Bayram güzellemeleri

“Hüzn-ü keder def ola Dilde hicap ref ola Cümle günah af ola Bayram o bayram ola.”
***

Enes ibni Malik (r.a.) anlatıyor: Cahiliye devrinde yılda iki gün vardı ki, halk o günlerde eğlenirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Medine’ye gelince şöyle buyurdu:

“Sizin de eğleneceğiniz iki gününüz var. Allah, Cahiliye devrindeki o günlerin yerine size daha hayırlısını verdi. Onlar Ramazan ve Kurban Bayramı günleridir.” (Nesai, İydeyn: 1)

BAYRAM SEVİNCİ

Bayramlar sevinç günleri. Hz. Peygamber (s.a.v) sevinçli olmamızı tavsiye ediyor.

Mevcut duruma, her gün patlak veren cihanı sarsacak hadiselere bakacak olursak zahiren sevinilecek bir durum yok. Bilakis dertli ve kederli olmak için çok sebep var.

En dar dairedeki dertlerden tut; en geniş dairedeki dertlere kadar ümidimizi, sevincimizi kıran olumsuzluklar var.

Peki ne yapalım? Ümitsiz olmak bir mü’mine yaraşır mı?

Hz. Peygamber (s.a.v) dünyanın en dertsiz insanı değildi hiç şüphesiz; ama dünyanın en mesud insanı idi.

Öksüzlük ve yetimlik, fakirlik, hakikati bilmenin dayanılmaz ağırlığı, peygamberliğin ağır yükü, en yakın akrabadan başlayan düşman çemberine rağmen mesud olabilmek!

‘Her hadisede Rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü görebilmek ve O’na tevekkül edebilmek..’

Mutluluk formülü burada gizli sanki!

KÜSLER BARIŞSIN ARTIK!..

Bayram taze bir nefestir.

Anne babaların, büyüklerin, hastaların, komşuların, akraba ve dostların ziyaret edilerek Allah’ın rızasının kazanıldığı hayır günleridir.

Bu günlerde dargınlar ve küskünler barışır.

Fakir aileler, öğrenciler, yatalak hastalar ve sakatlar sevindirilir.

Bayram sevincinin onlara da ulaşması sağlanır.

Kadın-erkek, yaşlı-genç, fakir-zengin ayrımı yapılmaksızın, her sınıftan insan bayramlarda bir nefes tazeler.

Birbirlerinin neşelerine ortak olur ve kederlerini paylaşırlar. Cezaevinde, huzurevinde, esaret altında bayram bekleyenlere mümkün olduğunca ziyaret yapılır, mümkün değilse dua edilir.

Böylece insanlar arasında sorumluluk şuuru, birlikte yaşama kültürü, toplumsal barış ve dayanışma ruhu gelişir.

Sevgimizi yenilemek, yenilenmek için bayram bir fırsat işte.

TEBESSÜMÜ UNUTTUK SANKİ!

Çok tahammülsüz ve asık suratlı olduk galiba!

Tebessümü unuttuk sanki.

Her hadisede “rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü” görecektik hani! Kâinat kitabını, insan kitabını okuyacaktık.

Güzel gören güzel düşünürdü ya!

Olumsuz bir şey ile karşılaştığımızda “huzma sâfâ .. diyecektik.

Pencerelerden seyredip bir şiir gibi yaşayacaktık hayatı…

***

Hepimiz Âdem’in (as) çocuklarıydık.

Âdem ise topraktandı. Topraktan gelip toprağa dönecektik.

Asıl bayram bize verilen duygu ve latifelerimiz yerli yerinde inkişaf ettirmek, her vesile ile muhabbeti teneffüs etmek ve ettirmekti.

Unuttuk mu; ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül edeceğimizi?

ÇÖL..

Yüreğine ve gönüllere sevgi tohumu ekmeyen gül yetiştirebilir mi?

Kendisiyle kavgalı olan barışı getirebilir mi?

Yüreğini nefret kaplayan kâinatı, çiçeği böceği, kurdu kuşu nasıl sevebilir?..

Sevmeyi bilmeyenler Allah’ın yarattığına hiç saygı duyar mı?

Hak hukuk, adalet, vicdan dinler mi?

Şehirleri beton gökdelen ormanına çevirdik.

Ekranlara mahkum edip tembelleştirip uyuşturduk insanı..

Yüzlerce oyuncakla meşgul ettik. Aklını uyuşturup sevgiyi öldürdük. Tüketimi körükledik.

Yürekler çöle dönüştü. Ötekileştirdik, şeytanlaştırdık, nefret ektik.

Bu iklimde gül bitecek değil ya!

***

Öyleyse kaybolan, gizlenen insanî duygularımızın bayram ikliminde yeniden yeşermesi için gayret sarf edelim.

Hayatı kendi elimizle cehenneme çevirmeyelim.

Bir nefis muhasebesi yapıp, kendimizi bir gözden geçirelim!..

Eksiklerimizi tamamlama, fazlalıkları törpüleme, hataları tamir, helalleşme, kendimizle ve çevremizle barışma için bu bayramı vesile yapalım.

“NEREDE ESKİ BAYRAMLAR!”

Şu şikayet söylenmeleri kısmen doğru olabilir.

‘Bayramlar eskiden bayramdı; şimdi ise sadece tatil.

Bayramlar çocuklar içindi de, biz mi büyüdük?

Yoksa gerçekten de kaybettiğimiz değerlerin arkasından üzülmekten başka çaremiz mi yok?

Günler önce hazırlıklar, temizlikler yapılacaktı.

Barış Manço’nun “Bugün bayram, erken kalkın çocuklar. Giyinelim en güzel elbiselerimizi…” şarkısıyla uyanacaktık sabah.

Erkenden kalkıp, hep birlikte bayram namazını kılacak, ardından bayramlaşacaktık çıkışta.

Çocuk olup bayram şekeri toplayacaktık, harçlık alacaktık. Büyüklerimizin elini öpecektik.

Kapının zilinin çalmasını bekleyecektik kim gelecek diye…

Kolonya kokuları birbirine karışacaktı ellerimizde.

Baklavalar, şekerler ve kahveler ikram edecektik.

Ama şimdi rüyamızda görsek inanmayacağımız şeyler olacak.

Harçlıklar EFT ile, havale ile verilecek torunlara..

Ziyaretler internet üzerinde yapılacak.

Komşu, eş-dost, akrabalarla bayramlaşmak yerine tatil beldelerine akın edilecek.. (Hoş.. bu pahalılıkta artık tatil ve akraba ziyareti de çok zor ya!)

***

Eski bayramları gerçekten arıyor muyuz?

Eskiyen bayramlar değil, bizleriz.

Değişen biziz, değiştik, eskidik, yozlaştık; bayramın tadını hissettiren duygularımızı yitirdik, bencilleştik, sekülerleştik, maddi doyuma odaklandık.

Onun için bayramlar artık eski tadı vermiyor.

Öyleyse önce kendimizi bir gözden geçirelim!..

Ümidi diri tutalım, yaşama sevinci vermesi için Rabbimize dua edelim.

Kurban bizi birbirimize ve Rabbimize yaklaştırsın inşallah.

HERKES NASİPLENSİN…

İnanan – inanmayan herkes nasibini alır bayramlardan.

Fakir ve yoksullar, kimsesiz ve yetimler, ilgisizlik ve terkedilmişlikten kurtulur, hayata ümitle bakmanın tadına varır.

Hem kişiden başkalarına gidecek kötülük veya zararlara karşı, hem de başkalarından kişiye gelecek kötülük veya zararlara karşı bir muhasebe ve siperdir bayram.

Bu yönüyle toplumu ayakta tutan en temel dinamiklerden birlik, uzlaşma, bütünleşme ve barışın sağlanması ve devam etmesinde vazgeçilmez bir rol oynar.

Toplumu içten içe kemiren bencillik, kibirlenme, böbürlenme ve düşmanlık duygularının yok edilmesine yönelik arınma programıdır. Fırsat varken…

BİR BAYRAM YERİDİR DÜNYA…

“Hâlık-ı Rahîm ve Rezzâk-ı Kerîm ve Sâni-i Hakîm şu dünyayı âlem-i ervâh ve ruhâniyât için bir bayram, bir şehrâyin sûretinde yapıp, bütün esmâsının garâib-i nukuşuyla süslendirip, küçük büyük, ulvî süflî herbir ruha ona münâsip ve o bayramdaki ayrı ayrı hesabsız mehâsin ve in’âmâttan istifade etmeye muvâfıkve havâs ile mücehhez bir cesed giydirir, bir vücud-u cismânî verir, bir defa o temâşâgâha gönderir.” (17. Söz)

MUHABBET VE HUZUR

Dünya imtihan güzergâhı..

Sevgi insanın kendi iç dünyasını ve hayatı yaşanabilir kılan aydınlık. Cehalet ve nefret ise insanı boğan karanlık dehliz..

İlim, insanın yol haritası; akıl pusulası, feraset ise cehalet karanlığından çıkaran ışığıdır. Aklın kalbi.. Kalbin aklı..

Gönül dünyasının güzelliği huzur.

Ancak sevgiyle mutlu olur insan, aile ve toplum.

Gönül dünyası sevgiyle fethedilir.

Sevgiyle açılır kapalı kapılar, tatlı dil ve güler yüzle çözülür bütün kördüğümler.

ADİL BİR TOPLUMUN FORMÜLÜ

İnsanlık bugün adalet ve barışa hasret.

İslâm ise, dünyanın muhtaç olduğu sulh-ü umumiyi / dünya barışını sağlayacak ve insanı iki cihanda mutlu edecek formüllere sahip.

Fakat; Müslümanların İslâmı yeterince doğru temsil edememesi ve/veya yanlış uygulaması ile Müslüman olmayanların İslâma soğuk, mesafeli ve/veya düşmanca bakışı insanlığı dünya barışından mahrum ediyor.

Bir muhasebedir bayram.. İslâmın büyük kongresi olan Hac, şuurlanma günleri sunar bizlere.

Peygamberimiz Hazreti Muhammed (asm) hepimiz gibi bir insandı. Ve fakat bir Resul olarak dünyevileşmiş Arap toplumunu; vahyin öncülüğünde adaletli, hakkaniyetli, müşfik ve dindar bir toplum olarak yeniden inşa etti.

Böyle bir toplum inşa etmek fırsatı bugün de mümkün.“Çok çalışmamız lazım çoookk!”

***

Öyleyse; taze Bismillah! Selam olsun adalet, barış ve muhabbet fedailerine…

Vakit her zaman iyilik, barış, esenlik ve nur vakti olsun. İyiliklerimiz insanlığa rahmet ve merhamet barınağı olsun. Kutlu günler, fert ve toplum olarak barış ve huzurumuza vesile olsun.

Adalet, barış ve iyilik yolcularına selam olsun…

Bayramınız mübârek olsun.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*