George Bernard Shaw (1856-1950)

İrlanda asıllı yazar, eleştirmen ve düşünce adamıdır. Yazdığı deneme, eleştiri, komedilerle çağdaş edebiyat ve siyasete önemli katkılarda bulunmuştur. İnsanların olayları aynı biçimde görebilmesini sağlamak için bazı düşüncelerini komediler halinde yazarak aktarmaya çalışmıştır. Yazdığı bazı eserleri tiyatroya uyarlanarak sahnelenmiştir. Birici Dünya Savaşı sırasında barışı savunan çıkışlarıyla dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu savaşta Almanlar kadar İngiltere ve yandaşlarının da suçlu olduğunu dile getirmesinden dolayı eleştirilere hedef olmuştur.

1925 yılında kendisine Nobel Edebiyat Ödülü verilmiş, ancak o bu ödülü reddetmiştir. Risale-i Nur’da, Peygamber Efendimiz (asm) ile ilgili övgü dolu ifadelerine yer verilmiştir.

Shaw, 1856 yılında, İrlanda’nın Dublin şehrinde, yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Klasik eğitimine başladıysa da bir süre sonra okuldan ayrılarak eğitimin yarım bırakmak zorunda kaldı ve bir emlak komisyoncusunun yanında çalışmaya başladı. Bir süre sonra annesi ile birlikte Dublin’den ayrılarak Londra’ya geçti. Yarım kalan eğitimini tamamlamak için British Museum kütüphanesinden istifade etmeye ve bu yolla kendi kendine eğitimini tamamlamaya çalıştı. Kendini yetiştirmek maksadıyla konferansları takip ederek muhtelif tartışmalara katıldı. Bu arada geçimini sağlamak için de yazmaya başladı. Ancak, ilk roman denemelerinde başarılı olamadı.

Shaw, siyasete ilgi duyduğundan bu alanla ilgilenmeye başladı. Kapitalizmin sebep olduğu toplumsal çekişme, sermayenin belirli ellerde toplanması, kendi menfaatlerini toplumun zararında gören anlayış hüküm sürmekteydi. Bir kısım düşünürler gibi o da, buna tepki olarak doğan Sosyalizmin etkisinde kaldı. Yönetimde bazı reformların yapılması gerektiğini ve sermayenin devletleştirilmesini savundu. Bu çalışmalarını sürdürürken usta bir konuşmacı ve polemikçi olarak dikkat çekmeye başladı. Diğer taraftar yazarlığını da devam ettirerek, oyun yazmaya başladı.

Shaw, Fabian Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı (1884). Bu derneğin amacı, kapitalizmin adil olmayan sonuçlarını düzeltmek maksadıyla devletin müdahalesini temin etmekti. Ancak Marksizm’in devrimci anlayışına aykırı olarak tedrici düzeltmelerle durumun iyileştirilmesini istiyorlar ve bunu liberalizmin doğal sonucu olarak görüyorlardı. Onlara göre, yoksulların durumunu düzeltmek için devletin müdahalesi gerekirdi. Günde 8 saat çalışma, yaşlılık aylığı, fakirlere iyi konut ve eğitim hakkı sağlanması gibi pratik önerilerde bulunuyorlardı. Amaçları kapitalizmin bencil ve acımasız tiranlığından ezilenleri kurtarmaktı. İdeolojik taleplerden öte, somut önerilerde bulunuyorlardı (Aytekin Yılmaz; Çağdaş Siyasal Akımlar, Vadi Yay. İstanbul 2001, s. 60).

Shaw, güzel sanatlar, müzik ve tiyatro ile de ilgilendi. 1885 yılından itibaren muhtelif gazete, dergi ve kitaplarda fikir ve eleştirilerini yayınladı. Yazılarıyla geniş kitlelere ulaşmak istiyordu. Bunu sağlamanın iyi bir yolu da komediydi. Nitekim o da komedi yazmaya başladı. Yazdığı oyunları 1892 yılından itibaren sahnelenmeye başlandı. Oyunlarını sade, anlaşılır ve eğlenceli bir dille kaleme aldı. Yazdığı tiyatro denemelerinde; Londra’nın kenar mahallelerinde fakir ve kimsesizlere ev kiralayan kimselerin yaptıkları haksızlıkları dile getirdi. Bunun yanında toplumun değişik kesimlerinde bunlara benzer çarpıklıklara da dikkat çekti. Bu eserleriyle çok kısa süre zarfında meşhur oldu. 1904 yılında Londra’da VII. Edward için özel olarak düzenlenen bir gösteride “John Bull’un Öbür Adası” adlı oyunu sahnelendi. Bu gelişme ününü perçinledi.

Shaw, milyonlarca insanın hayatına mal olan Birinci Dünya Savaşına karşı çıktı. Bu savaşta en az Almanlar kadar İngiltere ve müttefiklerinin de suçlu olduğunu açık bir ifade ile dile getirdi. Barış görüşmelerinin bir an önce başlamasını istedi ve bu amaçla bir broşür yayınladı. Tepkilere hedef olmasına rağmen savaş aleyhtarlığını devam ettirdi. “Kırgınlar Evi” adlı eserinde, savaşın hemen öncesinde, bir kır evinde cereyan eden ve savaşın sorumlusu olan kuşağın manevi iflasını göz önüne getirdi. Bu eseri 1920 yılında sahnelendi.

Shaw, 1925 yılında kendisine verilen Nobel Edebiyat Ödülünü kabul etmedi. Ömrünün sonuna kadar, geleneksel Batılı değerleri reddetmeyi sürdürdü. Sahnelenen eserlerinde, toplumda geçerli olan inanç ve değerleri hiçe sayarak açıkça cephe aldı. Avrupa’da, tahrif edilen dini inanç ve tutuculuğa karşı gelmekten çekinmedi. Kendinden sonra gelen kuşakların kültürel ve siyasi düşüncelerinin şekillenmesinde çalışmalarının büyük tesiri oldu. 2 Kasım 1950 tarihinde öldü.

Shaw’ın, Batıdaki geleneksel değerlere karşı çıkışı inançsızlığından öte, mevcut kokuşmuşluğa ve yozlaşmaya tepkiydi. İslamiyet ve Hz. Peygamber hakkındaki görüşleri ve düşünceleri ise çok farklı bir mahiyet arzetmekteydi. Risale-i Nur’da bu konudaki görüşlerine yer verilmekte ve kahraman filozof olarak kendisinden söz edilmektedir:

“Din-i Muhammedi’nin (a.s.m.) en yüksek makam-ı takdire çıkmasının sebebi, gayet acip ve sağlam bir hayatı temin etmesidir. Bana açılan budur ki, o din tek, yekta, emsalsiz bir din-i ferid olup, bütün muhtelif ayrı ayrı hayatın envarlarını ve çeşitlerini hazmettiriyor. Yani ıslâh ve istihale tarzında tasfiye ve terakki ettiriyor. Hem Muhammed’in (a.s.m.) dini öyle bir dindir ki, insanın ayrı ayrı bütün milletlerini kendine celb edebilir.

“Ben görüyorum ve itikat ediyorum ki, beşere vacibdir ki, desin Muhammed (a.s.m.) insaniyetin halaskârıdır ve halaskârlık nâmı ona verilmek lâzımdır. Ben itikat ediyorum ki; Muhammed’in (a.s.m.) misli, yani siretinde, tarzında bir âdem şimdiki yeni âleme reis olsa, hükmetse, bu yeni âlemin müşkilatını halledip; bu yeni karmakarışık âlemde müsalemet-i umumiyeye ve saadet-i hayatın husulüne sebep olacak.” (Mektubat, s. 210)

Shaw, 1935 yılında Afrika’da Mombasa şehrinde, Muhammed Abdülalim Sıddıki el-Kaderi ile aralarında geçen görüşmede dikkat çekici ifadeler yer vermektedir: “Gerçekten İslam Peygamberine büyük bir hürmet duyuyorum. Ve pek iyi bir şekilde anlayabiliyorum ki, okuma yazması olmayan, cahil, kaba bir ırkı, düşük moral değerleri olan insanları, yüksek değerlere sahip, hak ve hukuk peşinde koşan insanlar haline getirme işi, Cehennem gibi korkutucu, Cennet gibi mükafat vaat edici tasavvurlar olmadan mümkün olamazdı. Kur’an’ın kuvvetli ve vurucu belagatine de hayran olmamak elde değil. Masum çocuklarını diri diri toprağa gömen veya öldürenlere Kur’an’ın sorduğu şu soru ne kadar anlamlıdır: ‘Hangi suçundan dolayı öldürdün?’ Benim görüşüme göre İslam, bu halkı, insanları kurtarmanın en etkin yolu olsa gerek” (Muhammed Abdülalim Sıddıki el-Kaderi; Batı, İslam’ı Anlamaya Çalışıyor, Tercüme: M. Ferid Edibali, Otağ Yay., İstanbul 1984, s. 27).

Bernard Shaw’ın aralarında Türkçe’ye tercüme edilenlerin de bulunduğu eserlerinden bazıları şunlardır: Silahlar ve Kahraman, Kandida, İnsan, Üstün İnsan, Prütinler İçin Üç Oyun, Şeytanın Çömezi, Caesar’la Kleopatra, John Bull’un Öbür Adası, Binbaşı Barbara, Doktorun Hatası, Genç Bir Bayana Sosyalizm ve Kapitalizm Üzerine Öğütler, Bir Çuval İncir, Milyoner Kadın, Geneva, Zoraki Masallar.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*