Zihinlerdeki iffet

İffet; haya, edep dairesinde bulunma, doğruluk, dürüstlük, ahlâkî değerlere bağlılık gibi anlamlar içermektedir. Daha genel bir ifadeyle, namus, ahlâk ve şeref manalarına gelir.

İslâm ahlâkçılarına göre ise, kuvve-i şeheviyenin vasat halinden ortaya çıkan bir ahlâktır. Yani istikamet ve itidal üzere bulunarak, meşrû dairedeki zevk ve lezzetlere karşı istekli davranmanın yanı sıra gayr-i meşrû arzu ve iştihalara iradî olarak kapalı kalma tavrıdır.

İffetin, hemen zihinlerde oluşan anlamından başka, daha derinlerde ve hayatın değişik kademelerinde de tezahürleri görülmektedir. Meselâ, insanın müstağnî kalması, kimseden bir şey kabul etmemesi, başkasının malına göz dikmemesi, gayr-i meşrûya el uzatmaması, dilencilik ve zillet hallerine düşmemesi iffetin başka boyutlarıdır.
Ayrıca insanın içinde bulunduğu makamın, mesleğin, konumun hakkını vermesi, lâyık olması, tembellik yapmaması, verilen vazifeyi hakkıyla yerine getirmeye çalışması, toplum içerisinde üstlendiği rolleri, kendi kültür ve gelenekleri içerisinde hakkıyla yerine getirmesi gibi durumlar da iffet kavramı içinde değerlendirilebilir. Meselâ babalık, annelik, hocalık rolleri gibi.
Bunlardan başka, düşüncelerin dahi bir iffeti söz konusudur. Meselâ, konuşmalarda veya bildiği hakikatleri anlatırken kullanılan sözler, verilen örnekler, bayağı ifadeler, ümitsizlik üreten düşünceler de iffet ile doğrudan alâkalıdır. Zira düşüncelerdeki istikameti yakalamak ve korumak, zihin mertebelerindeki tahayyül ve tasavvur ile alâkalıdır. Bu noktalardaki aşırılıklar ve kirlenmeler zihinlerdeki iffeti bozabilecektir. Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şerifinde, “Fena duygular seni hayallerinde yakalayınca ilk fırsatta hemen onlardan kurtulmaya çalış, yoksa bir müddet sonra götürüldüğün yerden geriye dönemezsin” buyurmuşlardır.
İnsan iradesi, tahayyül ve tasavvur aşamalarında zihnî kirlenmelerin önünü alabilecek bir güçtedir. Fakat bu kirlenme, bu aşamadan ilerleyip, zihinde bir kökleşme meydana getirmişse, zihin koridorlarında çirkin libaslar, resimler çoğalmışsa, böyle bir insan güzel manaları, hakikatleri öğrenirken, okurken dahi zihin onu çirkin tahayyüllerle meşgul edebilir. Bu yüzden bakılan, duyulan, dokunulan ve okunan her şeye dikkat gereklidir. Zihne giren bir olumsuz manzara insanın bütün psikolojisini alt-üst etmeye yetebilir. Bu yüzden insan, düşüncelerin oluştuğu ilk merkez olan tahayyül ve tasavvur mertebeleri için bir süzgeç uygulamalıdır. Kimselerin görmediği, bilmediği yerlerde de hep kendine hakim olma, bakmama gibi iradî işleri arttırmalıdır.
Harama, günaha giden yolları kapatmak asıldır. Zira irade bu noktalarda güçlüdür (tahayyül ve tasavvur). Fakat mesafe aldıktan sonra, irade bu manada etkisini kaybedebilir ve insan kendini haramlara ve günahlara bulaşmış bir vaziyette bulur.
Kur’ân-ı Kerim’de, zina ve yetim malı ile ilgili olan tehdid-i İlâhîde, “Zina yapmayın, yetim malı yemeyin” değil de, “zinaya yaklaşmayın” tarzında bir ifade kullanılması, günahın ve haramın yollarını daha başta kesmek anlamındadır. Çünkü o alana girildiğinde çıkmak iradesi çok daha zayıflayacaktır.
İnsanın gördüğü, duyduğu, işittiği, tattığı, dokunduğu her şey, zihinde kurgulanır, tahayyül ve tasavvura dönüşür. Sonra da taakkul aşamasına gelip, belli bir şekil alır. Bir kılıfa, libasa girer. Bu hal insanın iradî davranışlarına tesir eder. İnsanın bu aşamadan sonra ayakları, gözleri harama gidebilir, kayabilir. Haram konuşabilir, işitebilir bir aşamaya gelir.
Dolayısıyla daha tahayyül aşamasında iken günahlara engel olmak, önünü kesmek aslolandır. Meselâ şeytanın oklarından bir ok olan harama nazar etmek, daha baştan insan iradesiyle önü alınabilecek bir durumdur. Nazarı hemen çevirmek bunu engelleyecektir. Fakat kişi bu noktada titiz olmazsa günaha tiryakilik başlar. Gafletli bakışlar veya haram ve yanlış sözleri işitmeler onun zihin dünyasında kirlenmeler oluşturur.
Hâsılı iffet, insan hayatının çok çeşitli karelerinde, uzuvlarının her birinde farklı boyutlarıyla yaşanması gereken bir ahlâktır. Gözün iffeti, düşüncenin iffeti, dilin iffeti gibi.
Yalana, gıybete, iftiraya alışmış bir dil iffetini kaybetmiştir. Bunları işiten ve ortamı değiştirmeyen, fakat dinleyen kulak da iffetini kaybetmiş demektir. İnsanın ihlâssız davranışları, düşünceleri aslında zihnindeki, gözündeki, dilindeki iffetsizliklerden kaynaklanmaktadır.
Bu mânâdan bakıldığında iffet noktasındaki en aşırı uçlar, münafık ruhlardır. İnsanın kaybettiği ve ihlâsının sarsıldığı noktaları Bediüzzaman, şu ifadelerle tesbit eder: “Mânâsız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfuruşâne, sakil, riyakârâne bazı hissiyât-ı süfliye”.
Kolayca ve gafletle söylenen bir yalan, bir sözü abartmak, hilâf-ı vaki beyanda bulunmak, hissetmediği bir sözü söylemek veya davranışında riyakârca göstermek, iç ve dış ahengini bozmak, kalp ile sözleri, düşünceleri ile davranışları arasında zıtlıkların olması gibi, bütün ihlâssız davranışlar aslında iffet noktasında da ahlâkî bir zaafın varlığından haber vermektedir.
Ayrıca, insanı iffetsizleştirebilen zayıf damarları da mevcuttur. Duygular noktasında hırs, şöhret düşkünlüğü, tama, tembellik gibi huylar, insanın iffet noktasında tavizler verebileceği ve şeytanın kullanabileceği zayıf alanlarıdır.
 
  

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*