Yediden yetmişe İlâhî dâvet, Kur’ân sofrasına!

Dâvetiye, beşerî ilişkiler açısından, insanların sevinç, keder, bilgi paylaşımı vb. alâkalarını kendilerine yakın hissettikleri insanlarla ve toplumun diğer bireyleriyle paylaşmaları için değişik yol ve vasıtalarla yaptıkları çağrının adıdır.

Dâvete mebnî konunun kıymet, ehemmiyet ve anlamı muvacehesinde dâvetiyeler de şekil ve kıymet kazanır. Dâvetiyelere ve onu getirip götürenlere, gösterilecek hürmet ve iltifatın, dâvet sahibi adına geçtiği de ayrı bir vakıa…

Gönderilen dâvetiyeler, dâvet metninin dikkatli okunması sonucu, dâvetin mahiyetinin anlaşılmasıyla bir değer kazanır. Meselâ bir düğün dâvetiyesinde, merasimin tarih, yer ve saati ve merasimin nasıl yapılacağı vb. konular yer alır. Kendisine gönderilen dâvetiyeye dikkatli bakmadığından, en yakınlarının sevinç ve kederlerinin paylaşılacağı merasimleri unutup ihmal eden birçok kişinin günlük hayatta varlığı hepimizce bilinmektedir. Gerçi böyle hususlarda unutkanlık, bir cihette ehemmiyet vermemekliğin de bir işareti sayılabilir. Gönderilen dâvetiye okunup anlaşılmak ve dâvete icabet etmek için bir vesiledir. Kendisine gelen dâvetiyeyi okuyacağı yerde, ehemmiyet vermeyip buruşturup atan veya yutan adamın dâvet ve dâvetiyeden nasibi yok demektir.

Dâvetiyelerde, dâveti gönderen makam çok öne çıkar. İnsanlar arasında vuku bulan dâvetlerde de, Kâinat Sultanı’nın kulları olan beşere gönderdiği İlâhî dâvetlerde de bu husus geçerlidir.

Tabiî ki Cenâb-ı Allah’ın insanoğlunu yaratıp yeryüzüne gönderdiği ilk andan itibaren, insanları doğru yola ve saadet-i ebediyeye çağırmak için gönderdiği bütün suhuf ve mukaddes kitapların her biri İlâhî bir dâvetiyedir. Onları beşere tebliğ eden nebî ve resuller ise, Yüce Sultan’ın dâvetiyecileri veya dâvetçileridirler.

Bu noktadan Kur’ân, Matba-i İlâhiyede basılıp, Cebrail vasıtasıyla, kâinat yüzüsuyu hürmetine yaratılan en büyük dâvetçi Hz. Muhammed’e (asm) gönderilen ve o büyük dâvetçi tarafından herkese ve bütün mevcudata tebliğ edilen son İlâhî Kitap ve dâvetiyedir.

Öyle muhteşem bir dâvet ki, bütün ins ve cinni, varlık ağacı yaratıldıktan bu yana mevcudatta icrâ edilen bütün meşrû şenlik ve düğünlerin, şehrayin ve resmigeçitlerin final günü olan saadet-i ebediye ve Rü’yet-i Cemaliye gününe dâvet ediyor. (Kâinat Sultanının yarattığı her bir varlığın da, üzerinde taşıdığı Esmâyı anlama dâvetiyeleriyle, İlâhî bir dâvetnâme olduğu izahtan varestedir.)

Biz insanlar, Elest Meclisinde verdiğimiz sözle bu Dâvet-i İlâhiye olan Kur’ân’ı başımıza tâc edeceğimize söz vermişiz. Ahdimize vefa için, o muhteşem dâvetnâmedeki metni okuyup çözmek ve Kâinat Sultanı’nın marziyatını anlayıp ittiba etmek hayatımızın en önemli gayesi olmalı. Yani Kur’ân’ı okuyup öğrenmek ve ondaki yüksek hakikatları, o yüce dâvetnâmedeki mesajları nefsimizden başlayarak, en yakınlarımıza ve ulaşabileceğimiz her yere ulaştırmamız gerekir.

Dâvânın büyüklüğü açısından, kâinat bomba olup patlasa yanında hiçbir anlam ifade etmeyeceği bu mukaddes dâvâ olan Kur’ân’a, Kâinat Sultanı bakınız nasıl iltifat ediyor:

“Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitab, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.” (Zümer, 39/23). “Kur’ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” (Arâf, 7/204).

“Hulukuhü’l-Kur’ân’’ olan, Âlemlere rahmet olarak gönderilen en büyük dâvetçi Hz. Rasulullah (asm) ise, bu büyük hadiseye hayatının her ânında verdiği en birinci öncelik ve ehemmiyetle dâvetçilik vazifesini hakkıyla ifa ediyor:

“Kıyamet gününde Kur’ân-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’ân okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’ân okuyan kimse şerefle süslenecek. Yine Kur’ân-ı Kerîm: ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi giydir!’ diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur’ân: ‘Rabb’im! Ona şeref tacı giydir!’ diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur’ân-ı Kerîm: ‘Yâ Rabbî! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.’ diyerek Kur’ân okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 18; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân: 1).

Müslim’de rivayet edilen bir hadiste; Ebû Umame (r.a)’den, Resûlullah’ın (asm) şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Kur’ân’ı öğreniniz. Şüphesiz o, kıyamet günü ehlin için çok iyi bir şefaatçı olacaktır.”

En-Nevvas b. Sem’an (r.a) anlatıyor: “Hz. Peygamber’i şöyle derken duydum: ‘Kıyamet günü Kur’ân-ı Kerim ve bu dünyada onunla amel edenler getirilirler. Önlerinde de kendilerini arkadaş edinenleri savunan Bakara ve Âl-i İmrân Sûreleri bulunur.’” (Müslim).

Buhârî’de rivayet edilen bir hadiste; Osman İbn Affan’dan (r.a), Resûlullah’ın (asm) şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Aranızda en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir.”

Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor: “Hz Peygamber (asm): ‘Kur’ân’ı okumak kendisine zor geldiği halde onu takılarak okuyana iki sevap vardır’ buyurmuştur.” (Buhârî, Müslim).

“Kim, Kur’ân-ı Kerim’i okuyup içerisindeki hükümlerle amel ederse kıyamet gününde ana ve babasına bir tâç giydirilir ki parlaklığı, güneşin evlerdeki parlaklığından daha güzeldir. Ya Kur’ân’la amel edene verilecek mükâfatı tahmin edebiliyor musunuz?”

“Kur’ân öğreniniz, okuyunuz ve okutunuz. Zira Kur’ân’ı öğrenip okuyan, onunla amel eden, hafızasında Kur’ân olduğu halde uyuyan kimsenin hali ise, içi misk dolu, ağzı bağlı dağarcık gibidir.”

Küfür, dalâlet ve şirkin insanlığı kasıp kavurduğu fitne-i âhirzaman olan günümüzde, Kur’ân’dan lemaân eden hakikatlarıyla, insanlığın maddî ve manevî bütün dert ve sıkıntılarının çözümlerinin Kur’ân’da olduğunu izah ve ispat eden Risale-i Nur’da ise, ins ve cinnin dünyevî ve uhrevî saadetini temin eden bu mukaddes İlâhî dâvetnâmenin büyüklüğü, “Kur’ân Arş-ı Azam’dan, İsm-i Azam’dan, her ismin en büyük mertebesinden gelmiş; Bütün Âlemlerin Rabb’i unvanıyla Allah’ın kelâmıdır; Bütün Mevcûdatın İlâhı sıfatıyla Allah’ın fermanıdır; Bütün Semâvât ve Arzın Hâlık’ı nâmına insanlara teveccüh buyurularak söylenmiş bir hitaptır, bir mükâlemedir, bir konuşmadır, bir ezelî hutbedir, Rabb-i Rahîm’in yüksek bir iltifâtıdır.” (İşârâtü’l-İ’câz, s. 15) sözleriyle ifade edilir.

Bin yıldır Kur’ân’ın bayraktarlığını yapan necip milletimizin Kur’ân’a verdiği değerin bir nebze ifadesi için, tarihin altın sayfalarında yer alan Osman Gazi Han’ın yaşadığı bir hatırayı da nakledelim:

Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi, Şeyh Edebali’nin evine misafir olur. Yatsı namazını kıldıktan sonra, misafir odasına çekilir. Sedirin üzerinde serili bulunan pamuk yatağın üzerine uzanacağı sırada, gözüne duvarda asılı duran bir kitap ilişir. Hemen ayağa kalkar. Kitabın Kur’ân-ı Kerîm olduğunu anlayan Osman Gazi, yatmaktan vazgeçerek, Kur’ân’a hürmeten, sabaha kadar uyumaz.

Dünya ve ahiret hayatımızın ve saadetimizin esası olan Kur’ân’ı baş tacı yapmamız, her şeyden önce onu öğrenip, okuyup, okutup, hakikatlarını yaşayıp tebliğ etmeye vereceğimiz himmete bağlıdır. Kur’ân her an manevî bir gözle kendisine ve dâvâsı için yapılacak gayret ve himmetleri gözetliyor. Günümüz teknolojik gelişmeleri doğrultusunda insan hiç kimseye muhtaç olmadan bile Kur’ân okumayı öğrenip okuyabilir. İslâm tarihinde 3 yaşında Kur’ân’ı okuyup hıfzeden büyüklerimizin varlığı, 80-90 yaşında Kur’ân’ı öğrenenler, Müslümanlığı seçerek ilk bir ayda Kur’ân’ı öğrenenler buna en güzel misâldir. Geçenlerde 72 günde Kur’ân’ı hıfzeden bir genç kızımızın haberi gazetelerde yer almıştı. İstiklâl Marşı Şairimiz Mehmed Âkif de 6 ay içinde Kur’ân’ı ezberlemişti.

Kur’ân hakikatleri Risale-i Nurları bütün insanlığa ulaştırarak, yeryüzünü bir Kur’ân mektebi yapmayı gaye edinen Yeni Asya Gazetemiz, defaatle okuyucularına hediye olarak verdiği Kur’ân-ı Kerimler, Kur’ân meâlleri, Kur’ân Okuma Rehberleri ve Kur’ân Tefsirleri Risale-i Nurlarla Kur’ân dâvâsına hizmet konusunda ayrı bir yeri olduğunu ispat etmiştir.

Öğrencilerimizin tatile girdiği bu eğitim sezonu sonunda ise gazetemiz Yeni Asya tekrar bir hamle yaparak, her eve Kur’ân ve hakikatlerinin girmesinde öncü rolünü üstlenen Kur’ân Okuma Rehberini (ELİFBA) tekrar hediye ederek, bu husustaki hizmetlerine devam etmektedir. Bize düşen ise, bu Elifba’larla Kur’ân okuyanların sayısını arttırmak ve ihtiyacı olanlara ulaşması için gayret sarfetmektir.

Şunu unutmayalım ki milletimizin devam ve bekası, bütün problemlerinin çözümü, Kur’ân ve hakikatlerinin öğrenilip, okunmasına, hürmet edilip baş tâcı edilmesine ve yaşanmasına bağlıdır.

Cenâb-ı Allah dünyada ve ukbada Kur’ân ve hakikatlerini yâr, yâran ve şefaatçimiz eylesin. Âmin.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*