Demokrasilerde tek adama mahkumiyet yoktur

Siyaset başka, ideoloji başkadır.

Siyaset dünyevî heves ve ideolojilere kurban edilmemeli. Kurban edilirse, yapılan iş ülkeye-millete hizmet etmekten çıkar, toplumda gruplaşmaya, ardından grupları karşı karşıya getirip çatıştırmaya sebebiyet verir. Kemalizm, Nazizm, Faşizm, Komünizm v.b. izmlerin güç ve hakimiyet dönemlerinde olduğu gibi.

Siyaset yoluyla dine hizmet edilebilir; ama, din ve mukaddesat siyasete alet edilmemeli. Alet edilirse, bu insanların dindarlaşmasını değil, daha çok dinden soğumasını netice verir. Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Ekseriyetle dine aleyhtarlık meyli uyandırır.”

Sünûhât isimli eserde zikredilen bu hakikatin daha geniş ifade ile izahı şöyledir: “Umumun mal-ı mukaddesi olan dini, inhisar (ipotek-tekelcilik) zihniyetiyle kendi meslektaşlarına daha ziyade has göstermekle, kavî bir ekseriyette dine aleyhtarlık meyli uyandırır.”

Siyaseti ideolojiye alet edenler gibi, dini siyasete alet edenler de genellikle tek adamı ve tek parti iktidarını severler. Daha açık bir ifade ile, kendi kafalarındaki liderin-partinin-siyasetin hep hâkim durumda ve yönetimin başında olmasını isterler. Başkasına kat’iyen razı olamıyorlar. Rekabet şansı olan partiyi, yahut siyasî aktörü fark ettiklerinde, öyle bir hırs ve hışımla onu kötülemeye çalışırlar ki, şahit oldukça hayretler içinde kalırsınız.

Oysa, böyle jakobenlerin kafasındaki rejim cumhuriyet olmadığı gibi, işleyen sistem de demokrasi değil. Demokrasi, daima alternatifin olduğu, muhalefetin olduğu mekanizmanın adıdır. Bir yerde iktidar alternatifi yoksa, muhalefet partileri yoksa, orada demokrasi de yok demektir.

Kemalizmin bir din olduğu, hatta “Türk’ün dini” olduğuna dair kayıtlar, Türk Dil Kurumu tarafından 1950’den önce basılan “Sözlük”lerde vardır. Böyle bir zihniyetin sahibi, Kemalizmin yıkılışını Türk’ün yıkılışı gibi görür. Sanki daha öncesinde Türk yokmuş gibi.

Öte yandan, bugünkü siyasî iktidarı ve başındaki reisi “İslâmın yegâne temsilcisi” olarak görenler, demokrasiye olan kabul ve inançlarını büyük ölçüde kaybetmiş durumdalar. Çünkü, onlara göre “siyasî müceddit, siyaset mehdisi, cehcah” dedikleri reis veya partisi yıkılırsa, adeta din yıkılmış gibi olur. Dinin yıkılması derecesinde gördükleri bir iktidarın, velev ki seçim ve sandık yoluyla olsa gitmesini ve iktidarın bu şekilde el değiştirmesini asla istemezler. Ve ne yazık ki bu halleriyle demokrasi erdeminden fersah fersah uzaklaşmış oluyorlar.

Gariptir ki, iktidara gelinceye kadar böyle değillerdi. Her platformda “Sandıktan ne çıkarsa o. Millet kimi seçerse tamam” dedikleri halde, zaman içinde bu erdemlilikten uzaklaşmaya başladılar.

Bu yaklaşımın demokrasi ile bağdaşır bir yanı yoktur ve olamaz. Demokrasilerde, tek partiye bir mecburiyet, bir mahkumiyet yoktur vesselâm.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*