EURONUR ÖZEL

Yeni Bir Şafağa Doğru

Özel Makale / bir

İnsanlığın kadim hikâyesi, aslında tek bir özlemin etrafında döner: Hürriyetini arayan ruhlar ile ona pranga vurmak isteyen nefislerin bitmek bilmeyen mücadelesi…

Bugün önümüzde duran en hayati mesele; vitrinlerde parlatılan yaldızlı sahneler ile perde arkasındaki gizli hesapların ördüğü istibdat ağları arasından hakikati bulup çıkarmaktır.

Biliyoruz ki çıkış yolu kavgada değil; insanlık onuruna, adaletin mutlak gücüne ve ortak aklın aydınlığına sımsıkı sarılmaktadır.

Devletin Ruhu: Adalet

Bir yapıyı temel ve harcı nasıl ayakta tutuyorsa, bir devleti ayakta tutan temel güç de adalettir. Şah-ı Merdan (Yiğitlerin Efendisi) Hz. Ali’nin (ra) o sarsılmaz düsturu kulağımıza küpe olmalıdır:

“Devletin dini adalettir.”1

Adalet bir lütuf değil, devletin varlık sebebidir. Adalet sustuğunda, dindarlık bir kisveye; kanunlar ise sadece güçlünün elinde bir kamçıya dönüşür.

İbn Haldun’un asırlar evvel ihtar ettiği gibi:

“Zulüm, medeniyetin harap olmasına sebeptir.”2

Zira adalet ortadan kalktığında, toplumu bir arada tutan o görünmez bağ (asabiyet) kopar ve devlet ruhunu kaybederek bir cesede dönüşür.

Eğer güç, denetlenemeyen şahısların veya kapalı odaların insafına bırakılmışsa; orada düzenden değil; ancak bir “nemrutlaşmadan” söz edilebilir.

Bediüzzaman Hazretlerinin bir asır evvelki uyarısı bugün hala tazedir:

“Kuvvet kanunda olmazsa şahsa geçer; istibdat, mutlak keyfî olur.”3

Oysa bizim özlemimiz, gücün kanuna boyun eğdiği bir gelecektir.

Bir Masumun Kâinat Kadar Aziz Hakkı

Toplumu korkuyla sindirmek isteyenlerin en büyük silahı, suçun kitleselleştirilmesidir. Oysa hikmetli bir ses bize seslenir:

“Birinin günahıyla başkası mesul olmaz.” (En’âm Sûresi, 164. ayet).

Bu ilahi mühür, modern hukukun en büyük kazanımı olan “suçun şahsiliği” ilkesidir. Gelecek tasavvurumuzda bir masumun hakkı, değil bir grup; bütün dünya için dahi feda edilemez.

Adalet-i Mahza” (tam, mükemmel adalet) budur.4

Bir toplumda bir tek masumun canı yansa, aslında o toplumun adalete olan inancı infaz edilir.

Güvenin bittiği yerde korku başlar; korkunun olduğu yerde ise ne gerçek bir dindarlık ne de hür bir düşünce filizlenebilir.

Medeniyetimizin Aynasında Gelecek

Bizler, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyerek üç kıtada huzuru tesis etmiş bir mirasın varisleriyiz.

Atalarımızın o “Altın Çağları”, sadece tarihin tozlu sayfalarında kalmış birer anı değil; bugün yeniden inşa edebileceğimiz birer referanstır.

Bugün dünyanın en müreffeh toplumlarına baktığımızda gördüğümüz şey, sadece zenginlik değil; hukukun öngörülebilirliği ve şeffaflıktır.

Bizim insanımız, her şeyin en güzeline ve en adiline layıktır. Hz. Ömer’in (ra) asırlar evvel Mısır Valisi’ne yazdığı:

“Anaları onları hür doğurmuşken, siz ne zamandan beri insanları köleleştirdiniz?”5

Haykırışı, bizim hürriyet felsefemizin temelidir.

Hürriyet, Batı’dan ithal edilmiş bir kavram değil; insanın fıtratına nakşedilmiş bir emanettir.

Ortak Akıl: Meşveretin Şifası

Gelecekten bir diğer büyük beklentimiz, kararların gizli mahfillerde değil, şeffaf meclislerde ve ehil ellerde alınmasıdır. Kur’an’ı Kerim’in:

“İşleri istişare iledir.” (Şûrâ Sûresi, 38. ayet).

Buyruğu, istibdadın panzehiridir.

Meşveret, bir toplumun “ortak zekâsını” uyandırmaktır.

İstibdat, dehaları bile sıradanlaştırırken; meşveret, sıradan insanların bir araya gelerek harikalar üretmesini sağlar.

Batı dünyasının yüzyıllar sonra “kuvvetler ayrılığı” diyerek ulaştığı noktaya, bizler kendi köklerimizde zaten sahibiz.

Gelecek, bu kadim meşveret ruhunu modern dünyanın denetim mekanizmalarıyla taçlandırmaktan geçmektedir.

Hakikatin Şafağına Doğru

Netice itibarıyla adalet ve hürriyet, birilerinin bize lütfedeceği bir ihsan değil; bizatihi inancımızın bir gereği ve fıtri hakkımızdır.

Gelecekten beklentimiz; adaleti bir kimlik değil bir ahlak haline getirmiş, hürriyeti sloganlardan arındırıp bir hayat nizamı yapmış bir toplumdur.

Gerçek bir uyanış; hamasetle değil, hukuki haklara sahip çıkmakla ve liyakati baş tacı etmekle mümkündür.

Bir sistemde “Adalet-i Mahza” ne kadar yerleşirse, o toplumun yarınları o kadar aydınlık olacaktır.

Unutmayalım ki, hakikatin ışığı bir kez parladığında; hiçbir karanlık odak karşısında duramaz. Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselamın buyurdukları:

“Milletin efendisi, onlara hizmet edendir”6

Düsturu, devletin tek pusulası olana dek bu asil beklentimizden vazgeçmeyeceğiz.

 Dipnotlar:

  1. Hz. Ali (ra). Klasik kaynaklarda adaletin mülkün (devletin ve düzenin) temel taşı olduğu vurgulanır. Bkz. İbn-i Haldun, Mukaddime; Şemseddin Sami, Medeniyet-i İslâmiye.
  2. İbn Haldun, Mukaddime, Bölüm 3: “Zulmün Umranın Bozulmasına Etkisi”.
  3. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lâhikası-II, Mektup No: 98.
  4. Adalet-i Mahza, “Birisinin hatasıyla başkası mesul olamaz” prensibine dayanan mutlak adalet anlayışıdır. Bkz. Nursi, Mektubat, 15. Mektup.
  5. İbn Abdülhakem, Fütûhu Mısır ve Ahbâruhâ, s. 290; İbnü’l-Cevzî, Menâkıbu Ömer b. el-Hattâb, s. 99-100.
  6. el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2:463; Müslim, İmâre: 36.

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu