yeni Asya İnternational ebadında çıkan “İttihad”lı günlerde Yeni Asya’nın ismi kulaklarımıza okundu. Bu mutlu ve kutlu doğumun müjdecileri olarak Muzaffer Aslan ile Abdulvahid Utkan ağabeyler Malatya’da analarımızın verdikleri altın bileziklerini, nişan yüzüklerini ve kıymetli beşi birliklerini İstanbul’a götürmek üzere almışlardı. Bir sene sonra da İzmir’de Fethullah Gülen hocanın vesile olduğu yurtta (Güzelyalı’da) okurken merhum N. Mustafa Polat’ın ismine düzenlenen yarışmaya katılacaktım. Bir gazeteye yazı yazmanın ilk tatlı heyecanını o günlerde duyduğumu zannediyorum.

Tarih şuurunu ve okuma zevkini neslimize aşılayan Yeni Asya’nın öne çıkardığı bir çok konu arasında iki tanesi hâlâ gözümün önündedir. Altmış sekizden yetmiş bire kadar meydana gelmiş anarşik hâdiselerin faillerinin affedilmesine karşı çıkışı ile müstehcen neşriyatın tahribine karşı Türkiye’yi o günlerde ayağa kaldırışı. İmam hatip okulunda Yeni Asya’yı okumanın sakıncasını bilemediğimizden MSP’li arkadaşlardan çok sıkıntı çekmiştik. Onlar Millî Görüş’ün zaferine Nurcuları engel görüyorlardı. Hele bilhassa Yeni Asya’yı. Milletvekili olma arzusuyla Milli Görüş saflarına geçen temayüz etmiş bir kaç Nur talebesiyle üzerimize geliyorlardı. Bir kısmı ANAP saflarında, diğer bir kısmı da şu anda AKP’de aktif siyasete atılmış arkadaşlarımızın, bir taraftan yaşın getirdiği olgunluk, diğer taraftan hâdiselerin Yeni Asya istikàmetindeki seyri siyasî fanatikliklerini giderdi. Onlar hep değişerek geldiler. Eski söylemlerinden vazgeçip yeni yeni fikirlerle bugünkü AKP’ye ulaştılar. Zamana karşı durmak mümkün olmuyor. Kudretli 12 Eylül cuntasının ANAP’ı gariban Nesrin Hanımın eline kaldığı gibi, merhum Özal’ın prensleri arasında yükselip dünyaya meydan okuyan Uzanların hâl-i pürmelâli zamana karşı durulamayacağının son örnekleri. Yeni Asya’nın yukardaki mânâda hiç değişmediğine şahit olanlardanım. Onun ekseninde seyredenlerden bir tanesinin “Şu kadar zamandır yanlış yaptım“ dediğine rastlamadım. Başka gezegenlerin yörüngesine takıldıktan sonra mazisini inkâr ve eski dâvâ arkadaşlarını yanlış bulmalarını elbette burada ayırmak gerekiyor.

Herhangi bir fikir veya cemaati temsilen çıkan gazete ve dergilerin hemen hepsi radikal değişimlere uğradılar. Eski düşmanlarına dost, yanlışlarının doğru veya doğrularının yanlış olarak yer değiştirdiğini bu geçen zamanı bizimle yaşayanlar iyi bilirler. Fakat bunu Yeni Asya için söylemek mümkün değil. Onun istikâmeti “tatlı su balıklarını” fikre düşman etti. Hatta bazıları kimlik kelimesinden kaçar ve hoşlanmaz oldular. Yeni Asya ise İTTİHAD’dan tevarüs ettiği kimliğiyle hergün izzet ve şerefle Bab-ı Âli’den dünyaya seslendi. Doğru gazeteciliğin pratiğini yapmağa çalışırken, önüne çıkan engellerden ne iktidarlara, ne derin devlete ve ne de haricî güçlere kesinlikle yönelmedi. Dini siyasete âlet edenlerin yanında dindar olarak–onların nazarında–hiç de hoş olmayan siyasî bir çizgisi vardı. Bu çizgi nice seneler iktidar olduğu halde Yeni Asya bir gün bile devletin kapısına elini uzatmadı. “Doğru gazetecilik ve neşriyat”la ilgilendi. Ne holding kurdu, ne fabrika ve ne de pazarlama şirketleri. Gazetecilik silâhıyla tüyü bitmeyen yetimin hakkına göz dikenleri ikaz vazifesini yüklenerek zar zor imkânlarla yoluna devam etti. Bu bizim tesbitimiz değil. Onun faziletini düşmanları köşelerinde neşrettiler. Yeni Asya gençlik yıllarımın kimliği gibi gelir bana. Gurbete düştüğümde cebinde Yeni Asya taşıyan insanlar arardı gözlerim. Zındıka, derin devletin eliyle onu her bayiye sokmazdı. Bir bayiye onu getirtebilmek için büyük mücadeleler vermek lâzımdı.

Yeni Asya´nın öncelikleri vardı: Kur’ân’ı “Peygamberimizin (asm) pratiği çerçevesinde günümüzün hayatına” aktarmak. Ahirzaman nebîsinin haber verdiği hâdiseleri zamanında teşhis ile “Tevhid” cephesini ilân ederek; bir buçuk milyon Müslümanla iki milyon küsur Hıristiyan arasındaki köprüleri bağlayıp “muvasalat” çizgisini teşkil etmek de önceliklerindendi. Yeni terminoloji ile kafaları karışmış Müslümanlara Asr-ı Saadet ile Ahirzamanın “meşrutiyet-i meşruaya” (İnsaniyet-i Kübra’ya uygun demokrasi) geçiş yolunu gösterip onları dinsiz Avrupalılar önünde sıkıntıya girmekten kurtarırken; devamlı önde, devamlı cephede ve devamlı tehlikeli pozisyonlarda çekinmeden “tecdîd” bayrağı elde yürüye geldi. Yeni Asya’nın yenilik hareketi haricî cereyan ve kuvvetlerle yürümemiştir. O, “doğrudan doğruya Kur’ân’dan alarak ilhamı” doğu ve batıyı hayran bırakan yenilikleri bağrından çıkardı. Mebde ile Münteha’yı bir noktada toplamış bir peygamberin saadet asrına bağlanmak ancak böyle olabilirdi. Garbın fünûnu ile şarkın köklü geleneği, onu doğru yolundan bir kez bile çeviremedi.

Kendisini Âl-i Beytin mânevî evladı kabul ettiğinden “Adalet-i Mahzayı” rehber almıştı. Kursağına haram lokma girmediği kanaatindeyim. Dahilde büyük fitne ve kavga ortamı çıktığında hep “Hasenî” davrandı. Bizans-Fars krallarıyla kıskanç Yahudilerin sevinçlerini kursaklarında bırakacak ve kardeş hukukunun kaybını önleyecek kadar hasenîdir, Yeni Asya. Bütün Müslümanları büyük bir cemaat bildi ve onların hukukuna riayeti kendi hukuku olarak tatbik edegeldi.

Öncü, tecdîdci, analizci, katılımcı, tamirci, barışcı, vatanperver ve hürriyetperver Yeni Asya’ya eserleriyle yön veren büyük müceddid zamanında anlaşılamadığı gibi Yeni Asya da rötarlı anlaşılıyor. Savunduğu fikirleri rüfekası bazan iki sene, bazan beş sene geriden takip edegeldiler. Bu da onu “Garibüzzamana” benzetmişti. Gazetecilik kelimesinin mânâsını yeniden teşrih eden Yeni Asya, gazeteciliğin; yalnızca hakkı, hakîkati ve toplumu aydınlatmak için doğru haberi esas almasını gerektirdiğini şu gencecik hayatıyla isbat etti. Maksat, gaye ve hedefin doğruluğu kadar; vasıtanın da doğru ve helâl olmasını bizzatihî nefsinde yaşadı.

Otuz beş yaş şairi ömrünün dilimlerini hesaplayamamış, fakat Yeni Asya için henüz ömrünün bir çeyreğini yaşadı, tahmininde bulunuyorlar. Gaybı ancak Allah bilir. Biz onu ömr-ü ebed müddet niyazıyla selâmlıyoruz. Çilekeş kadrosunu da—dağıtıcısından üst idareye kadar—candan tebrik ediyoruz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*