Yeni Asya ekolünden gelen…

Millet olarak çetin bir süreçten daha geçiyoruz. Bu süreçte, bir kısım mütedeyyin insanların da ‘sınıfta kalanlar’ arasında yer alması ihtimali var. Allah’dan niyazımız, böyle durumlara düşmemektir.

Siyasi tartışmalann, aynı ‘büyük dâvâ’ya gönül vermiş insanlar arasında ihtilaf sebebi olmaması da en temel arzumuzdur. Ne var ki bu noktada da iyi bir imtihan verilemiyor. Prensip olarak kâinatta tesadüfe tasadüf edilmediğine göre; yaşanan bu olumsuz tartışmalarda da tesadüf olamaz. Her yaşanan hadisenin ayrı bir hikmeti vardır. İnşallah bu hikmetleri anlayabiliriz.

Yeni Asya’nın temsilcileri her zaman olduğu gibi bu süreçte de bir araya gelerek bir karar aldı. Bu karar sonrası ‘kızılca kıyamet’ koparılmak istendi. Yeni Asya nasıl böyle bir karar alabilirmiş? Bu feveranın sebebi ne ola ki? Başkaları diledikleri konuda ‘karar’ alabilir de, Yeni Asya mı alamaz? Alınan kararın ‘yanlış’ olduğunu düşünen ‘dost’lara düşen nedir? Uygun lisan ile ‘ikâz’ ve itiraz değil mi? ‘İtiraz ve ikaz etmek’le ‘aşağılama ve hakaret’i ayırt etmek lazım. Maalesef bazı itirazlar, insaf ölçüsünü çok geride bırakmaktadır.

Meselâ, bir kısım şahıslar kendilerini “Yeni Asya ekolünden gelenler” olarak tanıtmak suretiyle Yeni Asya Temsilcilerinin aldığı karara itiraz ettiklerini ifade etmişler. Peki, bu açıklamayı yapanlar; niçin kendilerini ‘gizle’mişlerdir? Normalde, yapılan açıklamanın altına bir ‘isim ve imza’ yazılmaz mı? Ayrıca, “Yeni Asya ekolünden gelen’lerin sayısı bir hayli fazladır; ama çeşitli sebeplerle o kişiler şimdi başka ‘ekollerin arasındadır. Yani, “Yeni Asya ekolünden gelmiş olmak” itiraz için yetmiyor. Şu anda nerede durulduğu, hangi ‘ekol’ün içinde yer alındığı da önemlidir. Hem, Yeni Asya gibi ‘çok satmayan’ bir gazetenin aldığı karar niçin bu kadar gürültü kopmasına sebep oluyor?

Dikkat çeken bir nokta daha var: Yanlış hatırlamıyorsam Yeni Asya’nın temsilcilerinin aldığı kararı ‘haber’ olarak görmeyen ‘devletin resmi haber ajansı’ kendilerini “Yeni Asya ekolünden gelenler” olarak tanıtanların açıklamasını haber yaptı! Burada da bir gariplik ve çelişki yok mu? Nasıl bir güç ve plan var ki, ‘merkez’in yaptığı bir açıklamada haber değeri görmüyor ve buna karşılık ‘o ekolden geldini ifade edenlerin yaptığı imzasız bir açıklamayı haber yapabiliyor…

Ön sözümüz de, son sözümüz de şudur: İşleri ‘meşveretle, konuşarak yürütmek her zaman tavsiye edilmiştir. Bazı kararlar, alındıktan zaman yanlış yorumlanabilir. Bu konuda yüzlerce misal vardır ve en çarpıcı olan 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonraki hadiselerdir. Belki ‘gençler hatırlamaz, ama o yıllarda Yeni Asya camiası darbeye ve darbecilere karşı yüksek perdeden itiraz etti.

Bazı ‘komünist’ gruplar da aynı şekilde darbecilerin anayasasına itiraz ediyordu. Neticede, biz yapılan anayasanın milletimiz için ‘intihar’ olduğunu söyleyerek itiraz ettik ve komünistler de belki başka sebeplerle aynı anayasaya itiraz etti. Ne oldu? Dışardan bakanlar nezdinde, ‘komünistlerle aynı yerde’ bulunmuş olduk! O yıllarda bu mesele ile çok uğraşıldı. Nasıl olur da bir Nur Talebesi, komünistlerle birlikte 1982 darbe anayasasına red oyu verirdi! Verirdi ve verildi… Geçen süre red oyu verenlerin isabetli olduğu göstermedi mi? Ama bazıları için bunu görmek ancak 20 ya da 30 yıl sonra mümkün oldu. Düşünün ki darbe anayasası din dersini mecburi hale getiriyordu! Yani, anayasaya red oyu verenler görünüşte din dersinin mecburi olmasına da red oyu vermiş oluyordu. Propaganda bu yöndeydi… “Yeni Asya ekolünden gelmek” kadar, o ekolde sebat etmek de önemli olsa gerek…

Muhtemelen o gün ‘komünistlerle birlikte de olsa anayasaya hayır demek lazım” diye açıklama yayınlayanlar; şu anda Yeni Asya’nın tavrına itiraz açıklaması yapanlar arasında yer almaktadır…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*