Hz. Hızır ve İlyas’tan (as) Hıdırellez bayramına

Yurdumuzda olduğu kadar dış dünyada da her yıl bahar mevsiminde yeşilliğin iyice canlandığı 6 Mayıs’tan itibaren Hıdırellez Bayramı kutlamaları başlar.

Bu bayramda insanlar ateşler yakıp üzerinden atlayarak zorlukları yeneceklerini, kısmetlerinin açılacağını, bir eve sahip olacaklarını, işlerinin rast gideceğini, birçok kötülüklerden kurtulup güzelliklere kavuşacaklarını ümit ederler. Yani birçok bid’atler ve bâtıl itikatlar yaygındır.

Bu âdet ve inançların gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Her ülke ve bölgede farklı âdet ve alışkanlıklarla kutlanan bu Hıdırellez Bayramının aslı nedir, nereden gelmiştir, nasıl olup da tarihten önceki devirlerde başlatılan bir bayram günümüze kadar gelmeyi başarmıştır? Hızır-İlyas Bayramı nasıl olup da Hıdırellez olup çıkmıştır?

Hıdırellez denmesinin sebebi; çeşitli dinî kaynaklarda Hz. Mûsâ’nın (as) ümmetinden bir velî veya peygamber olduğu bildirilen ve Kur’ân-ı Kerîm’de, “Kullarımızdan bir kul…”1 diye anılan Hz. Hızır‘ın (Hıdır) kurak bir yerde oturması ile o yerin yeşerip dalgalanmaya başladığı, hadîs-i şerîfte bildirilmiştir. Bu sebeple yaz başlangıcında ortalığın yeşermeye başladığı güne yeşil mânâsına gelen Hıdır günü, yine bugünde Hızır (as) ile İlyâs‘ın (as) buluştukları rivâyeti sebebiyle de Hıdırellez denmiştir.

Bu konuda birçok farklı rivayetler vardır. İşte onlardan birisi:

Hz. Musa (as) zamanında bir hükümdarın tek oğlu kendini dinî hizmetlere adamıştır. Babasının hükümdarlığı, şan ve şöhreti onu tatmin etmez. Bu, Rabb’imizin de hoşuna gider. Ona kerâmetler ihsan eder. Nitekim irşad için geçtiği yerlerde bastığı çorak topraklar, yürüdüğü yol kenarları, oturduğu kuru zeminler yemyeşil hâle gelir, bahar çiçekleri açmaya başlar. Arapça’da yeşilin bir adı da “hazr” olduğundan çorak yerlerin yeşillendiğini gören halk, “Buradan bastığı yeri yeşillendiren genç geçmiştir” anlamında “Hızır geçmiştir” diyerek gence “Hızır” adını verirler. Artık halkın dilinde Hızır adını almış olan bu genç, Mayıs’ın başlarında görmeyi çok istediği İlyas Peygamber’le de (as) bir buluşma gerçekleştirir. Bu buluşmaya büyük değer veren halk, iki sevilen insanın buluştuğu bu günü Hızır-İlyas (as) Bayramı olarak ilân ederler. Hızır-İlyas isimleri söylene söylene Hıdırellez şeklini alır. Dilden dile söylene söylene Hızır-İlyas Bayramı da Hıdırellez Bayramı olarak değişir.

Bastığı çorak yerleri yeşillendirme kerâmetine mazhar olduğundan dolayı kendisine Hızır adı verilen bu gence peygamberlik verilmiş midir, verilmemiş midir? Hızır’ın kendisi sadece büyük bir veli mi, yoksa görüştüğü İlyas (as) gibi bir de nebî mi olduğu yolundaki rivayetlerin mânâsı nedir? Ayrıca halen yaşıyor mu, yoksa dünyadaki insanlarla ilgileri kesilmiş midir?

Hemen şunu ifade edelim ki, bu iki zât da kendilerine mahsus özellikteki hayatlarıyla hayattadırlar, yaşıyorlar. Ancak hayatı, sadece bizim yaşadığımız beşerî hayatla sınırlı görenlere göre, bunların hâlen yaşıyor olmaları mümkün değil ise de, hayat sadece bizim hayatımızla sınırlı olmayıp üst üste beş basamaklı hayat basamaklarının bulunduğunu da hatırlarsak, sözünü ettiğimiz bu iki zâtın da bu beş basamaklı hayatın ikinci derecesinde yaşadıklarını kabullenmekte hiç de zorlanmayız. Bu ikinci derecedeki hayatı yaşayanlar, bizim gibi maddî şartlarla kayıtlı değildir. Bir anda birçok yerlerde bulunabilir, darda kalanların imdadına yetişebilir, çeşitli görüntülere girip muhtaçlara yardımda bulunabilirler. Hatta bizim hayatımızı yaşayanlardan bazı seçkin veliler, Hızır makamına kadar yükselip Hızır’dan (as) ders alırlar. Hızır gibi darda kalanların yardımına onlar da koşarlar. Bunlar da çoğu zaman Hızır sanılır, gerçek Hızır’la karıştırılırlar.

Bediüzzaman, bu konuda Mektubât adlı risâlesinin başında soru cevap şeklinde fevkalâde dikkat çekici şu açıklamalarda bulunur:

“Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levâzımâtıyla daimî mukayyet değillerdir. Bazen, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, ‘makam-ı Hızır’ tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazen o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur.”2

6 Mayıs günü, kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına da gelmektedir. Miladi takvimle 6 Mayıs günü Hıdırellez’dir. Hızır günleri yani yaz mevsiminin başlangıcı sayılan 6 Mayıs günü, Rumî senede Nisan ayının yirmi üçüncü gününe rast gelir. Bilindiği üzere Rumî takvimde yıl, Hızır ve Kasım (yaz ve kış) günleri olarak ikiye ayrılır. Mayıs ayının 6’sında Hızır ile yaz başlar, 186 gün sürer. Kasım ayının 8’ine kadar devam eder ve bundan sonra kış başlar. 179 gün sürer. Şubat’ın 29 çektiği artık yıllarda ise 180 gün olur.

Dinî kaynaklarımız, Hz. Hızır (as) ve Hz. İlyâs’ın (as) Allahu Teâlâ’nın sevgili kullarından olduğunu haber vermekle beraber onlar adına mukaddes bir günün varlığını bildirmemektedir. Hıdırellez gününün İslâm’da dînî bir hüviyeti ve kudsiyeti de yoktur. Ayrıca, 6 Mayıs’ta dinimizin tasvip etmediği tarzda kutlamalarda bulunmak, eğlenmek doğru değildir.

Dipnotlar:

1- Kehf Sûresi, 65.

2- Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, s. 15-16.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*