Bütün sorunların çözümü Kur’ân’da

Image
İlahiyatçı Prog. Dr. Adnan Demircan, Kur’ân’ın evrensel ilâhi mesajına bakılarak insanlığın yaşadığı bütün sorunlara çare bulunacağını söyledi.

Prof. Dr. Adnan Demircan, 1964 yılında Mardin’in Ömerli ilçesinde dünyaya geldi. 1987 yılında Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun olan Demircan, aynı yıl Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisans’a başladı.

Prof. Dr. Demircan, 1989 yılında Yüksek Lisans’ı, ardından da Doktora’yı bitirdi.

Ocak 1992’de Harran Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ne İslâm Tarihi Araştırma Görevlisi, 1994 yılında Yardımcı Doçent olarak atanan Demircan, Ekim 1996’da Doçent unvanı aldı ve Şubat 2003’te Profesörlük kadrosuna atandı.

Doktora’sında Emeviler dönemi, Haricilerin siyasî faaliyetleri ve isyanlarını inceleyen İlahiyatçı Prof. Dr. Adnan Demircan, gazetemiz için Kur’ân’ın önemini anlattı. Kur’ân-ı Kerim yılı kabul edilen bu yılda, İlahiyat Fakültelerinde Kur’ân Enstitüsü kurulması gerektiğini söyleyen Demircan, Kur’ân’ın mesajına bakılarak insanlığın yaşadığı bütün sorunlara, çare bulunacağını ifade etti. Vahiy ortaklığı ile ülkede yaşanan etnik problemlerin de çözüme kavuşacağını vurgulayan Prof. Dr. Demircan, modernizmin ve çağdaş ideolojilerin insanları maneviyattan kopardığını dile getirdi.

 

Kur’ân yılı ile amaçlanan nedir?

 

Bilindiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’ân’ın nüzulünün 1400. yılını Kur’ân yılı olarak ilân etti. Doğrusunu söylemek gerekirse, insanların hayatlarının her anında kendilerine rehber edinmeleri gereken Kur’ân’ı hatırlatmak ve gündemde daha fazla yer işgal etmesi için dönemsel bir kutlamaya ihtiyaç duymak, Kur’ân’la ilişkilerimiz açısından içinde bulunduğumuz acı durumu göstermektedir. Bununla birlikte insan ile Kur’ân arasına konulmuş yapay engellerin azaltılması ve Kur’ân’ın hatırlanması bakımından bu yılın “Kur’ân yılı” ilân edilmesinin önemli bir etkinlik olduğu muhakkaktır.

Diyanet İşleri Başkanlığı son yıllarda din hizmetlerinin kalitesini yükseltmek amacıyla çok önemli atılımlar gerçekleştirdi. Din görevlilerinin eğitim düzeyi hızla yükselmekte ve hizmet içi eğitimlerle eksiklikleri giderilmektedir. Kur’ân yılı vesilesiyle insanımızın Kur’ân’a yaklaştırılması, öncelikli amaçlardan biridir.

 

 

Kur’ân Yılı nasıl değerlendirilmeli, tavsiyeleriniz nelerdir?

 

Hem resmî kurumlar, hem de sivil toplum örgütleri bir dizi etkinlik gerçekleştirmektedirler. Bu etkinlikler yılsonuna kadar devam edecektir. Kurumsal anlamda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bazı camilerde yapılan Kur’ân ve tefsir derslerinin sistemli hale getirilerek yaygınlaştırılması temennilerimden biridir. Kur’ân’ın dünyada konuşulan bütün dillerde meallerinin, tefsirlerinin ve Kur’ân’la ilgili yayımların yer aldığı bir web sitesinin hedeflenmesi çerçevesinde çalışmalar yapılması da temennilerim arasındadır. Ayrıca İlahiyat Fakültesi bulunan merkezî üniversitelerimizden birinde bir Kur’ân Enstitüsü kurulması, bu yılın hatırasına uygun bir faaliyet olur. Ancak bunun için YÖK’ün ya da Üniversite’nin iradesi gerekir. Bu mümkün olmazsa Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir Kur’ân Araştırmaları Merkezi kurulabilir. Yine Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde teknolojik imkânlarla donatılmış bir Kur’ân Kütüphanesinin kurulması da iyi bir hatıra olurdu. Bunlardan başka Diyanet İşleri Başkanlığının temel tefsirlerden birini yayımlaması yararlı olur.

Bireysel olarak yapabileceğimiz çok şey olduğu da muhakkaktır. Kur’ân’ın bu kadar konuşulduğu ortamda kendimizi ilâhî kelâmın yol göstericiliğine teslim etmemiz yapabileceğimiz en hayırlı iş olur. Bu yıl Kur’ân’ı mümkünse bir tefsir ile birlikte, buna zamanımız yoksa meal ile Kur’ân’ı okumamız iyi bir başlangıç olabilir. Bunun dışında kuşkusuz herkesin kendi imkânları çerçevesinde yapabileceği faaliyetler vardır.

 

Evrensel bir din olan İslâm’ın yol göstericisi olan Kur’ân’ın, asrımıza ve insanımıza mesajını nasıl özetlersiniz?

 

Kur’ân’ın nazil olduğu dönemden günümüze kadar insanlara verdiği mesaj aynıdır ve bu mesaj değişmeden tazeliğini korumaktadır. Dolayısıyla Kur’ân’ın ilk muhataplarına verdiği mesajla bize verdiği mesaj arasında fark yoktur. Ancak dönem dönem insanlığın sorunları ve hastalıkları farklılaşabilmektedir. Bu durumda karşı karşıya kalınan sorunlara çözüm olarak ilâhî mesajın bazı yönlerinin öne çıkarılması gerekebilmektedir.

Kur’ân, insanın Allah’a itaati merkeze alan bir hayat tarzı yaşamasını salık verir ve bu hayat tarzının nasıl mümkün olacağını gösterir. Bunun için insana emirler verir ve tavsiyelerde bulunur; ona yasaklar koyar ve sakındırır.

Aslında günümüzde insanlığın yaygın bazı sorunları ön plana çıksa da her insanın sorunları arasında farklılıklar da vardır. Kur’ân’ın mesajına bakarsak beşeriyetin yaşadığı sorunları çözmek için bireyin ruhunu terbiye eden bir hayat tarzı sunduğunu görürüz.

Örneğin Kur’ân, insandan iffetli olmasını, haktan yana ve adil olmasını, sosyal ilişkilerde hakkı gözetmesini, iyilikte yardımlaşmasını, kötülüğü güzellikle savmasını, Allah’ın kendisine verdiği nimetleri başkalarıyla paylaşmasını yani zekât vermesini ve infakta bulunmasını, hoşgörülü ve bağışlayıcı olmasını, insanlara iyi davranmasını, güzel ve doğru söz söylemesini, alçak gönüllü olmasını, dürüst olmasını ve doğruluktan ayrılmamasını, sözünde durmasını, yeminini yerine getirmesini, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmasını ve sabırlı olmasını ister.

İnsana cana kıymayı, zina etmeyi, gasp ederek sahiplenmeyi, cimriliği, başkalarına iftira atmayı, iyiliği başa kakmayı, gıybet ve dedikodu yapmayı, kibirli olmayı, yeryüzünde fesat çıkarmayı ve bozgunculuk yapmayı, haset etmeyi, israfta bulunmayı, yalan söylemeyi, insanlarla alay etmeyi, riyakârlık yapmayı, su-i zanda bulunmayı, dünyaya aşırı düşkün olmayı, insanlar arasında lâf taşımayı, ölçü-tartıda ve ticarette hile yaparak insanları kandırmayı ise yasaklar.

 

 

Kur’ân-ı Kerim okumak insana, hayata neler katar?

 

İyi bir Müslüman, dolayısıyla iyi bir insan olmak, ancak Kur’ân’ın rehberliğiyle mümkündür. Kur’ân’ın rehberliğine teslim olmuş insanlardan oluşan bir toplumun dünya ve ahiret saadetine hızla yaklaştığı görülecektir.

Kur’ân okumaktan söz edilince, ibadet kastıyla yüzünden okunması da anlaşılabilir; Kur’ân’ı daha iyi anlamak için çeşitli tefsirlerin ve hadis kitaplarının rehberliğiyle okumak da kastedilebilir. Kuşkusuz anlamı bilinmese de Kur’ân’ı Allah’ın rızasını gözeterek okumanın bir karşılığı vardır. Fakat İlâhî mesajın ruhuna uygun olan, onun anlamını bilerek, idrak ederek ve anlamı üzerinde tefekkür ederek Kur’ân’ı okumaktır. Böyle bir okuma bizi Kur’ân’ın evrenine hızla yaklaştıracaktır. Bunun için hem kitaplardan, hem de çevremizden yararlanmalı, Kur’ân’ın anlam dünyasına girmeliyiz. Zamanı olmayan kardeşlerimizin, hiç olmazsa namazlarda okudukları Fatiha ve kısa sûrelerin anlamını öğrenmeleri bile onların ibadetlerini daha anlamlı kılar.

 

Son dönemlerde ülkemizin ihtiyacı olan bir arada olma, kardeşlik gibi konularda Kur’ân-ı Kerim bize ne buyuruyor?

 

Yüce Allah, “Ancak mü’minler kardeştir.” (Hucurat 10) âyetiyle Müslümanlar arasındaki ilişkinin düzeyini belirlemiştir. Müslüman olmayan kişilerin, yakın akraba olsalar dahi veli (dost) kabul edilmeleri söz konusu değildir: “Ey insanlar! Babalarınızı, kardeşlerinizi -küfrü imana tercih ediyorlarsa- dost edinmeyin. Sizden onları kim dost edinirse, doğrusu kendine zulmetmiş olur.” (Tevbe 23).

Burada kastedilen dostluk, onlara itaat etme ve taraftar olup destekleme anlamındadır. İlişkileri koparma ve konuşmama değil. Zira ilişkilerin koparıldığı insanların hakka dâvet edilmesi mümkün olmaz.

Hz. Peygamber (asm) ise, “Mü’minler, sevgi ve bağlılıkta, tek vücut gibidirler; bir uzvu rahatsız oldu mu, diğer uzuvlar da onu hisseder.” buyurur.

 

Sizce Kur’ân-ı Kerim’in verdiği mesajlarla, yaşanan terör ortamından kurtulabilir miyiz?

 

30 yılı aşkın bir zamandır yaşadığımız terör olaylarının çok boyutlu olduğu, dolayısıyla derin tahliller gerektirdiği muhakkaktır. Bugüne kadar soruna yüzeysel ve duygusal yaklaştığımız için ilerleme kat edemiyoruz. Hadiselerin başladığı yıllarda Kürtler arasında dinî duygular daha güçlüydü. Aynı zamanda PKK’nın halk desteği bugüne göre çok azdı. Yöneticilerimizin sorunu askerî yöntemlerle çözebileceklerini düşünmeleri ve devletin yıllardır devam eden inkâr politikaları tabloyu PKK’nın lehine değiştirdi. Bölgeye giden görevlilerin, özellikle güvenlik güçlerinin halkın değerlerine karşı lâkayt tavırları da olumsuz bir etkendi. Bilindiği gibi birçok köy, bazen vatandaşın ektiği ekini hasat etmesine izin verilmeyerek boşaltıldı. Köylerinde sade ve apolitik bir hayat yaşayan köylüler, İstanbul, Diyarbakır, Mersin, İzmir gibi şehirlerin varoşlarında zor koşullar içinde yaşamak zorunda kaldılar. Bugün çocukların politize edilerek öne çıkarıldığı hadiselerin temelleri büyük ölçüde geçmişteki yanlış politikalarla atıldı.

12 Eylül 1980’den önce bölgede Kürtçülük hareketinin öncülüğünü, okuyan gençler arasında solcular yapıyordu. Halk tabanları çok zayıf olduğu gibi kendi aralarında birçok fraksiyona bölünmüşlerdi. Hatta ihtilâlden önce birbirleriyle çatışıyorlardı. İhtilâl olunca suçlu suçsuz, taraftar ya da sempatizan bütün insanlar suçlu addedildi. Gözaltına alınanlarla ilgili anlatılan işkence hikâyeleri dışarıdaki birçok insanın yurtdışına kaçmasına sebep oldu. Bu sırada uluslar arası istihbarat örgütlerinin, boş durmadığını düşünüyorum. Aylar süren göz altılarında günlerce işkence altında inletilen insanlar serbest bırakıldıklarında çoğunlukla PKK’nın militanı oldular. Bu kişilerin ailelerini de hesaba kattığımızda bahsettiğimiz yanlışlıkların ne kadar büyük tahribat meydana getirdiği daha iyi anlaşılır.

İslâm kardeşliğini önce çıkarmadan, biraz uzunca tasvir ettiğim bu durumdan kurtulmamızın mümkün olmadığını düşünüyorum. İslâm kardeşliğinin gerektirdiği şekilde samimiyetle birbirimize yaklaşırsak bu sorunun üstesinden geliriz. Zira Anadolu’da yaşayan başta Türkler ve Kürtler olmak üzere birçok etnik unsur, asırlardır birlikte kardeşçe yaşadılar. Etnik farklılıkları bir sorun oluşturmuyordu. Bu birlikteliğin harcını ise vahiy oluşturuyordu. Bunu bugün de gerçekleştirebiliriz. Yeter ki samimî olalım.

 

Kur’ân-ı Kerim’i anlamak için meal okumak yeterli midir? Evrensel mesajları anlayıp hayatımıza aktarmak için hangi kaynaklara başvurmalıyız?

 

Kur’ân’ı mealden okumanın faydaları vardır kuşkusuz. Ancak İlâhî kelâmın iyi anlaşılması için Hz. Peygamber’in hayatını, Kur’ân’ın nâzil olduğu ortamı, hadis ve tefsiri bilmeden sadece mealle Kur’ân’ı anlamanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Yüce Allah “İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler.” (Âl-i İmran 7) buyurur. İlimde derinleşmek ise Kur’ân’ı sağlam bir kültürel altyapıyla anlamakla mümkündür.

Evrensel İlâhî mesajı hayatımıza hâkim kılmak için asırlardır İslâm ümmetinin manevî önderlerinin birikiminden yararlanmamız gerekir. Bu hususta atacağımız küçük adımlar zamanla birikim sahibi olmamıza imkân verecektir.

 

Diyanet’in yakın zamanda yaptığı bir ankette, Türkiye’de yüzde 20’lik bir kesimin Kur’ân-ı Kerim’i hiç eline almadığı, yüzde 60’ın ise Kur’ân-ı Kerim’i eline aldığı ancak yüzüne okuyamadığı ortaya çıktı. Siz bu sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz.

 

Bu çarpıcı anket, ülkemiz insanının Kur’ân’la, dolayısıyla diniyle sağlıklı bir ilişki içinde olmadığını göstermektedir. Maalesef devletin dine karşı mesafeli hatta hâkim duruşu, modernizmin insanı dünyevîleştirmesi ve çağdaş ideolojiler gibi etkenler insanı manevî hayattan koparmaktadır. Bunun için bütün Müslümanlara sorumluluk düşmektedir. Müslüman birey hem özel hayatında dinini yaşayacak, hem de çevresiyle ilişkilerinde onu belirleyici olarak kullanacak, böylece olumlu bir sosyal ilişkinin gelişmesine katkıda bulunacaktır. Aksi takdirde maneviyatı zayıf insanlardan meydana gelen toplumların huzurlu olmaları mümkün değildir.

 

Eklemek istedikleriniz varsa alabiliriz.

Teşekkürler…

 

Kur’ân’ı kendisine rehber edinen bilinçli Müslümanlardan olmamız dileğiyle, ben teşekkür eder, okuyucularınızı saygıyla selâmlarım.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*