Aksâ’l-ğayât

Salâten Tuncîna duâsında geçen “ve tubelliğunâ bihâ aksâ’l-ğayât” ifadesi ile salâvat hürmetine en yüksek gaye arzu edilir.

Gayenin yüksekliği ve büyüklüğü ruh sahibinin kâmetine göre değişir. Ancak, bu yüksek gaye, ruh cevherinin kabiliyetine uygun bir çerçeveye oturtulmayıp, mutlak ve kayıtsız kullanılırsa o zaman, kullanılması caiz olmayan bir kavram haline gelmiş olacaktır. Duânın devam eden kısmında işaret edildiğine göre arzu edilen en yüksek gaye, hem dünya ve hem de ahirette de söz konusu edilmektedir.

“Aksâ’l-ğayât,” mutlak ve şartsız olarak kullanılırsa; insanlık camiasındaki en yüksek hedef peygamberliktir. Peygamberliğin dünyadaki en nihaî hedefi Mir’ac’dır. Ahiretteki en yüksek arzu edilen makam ise “şefaat-ı uzma” yani “makam-ı Mahmud” dur. İşte bunları istemek caiz değildir, sadece Resul-i Ekrem’e (asm) has bir keyfiyettir.

“Aksâ’l-ğayât” kavramı zahiren “mutlak” olmakla beraber zımnen “mukayyet”tir. Diğer bir ifadeyle bu duâ, “ıtlakı melfuz, takyidi melhuz bir gayeye matuftur”. Yani, ifade olarak genel ise de, mânâ olarak kastedilen şey, her insanın kendine aittir.1

Allah, mahlûkata ulaşabileceği bir kemal noktası vermiştir ve yaratılan her şey o noktaya yürümektedir. Eşyanın aksâ’l-ğayâtı, işte o kemal noktasıdır. Her şey, kendine aksâ’l-ğayâtını tayin ederken, insanın da aksâ’l-ğayâtı olmalıdır ve vardır. Her ne kadar kişisellik arz etse de genelde kemal noktası en yüksek hedef seçilir.

Eski Said Dönemi Eserleri’nden Lemaat’ta “Bana ver aksâ’l-ğayâtı tecavüzkâri bir nazdır.” ikazı ile mühim bir nokta işaret edilir. Yapılacak duâ, hem muhal olmamalı ve hem de günah ve haram şeyler olmamalı. Duânın en önemli kabul sebebi, samimiyet ve ihlâstır. Samimî ve ihlâs ile yapılan duâlar, aynen ya da manen Allah katında mutlaka kabul edilir.

Duânın edep ve adabı Sünnet-i Seniyye ile belirlenmiştir. Bu çerçevenin dışına çıkmak duânın kabulüne uygun değildir. Edepsiz bir şekilde yapılan duâ ve niyaz Allah katında sahih ve geçerli değildir. Duâ, heves ve şehvet ile değil, acz ve fakr ile yapılmalıdır. Sınırları belli olan bir işte, sınırları aşan taleplerde bulunmak duânın adâbına uymaz. Bu tip olmayacak şeyleri istemek duânın gayesine terstir, yani duâ da taleb edilen mânâya zıttır. İşte sıralanan olumsuzlukların ifadesinin ardından Bediüzzaman Hazretleri; “Bana ver aksâ’l-ğayâtı yani en yüksek şeyin istenmesi olsa olsa haddini aşan, sınırı geçen tecavüzkâri bir nazdır” şeklinde ifade eder.

Mesnevî-i Nuriye’deki Habbe’nin sonunda bulunan Tazarru ve Niyaz’ın son sâlâvatı bilinenden farklı yapılır. Ayrıca ve dikkat çeken ise “Ve tubelliğûna bihâ aksâ’l-ğayât” burada yok.

Lemeat’taki ifadesinde, gerekçesiyle aksâ’l-ğayâtın bir disiplin altına alınmasına işaret ederken, Tazarru ve Niyaz bölümündeki salâvatta “Ve tubelliğûna bihâ aksâ’l-ğayât” ifadesinin bulunmaması da Salâten Tuncîna’dan ihracına mı işaret ediyor, ne dersiniz?

Dipnot: 1- https://sorularlaislamiyet.com/salaten-tuncina-duasinda

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*