Hizmet aşkı

Dün öğle saatlerinde ev telefonumuz çaldı. Sesini çıkaramadığım bir abla telefonun diğer ucundan konuşuyordu. Kendini tanıttı. Hatırladım. Yüz yüze hiç görüşmediğimiz, epey bir süre önce yine telefonda görüştüğümüz bir ablamızdı arayan. İlk görüşmemiz nasıl mı olmuştu? Anlatayım.

Her gün Yeni Asya gazetemizi, bulunduğum sitedeki marketten alıyoruz. Yine bir sabah gazetemizi alırken, marketçi dedi ki: “Falan isimli biri de sizin gazeteden alıyor.” “Nerede oturduğunu biliyor musunuz?” diye sordum. “Hayır” dedi. Daha sonra gazeteyi alan kişiden öğrenmiş. Kendisi Bilecik’in bir köyünde oturuyormuş. Gazeteyi burada Bilecik’te oturan kız kardeşi alıyormuş onun adına. Eve gelince o kardeşime kısa bir mektup yazdım. Kendisiyle tanışmak istediğimi, v.s. söyledim, telefon numaramı, ev adresimi yazıp zarfa koydum. Marketçi beyden mektubu vermesini rica ettim. “Uzun bir süre mektup markette kaldı. Gazeteyi almaya gelen olmadı, veremedim” dedi. Epey bir süre geçtikten sonra, mektup Örenköy’deki kardeşime ulaşmış. Beni aradı. Konuştuk, tanıştık. Önceden Eskişehir’de oturduğunu, oradan memleketi olan Örenköy’e yerleştiklerini, derslere gidememenin üzüntüsünü dile getirdi.

İşte dün arayan, sesini hatırlayamadığım ablam ile böyle tanışmıştık. Abla bir haftalığına Bilecik’e gelmiş. Telefon numaramı köyde unutmuş, fakat bir şekilde benim telefonumu bulmuş. Beni aradı, “Sohbet nerede, ne zaman? Ben de geleceğim” dedi. Ve buluştuk. O gün akşam da çalışmalı Münâzarât dersimiz vardı. Birlikte yeni açılan dershanemizdeki Münâzarât dersimize gittik.
Şöyle bir düşündüm, bu nasıl bir dâvâ! Ablamızdaki bu hizmet aşkı nasıl bir aşk!

Doğru dürüst tanımadığın, birlikte yemiş içmişliğin olmayan bir kişiyle nasıl bu kadar samimî olunabiliyor? Sanki bu ablamızla yıllardır tanışıyormuş gibi bir samimiyetimiz vardı. Gerçi ortak nokta Allah rızası, din, iman, Nur Risâleleri olmasa yıllarca tanışmışlığın olsa da böyle bir samimiyet gerçekleşmiyor aslında. Buluşma, görüşme Allah rızası için olunca birliktelik süresi pek önemli değil. Ders öncesi ablamızla epey sohbet ettik. Ablam evini Medrese-i Nuriyeye çevirmiş. Köyün nüfusu 15 kişi kadarmış. Yazın bu nüfus artıyormuş. 3-4 kişi bir araya gelip Kur’ân okuyorlarmış. Ablam da Risâle-i Nur’dan dersler yapıyormuş. “İlk zamanlar dinlemiyorlardı, şimdi ise dikkatle dinlemeye başladılar” diyor. Bin barekâllah. Nerede olursan ol, nasıl insanlarla olursan ol, içinde hizmet aşkı, öğrenip yaşadıklarını başkalarına tebliğ etme aşkı varsa inkişaflar gerçekleşiyor. Herşeyin hakikî sahibi olan Allah, bu hizmetin de hakikî sahibi değil mi? Rabbim hizmetinde kullanacak fedaileri bir şekilde halk ediyor ve o şevki ve aşkı da içlerine koyuyor. Yeter ki bizde ihlâs, sebat, sadakat ve samimiyet olsun.

“Herbir adam eğer hanesinde dört beş çoluk çocuğu bulunsa kendi hanesini bir küçük medrese-i Nuriyeye çevirsin. Eğer yoksa, yalnız ise, çok alâkadar komşularından üç-dört zat birleşsin ve bu heyet bulundukları haneyi küçük bir medrese-i Nuriye ittihaz etsin. Hiç olmazsa işleri ve vazifeleri olmadığı vakitlerde, beş on dakika dahi olsa Risâle-i Nur’u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir miktar meşgul olsalar, hakikî talebe-i ulûmun sevaplarına ve şereflerine mazhar oldukları gibi, İhlâs Risâlesi’nde yazılan beş nevî ibadete de mazhar olurlar. Hakikî ilim talebeleri gibi, onların maişetlerini temin hususundaki âdi muameleleri de bir nevî ibadet hükmüne geçebilir.” (Emirdağ Lâhikası s. 338)

Evini Medrese-i Nuriyeye çeviren, Nur dersi yapan ablama ve dersi dinleyen Örenköylü kardeşlerime binler selâm. Allah’ın rahmeti, bereketi onların ve bütün ehl-i imanın üzerine olsun. O’na emanet olun.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*