Yurt çocuklarının medyayla imtihanı

Geçen haftayı dolu dolu yaşadık.

Bir yandan Marmara Üniversitesi Genç Vizyon Kulübü’nün davetlisiydik, bir yandan da Eminönü Sirkeci Tren Garı’nda 5.Dergiler Fuarı’nın konuğuyduk.

Marmara Üniversitesi’nde Yetiştirme Yurtları çocuklarının sorunlarını konuştuk ve çözüm yollarını göstermeye çalıştık.

Yetiştirme yurdunda yetişen çocukların yaşadıkları travmalara dikkat çektik. Burada yetişen çocukların yaşadıkları travma kimi zaman bir tecrübe olarak onun hayatına yansırken, kimi zaman da ulaşılması zor bir uçurum da meydana getiriyor dedik.

“Yetiştirme Yurdunda dayak var mı?” sorusuna muhatap olduk.

Nerede dayak yok ki?

Evde, işte, okulda, hastanede…

Aile içinde bile zaman zaman tatsızlıklar meydana gelmiyor mu? Yurtları da bir aile olarak değerlendirdiğimizde yaşanan bazı huzursuzlukları “dayak var”mış gibi göstermek çok doğru bir yaklaşım olmaz herhalde.

Evet, sorunlar var… Yok değil. Ama her geçen gün devletin resmi kanalları bu konuda çare arıyor, çözüm üretiyor. Yetkililerin gayret göstermediğini söylemek büyük bir haksızlık olur.

Kuşku yok ki, toplumda son zamanlarda yer edinen “şiddet” haberlerinin yanı sıra “çocuk istismarı” konusu da gündemde. Dün bu konu Meclis gündemindeydi zaten; uyuşturucu, hırsızlık ve çocuk istismarı konusunda ağırlaştırılmış cezalar oylandı.

Medyada özellikle Yetiştirme yurtlarında oluşturulan algıya dikkat çektik. Her yurt mağduru çocuklar zaten hayatın sillesini yemiş, bir de medyada sanki potansiyel bir suçlu muamelesi gibi gösterilmesi hiç yakışık almıyor.

Tekrar ediyorum, “Yetiştirme yurdunda kalanlar potansiyel suçlu değil, potansiyel mağdurdur.”

Bu algıyı değiştirmek için daha ne yapalım, bilmiyorum ki.

DERGİLER FUARI

Gelelim 5. Dergi Fuarı’na. Yoğun bir tempoda gerçekleştirdiğimiz programda, çocuklarla hasbihal ettik. Can Kardeş Dergisi’nin organize ettiği Masal Treni’nde onlara Karıncanın Haccı masalını çizimlerle anlattık.

Dahası, dört gün üst üste gittiğimiz Yeni Asya standında karikatür imzaladık, dostlarla buluştuk.

Dergiciliğin geldiği noktayı yakinen gördük. Birbirinden genç editörler topluluğunun pırıldayan gözlerinde dergiciliği daha bir dinamik hale getirdiklerini görebiliyorsunuz.

Cemil Meriç’i bir kez daha bu vesileyle anmak istiyorum.

“Hür tefekkürün kaleleri” diyordu bir kitabında Cemil Meriç (Mağaradakiler).

“Şöhreti fethe koşan bir aydınlar ordusu” olarak tanımlıyordu dergi çıkaranları.

Hatta, “Kimi yarı yolda kalacak, kimi yol değiştirecektir bu akıncıların. Belki hiçbiri varamayacaktır hedefe” diyordu.

Sözlerinin devamına bakalım:

“Genç düşünce, dergilerde kanat çırpar. Yasak bölge tamımayan bir tecessüs: Tanımayan daha doğrusu tanımak istemeyen. En çatık kaşlılarda bile insanı gülümseten bir ‘itimat-ı nefs’, dünyanı nkendisile başladığını vehmeden bir saffet var. Tomurcukların vaitkar gururu.”

“Dergi, hür tefekkürün kalesi. Belki serseri, ama tazı ve sıcak bir tefekkür. Kitap çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekalar topluluğunun. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi; vasiyetnamesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar.” (a.g.e.)

Bu satırlar bu gün bile güncelliğini korumakta.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*