Günah keçisi

Memlekette, herkes haklı…

Haksız olan biri varsa, o da, yalın vatandaş.

Çünkü onlar, günahkârların bedeline, günah keçisi. Çünkü onlar vatandaş; çünkü onlar her zorluğa omuz vuran, cingi taş!

Öyle olunca, vur abalıya…

Candan hariç, her ne varsa, satılan; dayanılmaz derecede zam yedi.

Hem de, Ramazan’a günler kala.

Şu an, Ankara’da, fırıncıların üretip, -zararına- satışa sunduğu 200 gram ekmek, 2.75 TL. Günlük 5 adet ekmek tüketen bir evin kesesinden çıkan aylık ekmek bedeli, 412. 50 TL.

Bu, ortalama bir ekmek tüketim tablosu!

Gıda maddesi fiyatları arttıkça, ekmek tüketiminin de artması muhtemel. Çünkü insan, doymak için, ekmeğe sarılacak.

Şarküteri ürününe; ete, süte el uzatmak ne mümkün?

Hâbuki bunların hepsi, en temel insanî ihtiyaçlar; hayattaki her insanın lâzımı.

Benzine, Mazota, LPG’ye; çarşıya pazara,  raflardaki küçük-büyük mallara her gün değil, her an gelen fahiş zamlar yaşamayı zorlaştıran unsurlar.

Her şey o kadar değişti ki, dar ya da vasat gelirlinin ev sahibi olması, hatta ev kiralaması; araba alabilmesi bugün artık, yüksek hayal işi de; arabası olanlar, petrolünden bizarlar.

Yaşanan bu çıkmazlar, insanların imkânıyla birlikte, hayalini de küçülttü.

Girdiğim zincir marketlerin birinde, personel, etiket değiştirmekle meşguldü. “Zam mı?” diye sorduğumda, “5 kg toz şeker dün (25 Mart 2022) 50 TL idi, bugün (26 Mart 2022) 90 TL’den satılacak dedi.

Bu cevabın yorumunu size bırakıyorum.

Hamasî lâflar ile kalenderi avutmak, sanırım bize mahsus ibretâmiz maharet.

Vatandaşlar, şu an; yediği yumruğun sayısını unutup, bundan sonrasının nereden geleceğini bilemeyen ringdeki boksör gibi, abandone durumda!

Marketlere girenler, şaşkın şaşkın etikete bakıyor; zaruretse, birkaç şeyler alıyor.

Kese, boş; bu durumda, file boş.

Ya fiyatlar çok pahalı ya da para çok ucuz!

Yorgun düşen zihinlerde cirit atan soru şu: “Bunun sonu ne olacak?”

Yüce Mevlâ’m, akıbetimizi hayr eylesin.

“Varlığa, darlık olmaz” sözü, meşhurdur. Düzeni tıkırında olanlara dert edecek bir şey yok. İşi gücü bozulanlar, çalıştığı işyerinden ayrılanlar, ortalıkta kalanlar; bir de, ev kuracak gençler var.

Ne olacak, bunların hâli?

İnsanların canı yanıyor artık, canı…

Keşke, Marko Paşa günümüzde olsaydı da bizi tekrar tekrar dinleyip, ardından da, “Anladık anladık kardeşim, ama mesele nedir?” deyiverseydi. Bilirdik ki, bu davranış, bu adamın bilindik bir huyudur. Dinler ama duymaz deyip, gönül koymaz, yolumuza giderdik.

Bugün, o günün Marko Paşası yok; ama paşa olmasalar da, “Marko”lar, pek çok!

“Hâlden bilmez diloy loy”…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*