Yaşadıklarımız tekrar değil mi?

Image
Helezonik daireler oluşturarak gelip geçen zamanın iplerine asılmış hadiseleri “doğru okumak” evvelâ Risâle-i Nur’u düzenli okuyanlara düşer. İsm-i Hakîm’e mazhar bir “Nur külliyatı”nı okumak, haftada en az bir defa “Medresetüzzehra”daki dersleri takip etmek ve oradaki ders arkadaşlarıyla öğrendiklerini mütalâa etmek herkese nasip olmadığından, Nur Talebelerinin bu önemli farkın farkında olması elbette gerekiyor. Yoksa yaşadığımız felâketlerin başka şekil ve tarzlarda yarınlardaki iplere asılı olmayacağını kimse iddia edemez. Bize düşen, yaşananlardan ibret almak değil mi?

Bolşevik ve komünistler yalnızca gömleklerini değiştirmekle zararlı olmaktan kurtulamazlar. Ancak Allah’a ve Peygamberlerine yöneldiklerinde durum değişir. Türkiye’de 1950’li yılların sonlarında sol kanatta talebe nümayişlerine karışmış marksist ve anarşist ruhlu öğrencilerin 40-50 sene sonra yine aynı halet-i ruhiye ile ortaya çıktıklarını görüyoruz. Onların yetmişlerini aşmış olmaları, yüksek mevkilere çıkmaları, bolşevikliklerinden veya din düşmanlıklarından fazla birşey eksiltmemiştir. Bu gidişle ruhlarındaki anarşi onları son durağa kadar takip edeceğe benziyor.

Avrupalı dinsiz veya materyalistlerde bu hal biraz daha ılımlı seyreder. Küfrî inadın bazan ilmin karşısında çözüldüğüne ve bazılarının ahir hayatlarında Allah ile barıştıklarına çok şahit olmuşuzdur. Fakat bizdeki ilhadın üzerini nifak tortuları kapladığından, çoğu eski devrimci lider kadrolarının gençlikteki “inançsız ve ahlâksız” çizgilerini aynen devam ettirmekte olduğunu maalesef görüyoruz.

Bediüzzaman veya Risâle-i Nur’da; bolşevik, komünist, mason, zındıka, materyalist, tabiatperest, ehl-i ilhad, ehl-i nifak, tahripkâr cereyan ve ikinci Avrupa gibi tabirlerin içindeki mânâları yeniden ele alıp, günümüzdeki cereyanların mahiyetleriyle karşılaştırmak gerekiyor. Coğrafya değişiklikleri, forma, slogan, metod, üslûp ve hal yeniliklerinin bizi aldatmamasına dikkat etmemiz lâzım. Mahiyeti kızıl dinsizlik olan küresel bir cereyanın ikinci Avrupa ve Amerika’nın hikâyesiyle Kafkaslar’a, Orta Asya’ya, Balkanlar’a ve Ortadoğu’ya “sivil inisiyatifler” maskesiyle musallat olduğunu ortaya çıkarıp, bir kısım geleneksel Müslümana izah etmenin zorluğunu biliyoruz. Bahsettiğimiz coğrafyalara Risâle-i Nur’u yeterince ulaştıramamış ve Türkiye’de Risâle-i Nur dilini yaygınlaştıramamışsak, bu zorluk devam edecek demektir.

Mutlaka siz de olup biten birçok garip şeyin farkındasınızdır. Efkâr-ı ammenin kafasındaki “kızıl Moskof” imajı devam ediyor. Kemalizmin “Ergenekon sürecinde” azıcık sivilleşmesi bazılarını o kadar heyecanlandırıyor ki… Garip şeyler. Fakat Rusya’daki yirmi milyon Müslümanın Türkiye’deki Müslümanlardan daha hür yaşadıklarını kime anlatacaksınız? Bize “Kızıl Elma” masalını anlatanlar dindar reis-i cumhur, başbakan, bakanlar ve YÖK’ü bekliyorlardı. “Beşi bir yerde” formülü gerçekleşeli iki seneye yaklaştı. Fakat vakıayı biliyorsunuz. 28 Şubat ihtilâlinin mutlak despotluğu harfiyen devam ediyor. İnsanî temel hak ve hürriyetler hâlâ buzdolabında. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle “istibdad-ı mutlak” ile “rüşvet-i mutlaka” yaşadığımız Türkiye’nin önemli faktörleri olmuş. Zillet ve dünyaperestlik hastalığı toplumun alt katmanlarına iniyor. Burada hayretimizi gizleyemediğimizi ifade edelim. Düne kadar başkalarını renksiz, mason, liberal, din düşmanı, Peygamber karşıtı ve harama düşkün diyerek suçlayanların devlet musluğuna el ve ağızlarıyla yapışmaları, dindarlar açısından utanç verici bir hal. Talut’un askerleri gibi içilmesi yasak olan nehrin kıyılarına “siyasal dindarlar” üşüşünce, toplumun itiraz refleksleri de dumura uğruyor. İtiraz potansiyeline sahip kişi ve cemaatlerin gagaları da yağlanınca, efkâr-ı ammeyi hab-ı gafletten uyandırmak, yine çarıklı erkâna kalıyor.

Tekrar güzeldir. 12 Eylül’ün mahiyetini anlamadan ne 28 Şubat postmodern darbesini ve ne de deccaliyetin küresel 11 Eylül’ünün mahiyetlerini anlamak mümkün olmayacaktır. Kemalistlerin haricî dinsizlerle anlaşarak Müslüman Şark’ı terbiye etmek için kurdurduğu DTP’si, Ergenekon, tesettür yasağı, üniversitedeki resmî istibdat ve AB düşmanlıklarının mahiyetlerinin anlaşılmaları da yukarıdaki meselenin öğrenilmesine bağlıdır. Yukarıda arz ettiğim üzere tekrar güzeldir. Zira insan nisyandan geldiğinden genellikle unutkandır. Bizimkisi yalnızca bir tahattur ve dolayısıyla bir tekrar. İşin sahibi Allah’tır.

Image

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*