Yeni Asya’da ”konuşan yalnız hakikattir”

“Yirmi sekiz senedir vilayet vilayet, kasaba kasaba dolaştırılıyorum. Mahkemeden mahkemeye sürükleniyorum. Bana bu zalimâne işkenceleri yapanların bana atfettikleri suç nedir? Dini siyasete âlet yapmak mı? Fakat bunu ne için tahakkuk ettiremiyorlar. Çünki hakikat-i halde böyle bir şey yoktur.” 1

Bediüzzaman, “Konuşan yalnız hakikattir” dersinde serencamını özetlerken; başından geçen bunca felâket, çile, hapis ve sürgünleri hiçbir şeye alet edilmeyen Risale-i Nur’un intişarı için ihlâs ve sadâkatin tezahürüne bağlıyor.

Hatta, “Siz bu şiddetli imtihana girmek ve inceden inceye sizi kaç defa ‘Altun mu, bakır mı?’ diye mihenge vurmak ve her cihette sizi insafsızca tecrübe etmek ve nefislerinizin hisseleri ve desiseleri var mı yok mu üç-dört eleklerle elenmek; hâlisane, sırf hak ve hakikat namına olan hizmetinize pekçok lüzumu vardı ki; kader-i İlâhî ve inayet-i Rabbaniye müsaade ediyor” 2 der.

Kahr ile yapılan zulümleri tarihe not düşmekle beraber kimseyi suçlamaz “kader mahkûmuyum” der. Öyle ki “Eğer Risale-i Nur’u tenkid fikriyle tetkik eden adliye memurları, imanlarını onunla kuvvetlendirip veya kurtarsalar, sonra beni idam ile mahkûm etseler; şahid olunuz, ben hakkımı onlara helâl ediyorum” 3 der.

Sonra, “Milletimin imânını selâmette görürsem Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım, vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur” diyerek feragatın ve fedakârlığın şahikasında bayram eder.

YENİ ASYA NUR’UN BAYRAĞIDIR

Risale-i Nur nice feragat ve fedayla bu gün milyonların elinde olmuşsa, aynen onun gibi medyadaki dili olan Yeni Asya da, benzer yollardan geçerek Nurlar’ı ilân ediyor. Zira derdi dünya değil, ukbadır. Bu sebeple maddî manevî çekmediği çile, atlatmadığı badire kalmadı. Zira o her gün Bediüzzaman, der. Nurlar’ın gösterdiği istikamette hak ve hakikatı haykırır, mazlumun yanında zalimin karşısında diklenmeden dik durur. Yine derdi; bir kişinin imanını kurtarmak yolunda hiç bir şeyi alet yapmaz, rüşveti ianeyi kabul etmez, sırf Lillah için “benim ücretimi ancak Allah verir” peygamber metodu ve Kur’ânî düsturla hareket eder.

Yine Nurlar’dan aldığı siyasî ve içtimaî reçetelere göre; ne laikliği dinsizliğe alet edenlere, ne menfi milliyetçiliğe ve ne de dini siyasete alet edenlere prim vermez, sadece kanun hakimiyeti, hak, hukuk, adalet diyen Demokratlara destek verir ve onlardan da bir hayır beklemez. İşte bu yüzdendir ki, Demokratlarla beraber darbelere maruz kaldı.

Yayın hayatına başladığı 21 Şubat 1970’ten beri darbe, vesayet ve sıkıyönetimlerde baskı altında DGM’lerde yargılanıp, yazar ve yönetim kadrosu hücrelerde tutuldu günlerce. Ve deprem İlâhî ikaz dediği için imtiyaz sahibi merhum Mehmet Kutlular 276 gün hapis yattı.

Dün darbe dönemlerinde bunlar olurken AKP döneminde hem dâvâlar açılıyor, hem ilân hakkı verilmiyor, hem de basın kartları ve pasaportlar verilmiyor. İşte adalet ve kalkınma!

Bütün bu dıştan gelen tazyikler rejimin Süfyaniyet damarıyla Mehdiyetin kan uyuşmazlığından olması anlaşılıyordu, ancak asıl acı olan içerden siyasî terk edişlerdi.

Daha ilk senelerde bazı mübarek ağabeylerin “siyaset yapıyorlar” gerekçesiyle bazı dershanelere gazeteyi sokmamaları…

Üstadın serapa darbelere karşı, parlamenter sisteme taraf olduğunu okudukları halde 12 Eylül ve darbecilere muhabbet göstermeleri…

Yakın Tarih Ansiklopedisi’nde çarpıtmaları gün yüzüne çıkartıldı diye polis zoruyla bütün emvale ve gazeteye el koyarak personeli kapı dışarı atmaları…

…Ve Nurlar’a taban tabana zıt, dini siyasete alet edenlerle aynı karede bulunan AK-Nurcuların bizleri tezvir etmelerini anlamak mümkün değil…

Tabiî ki gitmek bir tercih işidir. Ancak giderken, merkezi zayıflatıp düşmana bilmeyerek yardım ettiler.

Peki n’oldu? Bu aziz cemaat bileziklerini bozdurup daha büyük şevk ve azimle hemde 15 günde, kaldığı yerden devam etti. Gidenlerin yerine üç beş gazete fazla alarak kapı kapı dağıttı ve bu bayrağı kimseye muhtaç etmeden indirtmedi.

Neticede bunca badireler, çilelerden anlaşılıyor ki; hiçbir şeye alet olmayan Nurlar’ın neşri, ihlâs ve istikamet ile yapmak içinmiş.

Yani, konuşan yalnız hakikatmiş.

Bu vesileyle Yeni Asya’nın 53. yılını kutlar, aziz ve fedakâr okuyucularını ve emektarlarını tebrik ederiz.

Dipnotlar:

1. Emirdağ Lâhikası. 2. Şuâlar., 3. a.g.e.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*