Fert ve hürriyet

İnsanın hür yaratılmasına rağmen Allah’ın kulu olması konusunu, acaba tersinden okumak mümkün mü? Yani ‘insan Abdullahtır; aynı zamanda hürdür’, hür olmalıdır. Neye ve kime karşı, nasıl bir hürriyet?

Bakara Sûresi’nde, ineğe tapma duygusu dem ve damarlarına işleyen İsrailoğullarına, bundan kurtulmaları için bir ineğin kesilmesi emri anlatılır. Tevhide geçmekte zorlananların, yani hür olmaya alışkın olmayanların, ilk fırsatta yine bir buzağı heykeli yapıp ona tapmaya başlamaları çok ilginçtir.

HERKES KALBİNDEKİ İNEĞİ KESSİN!

Demek ki, her insanın bir ineği var kesmesi gereken! İmtihan dünyasında olduğumuza göre bizi hür olmaktan, ‘Bir’lemekten uzaklaştıran bir ‘ineğimiz’ var. Makam ve mevki hırsı, dünya malı, açgözlülük, riyakârlık, yalakalık, insanlardan korkma, karşı cinsler için kadın veya erkek, kendini herkesten üstün ve akıllı görme vs. her bir tutku ve zaaflarımız aynı zamanda bir esaret halkası. Bunlardan kurtulmadan, tam anlamıyla hür olmak mümkün değildir. Beşeriyetten insaniyete terakkinin yolu ise, ancak hür olmaktan geçiyor.

İNSANLAR HÜR OLDULAR, AMA…

Din, aslında insanı bütün yaratıkların esaretinden kurtarıp, Rahman olan Allah’ın kıymetli, izzetli, nazlı, aziz bir misafiri olmaya dâvet eder. Şeriat âleme kula kulluk etmeyi kaldırıp, istibdadı mahvetmek için vazedilmiştir. “İnsanlar hür oldular, ama yine de Abdullahtırlar” ifadesi aslında bu cümlenin izahıdır.

İnsana karşı hür olmak, Allah’a karşı ubudiyet sıfatımızı kaldırmaz. Hür olmak, bir insanın diğer insana karşı hür olması olarak anlaşılmalı; Allah’a karşı kulluk devam etmelidir. Hürriyet hiçbir kural, kaide, otorite tanımamak değildir. Burada ince bir nüans vardır. Çünkü mutlak hürriyet nefsin esaretidir.

HÜRRİYET ALLAH’IN HEDİYESİDİR

“Evet, hürriyet-i şer’iye Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân, Rahîm tecellîsiyle bir ihsanıdır ve imanın bir hassasıdır.” Hürriyet-i şer’iye; bir olan Allah’a iman edip, bütün kâinatın ve sebeplerin esaretinden ve mahkûmiyetinden kurtulmak anlamındadır. İman ve tevekkül, sebeplere karşı hürriyetin formülüdür. Yoksa bir Allah’a ibadeti kabul etmeyen kişi, milyonlarca sebebe ibadet etmeye mecbur ve mahkûm olacaktır.

Hakikî imanı elde eden bir fert, hiç kimseye eyvallah etmez. En cebbar bir zalimin huzurunda bile hak ve hakikati söylemekten çekinmez, korkmaz. Ölüm bile olsa, gülümseyerek karşılar. Dünya malı için kimseye karşı eğilip bükülmez, zillet göstermez. Başkasına tahakküm etmeye de, tenezzül etmez.

Çünkü imanlı fazilet kimsenin tahakkümünü kabul etmediği gibi; kimseyi ezmeye, tahakküm etmeye de tenezzül etmez. Bilâkis herbir varlığın, insanın, hayvanın, bitkinin, taşın toprağın kıymetini takdir eder. Onların hak ve hukukuna riayet eder. Onlara saygı, merhamet ve şefkat gösterir.

CEMİYETE KARŞI NASIL HÜR OLACAĞIZ?

İnsan, fıtratı gereği toplumla birlikte yaşamak zorundadır. Bunun için bir aileye, bir gruba, bir cemiyet ve cemaate ihtiyaç duyar. Burada topluluğa karşı hürriyet nasıl muhafaza edilecektir? Bir ferdin hürriyeti, diğer ferdin hürriyetinin sınırını belirler. Toplum da fertlerden oluştuğuna göre, bu denge nasıl muhafaza edilecektir? Bu sosyolojinin zor konularından biridir. Batı’nın ifrat edip ferdciliğe gelmesi mi doğru, yoksa Doğu’nun ferdi cemaat içinde yok sayması mı? Ferd olmak başka, ferdci olmak başkadır. Benlik ayrı, bencillik ayrı olması gibi.

FERT VE CEMİYET BİRBİRİNİ GELİŞTİRMELİ

Genel ve basitçe söylemeye çalışırsak; toplum bir ferdi içine kabul edince, onu ezip, silikleştirmemelidir. İzzet ve insanî şahsiyetine saygı göstermelidir. Buna karşılık ‘bir cemiyete dahil olan kimse de, cemiyetin nizamını ihlâl etmemek gerektir’. Cemiyet / tüzel kişilik, ferdin kişilik haklarına saygı duyup, onun gelişmesine katkıda bulunurken; fert de mensubu olduğu tüzel kişiliğin hukukuna saygı göstererek, onun gelişip yücelmesine katkı sunmalıdır.

“BEN NE DERSEM O OLUR” MU?

Asr-ı Saadette Hz. Peygamber (asm), hiçbir sahabenin şahsiyetini silikleştirmeden, bilâkis herkesi kendi kabiliyetine göre istihdam edip, onlarla istişare ederek ve istişare sonucuna göre hareket ederek şahsiyetlerinin gelişmesine fırsat vermiştir. Bir Peygamber varisi olan Hz. Bediüzzaman da; talebelerinin farklı fıtratlarını nazara alarak, hiçbirini dışlamayarak, suçlamayarak, kızmayarak, onları kabiliyetleri doğrultusunda istihdam etmiştir. ‘Herkes benim gibi düşünmek zorunda; ben ne dersem o olur’ dememiştir.

Tehlikeli sulardaki bu yolculuğu yine onun bir cümlesi ile bitirelim: “İman ne kadar mükemmel olursa, hürriyet o derece parlar.”
M. Said ZEKİ

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*