Bir insan risalesi: Yirmi üçüncü söz

Çağımıza ihsan edilen Kur’ân’ın en tesirli tefsiri ve dersi olan Risale-i Nur, Kur’ânî hakikatleriyle insanlığın ebedî saadetini kazanmasına en müessir vesiledir.

Risale-i Nur’un her bir risalesi iman-ı tahkikiyi insana kazandıran birer mânevî hazinedir. “İman ise saadet-i ebediyenin anahtarıdır.”1 Bu mânâda İmanın binler mehasinini ve insanın saadet ve şekavetlerinin sebeblerini beş nokta ve beş nüktede beyan eden Risale-i Nur’un Yirmi Üçüncü Söz Risalesi adeta bir insan Risalesi, bir insan kitabı mahiyetini taşımaktadır. “Muhakkak ki biz insanı en güzel bir şekilde yarattık sonra da onu en aşağı seviyeye indirdik. Ancak iman eden ve güzel işler yapanlar müstesna”2 mealindeki âyetleri Yirmi Üçüncü Söz’le, mükemmel bir şekilde tefsir eden Üstad Bediüzzaman Hazretleri, insanın, ancak hakikî imanla hakikî insan olacağını beyan etmektedir. Nasıl ki, İkinci Şuâ Risalesi için, “Bu risaleyi anlayarak okuyan adam, imanını kurtarır inşaallah”3 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri’ne istinaden, biz de şöyle diyelim; “Evet, insan, iman ile insan olduğuna binaen.” Yirmi Üçüncü Söz’ü anlayarak okuyan adam, insaniyetini kurtarır inşaallah. Yirmi Üçüncü Söz’ün serlevha sözü şu şekildedir: “İnsan nur-u iman ile alâ-yı illiyyine çıkar. Cennete lâyık bir kıymet alır. Zulmet-i küfür ile esfel-i safilîne düşer, Cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer. Çünkü iman insanı Sani-i Zülcelâl’ine nisbet ediyor.”4 “Hakikî iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.”5 hakikatini beyan eden Yirmi Üçüncü Söz, mü’min insanın en mühim ve hassas noktalarından biri olan tevekkül meselesini de en doğru bir şekilde izah ederek yanlış tevekkül anlayışını da izale etmektedir.

İşte hakikî tevekkülün tarifi: “Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüs ise, bir nevi duâ-yı fiilî telâkki ederek; müsebbebatı yalnız Cenâb-ı Hak’tan istemek ve neticeleri O’ndan bilmek ve O’na minnettar olmaktan ibarettir.”6 Hayvanla insanın farklı yaratıldığını ve vazifelerinin farklı olduğuna da dikkat çeken ve “İnsanın bu âleme ilim ve duâ vasıtasıyla tekemmül etmek için geldiğini”7 belirten Yirmi Üçüncü Söz, insanın yaratılış vazifesini de icmalen şu şekilde tarif etmektedir: “İnsanın vazife-i fıtriyesi taallümle tekemmüldür, duâ ile ubudiyettir. Yani kimin merhametiyle böyle hâkimane idare olunuyorum? Kimin keremiyle böyle müştakane terbiye olunuyorum? Nasıl birisinin lütuflarıyla böyle nazeninane besleniyorum ve idare ediliyorum? Bilmektir.”8 İnsanın aslî vazifelerinden ve ubudiyetin esaslarından olan duânın mahiyet ve ehemmiyetini de beyan eden Yirmi Üçüncü Söz, insanın adeta iki kanadı hükmünde olan aczini ve fakrını hatırlatarak, “İnsan, bütün zihayat âlemi içinde nazik, nazenin, nazdar bir çocuk hükmündedir. Rahmanirrahimin dergâhında, ya zaaf ve acziyle ağlamak veya fakr ve ihtiyacıyla duâ etmek gerektir; ta ki makasıdı ona musahhar olsun veya teshirin şükrünü eda etsin.”9 “Demek duâ, bir sırr-ı ubudiyettir. Ubudiyet ise, halisen livechillah olmalı. Yalnız aczini izhar edip, duâ ile O’na iltica etmeli; Rububiyetine karışmamalı. Tedbiri O’na bırakmalı, hikmetine itimat etmeli, rahmetini ittiham etmemeli.”10 şeklinde duânın da tarifini yapmaktadır. Duânın nevileri olduğunu, en meşhuru da biz mü’min insanların duâsı olduğunu, bunun da iki kısım olduğu; biri fiilî ve halî, diğeri kalbî ve kalî olduğunu izah eden Yirmi Üçüncü Söz, bu manada bütün insanlara hitaben şöyle seslenmektedir: “Ey aciz insan ve fakir beşer! Duâ gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medarı olan bir vesileyi elden bırakma. Ona yapış; alâ-yı illiyyin-i insaniyete çık. Bir sultan gibi, bütün kâinatın duâlarını kendi duân içine al, bir abd-i küllî ve bir vekil-i umumî gibi “İyyake nestain” (ancak Senden yardım isteriz) de, kâinatın güzel bir takvimi ol”11 İmanla insaniyete çıkaran ve insaniyetle de saadet-i ebediyeye hazırlayan ve vesile olan Yirmi Üçüncü Söz’ü mütalâaya devam edelim inşaallah.

Dipnotlar:
1- Barla Lâhikası 524.
2- Tin Sûresi 4 ve 6. Âyet.
3- Şuâlar 15,
4- Sözler 495.
5- age. 501.
6- age. 501.
7- age. 504.
8- age. 503.
9- age. 504.
10-age. 507.
11-age. 508.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*