İçkinin haramlığında da pek çok hikmet var

Medeniyet nazarında şeriatın en ziyade tenkide maruz olan mesâili, keşşaf-ı zaman gösterdi ki, hayat-ı içtimaiyeye en ziyade lâzım o esaslardır. Meselâ: Riba, kumar, müskirin hurmeti (sarhoş edicilerin haramlığı); talak, taaddüd-ü zevcâtın cevazı; mesturiyet-i nisvan ve zekâtın vücubu; unsuriyetten gelen fikr-i milliyeti ve hevesin serbestiyetini red ve men’ gibi mesâil; sûretlerin tahriminde hikmet bir değil.
Noktanın Zeyli
Peygamber muvaffaktır. Kim tevfik isterse kâinatta cârî olan âdâtullaha aşinalık etmek ve nevâmis-i fıtrata dostluk etmek gerektir. Yoksa fıtrat tevfiksizlikle bir cevâb-ı red verecektir. Cereyan-ı umumî ise, muhalif harekette bulunanları adem-âbâd hiçâhiçe atacaktır. İşte buna binaen temaşa et! Göreceksin ki, hilkatte câri olan kavanin-i amika-i dakîka—ki, hurdebin-i akıl ile görünmez—hakaik-ı şeriat ne derece onları mürâat ve onlar ile muârefet ve münasebette bulunmuşlardır ki, o kavânîn, hilkatin muvazenesini muhafaza etmiştir.
Evet; şu a’sar-ı tavîlede, şu müsademat-ı azime içinde hakaikını muhafaza, belki daha ziyade inkişafa (HAŞİYE) getirdiğinden gösterir ki, Resûl-i Ekrem’in (asm) mesleği, hiçbir vakit mahvolmayan hak üzerine müessestir.
Şu nükte ve noktaları bildikten sonra geniş ve muhakemeli ve müdakkik bir zihinle dinle ki:
Muhammed-i Haşimî (asm) ümmiyeti ve adem-i kuvvet-i zahiriyesi ve adem-i hâkimiyeti ve adem-i meyl-i saltanat ile beraber gayet hatarlı mevakide kemal-i vüsuk ile teşebbüs ederek, efkâra galebe etmekle, ervaha tahabbüb ve tabâyia halâvetle tasallut, gayet kesire ve müstemirre ve rasiha ve me’lûfe olan âdât ve ahlâk-ı vahşiyaneyi esasıyla hedm ederek, onların yerine ahlâk-ı âliyeyi gayet metin bir esas ile lahm ve demlerine karışmış gibi tesis etmek ile beraber, zaviye-i vahşette hâmid olan bir kavimdeki kasavet-i vahşiyeyi ihmad ve hissiyat-ı dakikayı tehyic ve secâyâ-yı âliyeyi ikaz; ve cevher-i insaniyetlerini izhar etmekle beraber evc-i medeniyete bir zaman-ı kasîrde is’ad ederek şark ve garbda oturmuş maddî ve manevî bir devlet-i cesimeyi bir zaman-ı kalilde teşkil edip, ateş-i cevval gibi, belki nur-u nevvar gibi veyahud asâ-yı Musa gibi sair devletleri bel’ ve imha derecesine getirdiğinden, basar-ı basireti kör olmayanlara sıdkını ve nübüvvetini ve hak ile temessükünü göstermiştir.
HAŞİYE: Hatta medeniyet nazarında şeriatın en ziyade tenkide maruz olan mesâili, keşşaf-ı zaman gösterdi ki, hayat-ı içtimaiyeye en ziyade lâzım o esaslardır. Meselâ: Riba, kumar, müskirin hurmeti; talak, taaddüd-ü zevcâtın cevazı; mesturiyet-i nisvan ve zekâtın vücubu; unsuriyetten gelen fikr-i milliyeti ve hevesin serbestiyetini red ve men’ gibi mesâil; sûretlerin tahriminde hikmet bir değil. Acaba hased, gurur, riya, şehvet-âlud şimdiki beşerin hırçın ruhunda tesâvir(HÂŞİYECİK) denilen küçücük cenazelerin rolünü ve derece-i tesirini yine zaman göstermeyecek midir?
HAŞİYECİK: Memnû heykel ya bir zulm-i mütehaccir veya bir riyâ-i mütecessiddir.
Eski Said Dönemi Eserleri, Şuaât, s. 536
LÛ­GAT­ÇE:

mesâil: Meseleler.
keşşaf-ı zaman: Zamanın açığa çıkarması.
hayat-ı içtimaiye: Sosyal hayat.
riba: Faiz.
müskir: Sarhoş edici.
hurmet: Yasaklanma, haram.
kavanin-i amika-i dakîka: Düzenli işleyen ince kanunlar.
a’sar-ı tavîle: Uzun asırlar.
adem-i kuvvet-i zahiriye: Görünüşte kuvvetli olmama.
talak: Boşama, boşanma.
taaddüd-ü zevcât: Birden fazla kadınla evlenebilme.
mesturiyet-i nisvan: Kadınların örtünmesi.
tahrim: Haram kılma.
tesâvir: Tasvirler, resimler.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*