EURONUR ÖZEL

Zenginlik Gafleti

Özel Makale / zengin

İnsan zengin olmaya çok heveslidir. Öyle ki mal mülk edinmek için sağlığını bile gözü görmez, sağlığını kaybetme pahasına çalışır. Tabii sağlığı kaybolunca onu geri elde etmek için kazandığı her şeyi harcamaya başlar. Bazen öyle sağlık sorunları ile karşılaşır ki serveti bu sorunları aşmaya yetmez.

Zenginlik ile sağlık arasındaki bu ilişkiyi herkes az çok yaşayagelmiştir. Ancak konumuzun esası bu değil. Servet ile gaflet arasındaki doğrudan ilişki daha önemli ve etkileri daha kalıcı.

Bu mesele o kadar önemli ki Kur’an-ı Kerim’de iki sayfa anlatılan bir misal ile hafızalara adeta nakşedilmiş. İki kişinin misali anlatılıyor mukaddes kitabımızda. (Kehf Suresi 32-43) Bunlardan birisine içinde her çeşit üzüm bulunan iki bağ verilmiş. Bu bağlar da hurma ile çevrilmiş. Hiçbir şey eksik kalmadan bahçeler yemişlerini vermiş. Her ikisinin ortasından da nehir akıtılmış. Bahçenin sahibinin daha başka faydalandığı mallar da var. Bahçeye giderlerken bu şahıs diğer kişiye “benim malım senden çok, neferlerin de daha şerefli” diye karşılıklı konuşmaları esnasında söylüyor.

Bu şekilde konuşarak nefsine zulümkâr olarak bahçesine giriyor. Ama nefsi burada da durmayarak daha ileriye gitme cüretinde bulunuyor. “Bunun hiçbir zaman yok olacağını zannetmiyorum” diyor. Daha da ileri giderek “kıyamet saatinin de olacağını zannetmiyorum” diyerek inkârını ilan ediyor.

Zenginliğin Gaflete Dönüşmesi

Bu şahsı bu noktaya getiren zenginliğinin verdiği gaflet elbette. Sahibi olduğunu zannettiği bahçelerin ve ürünlerin Allah (CC) tarafından yaratılmış olduğunu düşünmemesi. Şimdi, elbette onun aklı ve vicdanı bütün bu sahip olduklarının Allah (CC)’nün mülkü olduğunu kendisine söylüyor. Ancak bu noktada da onun nefsi başka bir çıkış yolu göstererek onu gafletin gayya çukuruna yuvarlıyor.

“Eğer Rabbime tekrar döndürülürsem orada bundan daha hayırlısını bulurum” diyor. Mülkünün ebediyen yok olmayacağını söylüyor. Kıyamet saatini inkâr ediyor. Kıyamet olsa bile daha hayırlı mülk sahibi olacağını iddia ediyor.

Bugün bu kafada ne kadar zengin bulunduğunu tahmin edebilirsiniz. İşte zenginliğin verdiği gaflet böyle sınır tanımıyor.

İki Karakter, İki Yaklaşım

Peki diğer kişi ne halde? O şahıs ise gafil adama, “Seni topraktan, nutfeden yaratıp sonra da insan suretine getireni inkâr mı ettin?” diye soruyor. Ve ona diyor ki: “Bahçene girdiğin vakit ‘maşaAllah, Allah(CC)’nün dilemesi ile olmuş, kuvvet ve kudret ancak Allah (CC)’dür’ deseydin ya. Gerçi sen beni evlat ve mal yönünden kendinden daha az görüyorsun. (Yani zenginsin ya kimsenin fikrine ihtiyacın yok gibi yaşıyorsun) Umulur ki Rabbim bana senin bahçenden daha hayırlısını verir. Senin bahçene semadan bir bela gönderir yahut onun suyu çekilir kaygan bir toprak olur. O suyu geri çıkarmaya gücün yetmez.”

Görüldüğü gibi biri zenginliğin verdiği gaflet ile inkârın tehlikeli sınırlarında dolaşırken, diğeri fakir ama imanı zirvede. Dikkatle bakarsak tasvir edilen bu iki şahıs gibi etrafımızda binlerce insan görürüz.

Peki sonra ne mi oluyor? Afet onun mahsulünü kuşatıyor. Bağın çardakları üzerine çöküyor. O da yaptığı masraflara karşı avuçlarını ovuşturup kalıyor ve “yazıklar olsun bana, Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım” diyor. Ne ona yardım edecek bir fırka bulunuyor ne de kendine yardım edebiliyor.

Bu kıssadan çıkarılacak çok hisse var elbette. Ta ki zenginlik insanı gaflet ile inkârcı birisi haline getirmesin. “Mal ve evlatlarınız birer fitnedir, imtihan sebebidir” ikazı bunun içindir.

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu