Zerrât-ı vücûd tâifesi

(Na’büdü Mütâlâaları-2) Fâtiha’nın beşinci kelimesinde okuduğumuz Na’büdü mütalâasında ilk tâife vücudumuzdaki zerrât ve havâssımızdır.1

Hayretimizi çeken, zâhiren küçük, ama hakîkaten, vazîfeten ve keyfiyeten büyük bir âlem olan vücudumuzun zerrâtı, bütünüyle zâhirî havâssımıza varıncaya kadar tâife tâife ubûdiyet vazifesi ve şükran ile meşgul; dışarıdaki âlemden daha muazzam bir cemaat.

 

İşte bütün zerrelerimiz, bütün duygularımız Hâlıkımızın rubûbiyetine karşı itaat ile istiânelerini ve ihtiyaçlarının lisan-ı hâlleri ile hep beraber istiâzelerini yaparlar. Bu şekli ile Rablerinin emir ve iradesi istikametinde hareket ettiklerini ifade ederler. Her anda dahi Rablerinin inâyet ve rahmetine muhtaç olduğunu izhar ederler.

İnsan vücûdu hakikaten büyük bir zerrât taifesi. Bu tâifedeki her bir zerrâtın vazifeleri ile yaptıkları ve istimâl edildikleri işler fevkalâde hayret vericidir. Böylece keyfiyeten büyük bir âlem olan vücûdumuzun zerrâtı ile bilinen, görünen havâssımıza varınca kadar bütün tâife ubûdiyet-i İlâhiye içindedir. Bu şükran ibadeti ile meşgul olan muazzam vücûddaki tâifeler ise, dışımızdaki o büyük âlemden daha muazzam bir cemaattir âdeta.

Evet âdeta; “bir küçücük kâinat hükmünde o cemaat-i uzmada her bir arkadaşımın cesedi gibi benim cesedimdeki zerreler ve kuvveler ve duygularım dahi Hâlıkının rububiyetine karşı itaat ve ihtiyaçlarının lisan-ı haliyle ‘İyyake na’büdü ve iyyake nestaîn’ diyerek emir ve irade-i İlâhiyeye göre hareket ettiklerini ve her anda Hâlıklarının inayetine ve merhametine ve yardımına muhtaç olduklarını gösteriyorlar” 2

İşte esasında zerrâttan mürekkep insan vücûdu, kendisini teşekkül eden zerrâtın şahs-ı mânevîsi namına, yani kendindeki bütün zerreler, kuvveler ve duygular namına Hâlıkının terbiye ediciliğine mukabil itaat ediyor. Aynı zamanda ihtiyaçlarının da lisan-ı hâliyle “Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım dileriz” diye taleb, duâ ederek Rabbinin emir ve iradesine göre hareket ediyor. Her anda Hâlık’ının inâyetine ve aynı anda merhametine ve yardımına muhtaç olduğunu görmesi mânâsı ile de, zerrâttan mürekkep vücûd tâifesi âdeta ibadetini yapıyor.

Vücûd tâifesinin zahiri kendisidir. Batını ise maddî ve mânevî cihâzatdır. Midenin içindeki bir kısmı ve bu kısmın teşekkülündeki zerrât; midenin bütünündeki zerrât ile beraber iç organlarımızdaki zerrât ve nihayet bütün vücuddaki zerrât tâifesi, mütedahil dairelerden teşekkül eden kocaman bir şahs-ı manevî tâifesi olarak karşımızda, yanımızda yani içimizdedir.

İçimizdeki bu taifenin his ve havâss dairesi ise daha dikkat çekicidir. Tesbitinde zaman zaman aciz kaldığımız bu havâssımız bizi mânâ âlemlerinde seyâhat ettirir. Bizim beş veya on olarak bildiğimiz ancak Üstadın yirmi olarak tesbit ettiği bu hislerimizin en genişlerinden kalb ve hayâl, başlı başına sınır ve had konulamayanlarıdır.

İşte bu kalb ve hayâl âlemimizdeki tâifeler, ne kadar da dışarıdakilerin içeride tersimi, tasavvuru da olsalar, yine de içimizde değiller mi bu hayâlleri ile?

Dilimiz, burnumuz, kulağımız, gözümüz, elimiz vs. gibi uzuvlarımız ile afakî âleme temas eder, enfüsî âlemde tefekkür ederiz.

Bir çiçeği koklama temasının sonrası tahakkuk edenler; işittiğimiz sesin kendisinin vücudumuzun dışarısındaki ve içerisindeki halleri ve hakezâ bütün bunlarda istimal edilen zerreler, âlemler, tâifeler ile hep beraber “iyyake na’büdü ve iyyake nestaîn” mânâsının tecellisine ne kadar güzel ve münasip mâsadak oluyoruz.3

İşte zikredilen bu zahiren küçük ama mükemmel “dairede, kalbim(iz)deki lâtife-i Rabbaniyem(iz), ‘Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz.” o cemaat namına diyor.4 Böylece vücudumuzdaki maddî ve manevî zerrât âdedince ve onlar namına istiâne ve istiâzeyi ifade etmiş oluruz. Bu da kâinatın halifesine lâyık ve şayeste bir vaziyet olur.

Na’büdünün bu ikinci taifesinin mütâlâası bizi vücûdumuzun zahirinden batınına; batınının batınından en zahirine kadarki halkalarına, cesedimizin cüz’ünden küllüne varıncaya kadar teşekkül eden tefekkür dairelerinde seyahat ettirdi.

Hâzâ min fazli Rabbi…

Dipnotlar:

1- İşaratü’l-İ’caz, B. Said Nursî, Sh. 42.

2- Şuâlar, B. Said Nursî, sh. 958.

3- Kokunun kendisi ve naklinde istimal edilen, Allahu â’lem, esir maddesine varıncaya kadarki malzemelerden teşekkül eden zerrât ile bu zerrâta muhatab olan insan beraberce “iyyake na’büdü veiyyake nestâin” derler. Aynen bunun gibi kulağımıza gelen sesin teşekkül ve tahakkuk malzemeleri, kulak ve muhteviyâtı, beyin ve muhteviyatı, vs. bunların hepsi ve vekâleten insan beraberce “iyyake na’büdü veiyyake nestâin” derler. Böylece havâssımızın bütününe teşmil edebileceğimiz tefekkür ile marifetullah mümkündür.

4- Mektubat, B. Said Nursî, sh. 669.

Benzer konuda makaleler:

1 Yorum

  1. MASAALLAH , CENAB-I HAK BOYLE TAM TEFEKKURU HEPIMIZE IHSAN EYLESIN.MASAALAH ISTIFADE ETTIK ALLAH C.C RAZI OLSUN
    ZIYADE ETSIN.EBED YOLCULUGUMUZDA ZIKRIMIZ EYLESIN SONSUZ RAHMETIYLE LATIFELERIMIZDE SABIT DAIM KAIM EYLESIN AMIN.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*