Yasaksız yasak(?)

Evet, Ramazanımız bitti şükür. Hem de ne bitiş… her ne kadar ikinci “buruk “Ramazan olsa da, benim açımdan, şükür, kazasız belâsız bitirmek oldu. Çünkü, daha evvel iki Ramazanda, mecburen ameliyat olup, bir kaç gün, orucu vaktinde tutamamıştım.

Ve bugün, Ramazan Bayramının ikinci günü. Tekrar, hepimizin bayramı mübarek olsun. Ramazan boyunca, çok îcab etmedikçe, başka mevzuuları yazmamaya çalıştık. Şimdi Ramazan bitti, artık günlük hadiselere de bir göz atalım.

“Hop hemşehrim, yassah! Giremezsin, gidemezsin, duramazsın, oturamazsın!” vs. vs. Cemiyet hayatında, bu hâllerle, bu sözlerle çok karşılaşırız. Zaten, emir eri birisine de, böyle bir salahiyet verilince, seyredin cümbüşü. Eline fırsat geçirdi ya, artık ortalığı toz duman eder, salahiyetini kötüye kullanmaya çalışır.

Böyle bir girizgâhtan sonra, gelelim esas mevzuumuz olan bugünkü yasaklara, daha doğrusu, “yasaksız yasaklara”…

Demek, böyle şeyler de görecekmişiz. Bu yaşımıza kadar görmediğimiz acâiblikleri gördüğümüz gibi… Korona sebebiyle, millete; lüzumlu, lüzumsuz bir çok şey dayatılıyor. Daha evvel de, bu acâib, yasaksız yasaklarla alâkalı bir makale yazmıştık. Orada da söylediğimiz gibi, böyle yasak mı olur yahu? Biz, çok yasak gördük. Ama böyle uzun boylusunu, tabii ki ilk defa görüyoruz.

Yapılacak herhangibir işin, evvelâ maksadına bakılmalı. Ne için yapılmak isteniyorsa, maksadın ona mâtuf olması lâzım. Ama şimdiki bu yasak, anlaşılır gibi değil. Güya, milleti, koronadan muhafaza etmek için yapılıyor, ama milletin ekserisi hep dışarıda. Bu ne perhiz, bu ne lâhana turşusu?

Eğer yasaksa, herkese yasak. Adam seçerek yasak olmaz. Hani, Nasreddin Hocanın türbesini ziyaret eden  veya resmini gören varsa bilir. Orada türbenin üç tarafı açık, duvarsız, sadece önünde, kilitli bir demir parmaklık var. Bu yasak da aynı ona benziyor. Hekes dışarıda, sokağa çıkma yasağı var. Tabii, kilitli kısmın önünde de nizam ve kaidelere tâbî olmaya çalışan garibanlar var.

Bu işten en çok sıkıntı çekip, bunalanlar da polisler. Daha, “illâllah” demişler. Kime ne yapacağını bilmez hâldeler. Âdeta, “elma dersem çık, armut dersem çıkma” oyunu gibi bir şeyle karşı karşıyalar. Anlayacağınız, bu komedi “yasaksız yasaktan” bıkmışlar.

Yâni, hani böyle bir sıkıntı, musibet üzerinden bu yasak yapılıyor da millet fazla bir şey demiyor. Yoksa vatandaşın seyahat hürriyeti kanunla teminat altına alınmıştır. Avrupa’nın bazı devletlerinde vatandaş “seyahat hürriyetimiz tahdit edlemez” diye mahkemeye vermiş ve yasak kaldırılmış.

Birkaç gün evvel internette bir haber gördüm. Vatandaşın biri kızını ziyaret etmek için izin istemiş, vermemişler. Adam, kaymakamlığın çatısına çıkmış, artık ne oldu bilmiyorum. Bu mevzuuda da, çok katı davranmamak lâzım. İnanın, aklıma Sovyet Rusya’daki komünizm zamanındaki, seyahat hürriyetinin olmadığı veya vilayetler arasında yapılan pasaportlu seyahatler geldi. Şükür, biz öyle değiliz ,ama işte bu vatandaşı düşünürken aklıma onlar geldi.

Bir de bu işten en çok zarar görenler, 65 yaş üstü vatandaşlar. Bir milletin âkil tabakası olan bu insanlara da, lüzumsuz ve haksız tazyik yapılıyor. Hayatlarının bundan sonrasını rahatça geçirmek isteyen bu insanları cendereye sokup, sık boğaz ediyorlar. Güya onları muhafaza için aşırı tedbir alınıyor. Ama onlar hayat tecrübeleri ile evvelallah, muhafaza işini bilir. Birkaç densiz yüzünden, bütün bir grub dizginlenemez. Bir de işin komik bir tarafı var. Umumî vasıtalara, ücretsiz kartla bindirmiyorlar. Ama vatandaş, ücretli kartla biniyor. Ne anladık? O zaman, dert “bedava binmeyin kardeşim” mi?

Ve bir müjdeli haberle makalemizi bitirelim inşâallah. Son gelen haberlere göre, bayramda yine otoyol ve köprüler ücretsizmiş. Bunda da aklıma deli Dumrul’un köprü hikâyesi geldi. Artık gülelim mi, ağlayalım mı bilmem? Sokağa çıkmak yasak! Köprü ve otoyollardan geçmek serbest, hem de bedava…

 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*