Zandan sakının

Etkili iletişim ile ilgili bir seminere katıldım. Dinî ıstılahtaki “zan” ile ilgili olduğunu düşündüğüm için sizinle paylaşıyorum.

Her türlü yazılı, sözlü, görüntülü iletişim çağında bulunuyoruz. Ama maalesef çoğu kez etkili bir iletişim olmamakta. İyi bir dinleyici veya konuşmacı olamıyoruz. Konuyu bir örnekle açıklamaya çalışayım:

Derya, serin ve yağışlı bir günde işe gitti. Ailevî sorunları vardı. Üretim bandına gelen patronu ona, işyeri hekimi ile görüşmesini tavsiye etti. Derya, işyeri hekimi ile görüştükten sonra 1 ay izin aldı. Derya, izni bittikten sonra patronun odasına gitti ve işyerinden ayrıldı.

1. Derya erkek mi?

2. Mevsim kış mı?

3. Derya üretim bandında mı çalışıyordu?

4. Derya, iş yeri hekimi ile odasında mı görüştü?

5. Derya kovuldu mu?

Bu sorulara “doğru” veya “yanlış” diyorsak, zanla hareket etmişiz demektir. Çünkü tüm soruların cevabı belli değil olacak. Zihniniz hemen etiketledi, değil mi?

Eğitimciler, etkili iletişimde bilgilerin mümkün mertebe zihinde kesinlik kazanması ve zan olmaması için konuşmacıya soru sorulması gerektiğini vurguluyorlar.

Ayet-i kerimede: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Zira zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurât Suresi, 12)

Bir hadis-i şerifte: “Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır.” (Buhârî, Vasâyâ 8)

Bediüzzaman Hazretleri esarette subaylara dinî ders verdiği zamanı şöyle anlatır: “Bir defa Rus Kumandanı geldi, dinledi. Türkçe bilmediği için siyasî ders zannetti; bir defa beni men’etti, sonra yine izin verdi.” (Mektubat)

“Dördüncü Hastalık: ‘Sû-i zan’ [kötü zan] dır. Evet insan hüsn-ü zanna [iyi düşünmeye] memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan sû-i ahlâkı [kötü ahlakı], sû-i zan saikasıyla [sebebiyle] başkalara teşmil etmesin [genelleştirmesin]. Ve başkaların bazı harekâtını; hikmetini bilmediğinden, takbih etmesin [kötülemesin]. Binaenaleyh [bundan dolayı] eslâf-ı izâmın [geçmiş büyük islam alimlerinin] hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek, sû-i zandır. Sû-i zan ise, maddî ve manevî içtimaiyatı [sosyal hayatı] zedeler.” (Mesnevî-i Nuriye)

Bu yüzden karşımızdaki kişilere ya soru soracağız ya da hüsn-ü zan [iyi düşünce] besleyeceğiz. Tabii ki biz de yanlış anlaşılmaya mahal vermemeliyiz.

Ahmet Cemil Çökren

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*