İhlas ve nuraniyet

“On Yedinci Lem’a’nın On Yedinci Notasının Yedi Meselesinden Dördüncü Meselesi iken, ihlâs münasebetiyle Yirminci Lem’a’nın İkinci Noktası oldu. Nuraniyetine binaen Yirmi Birinci Lem’a olarak Lemaata girdi.” (Lem’alar, s.274)

Mezkûr pasaj İhlâs Risalesinin tarihçe-i hayatını nazara veriyor. İlk başta ihlâsın ayrı bir risale olarak telif edilmek istenmediği anlaşılıyor. İlk niyet “On Yedinci Lem’a’nın On Yedinci Notasının Yedi Meselesinden Dördüncü Meselesi”dir.

“İhlâs münasebeti” bir anda “Yirminci Lem’a’nın İkinci Noktası”na terfi etmesine sebep olmuş. Böyle bir yükselişe vesile olması ihlâsın ne kadar ehemmiyet arz ettiğini izhar eder. Alternatifinin bulunmaması ve kâinattaki iman, namaz gibi en yüksek hakikatlerin ihlâs olmadan bir manası olmaması üzerinde düşünmemiz gerekir.

Lem’a’nın, notasının meselelerinden biriyken Yirminci Lem’a’nın iki noktasından biri olması cay-i dikkattir. İhlâsın iki cihan saadetini kazanmak yolunda anahtar rolü olduğunu çıkarabiliriz. Zira, saadeti, huzuru isteyen ihlâsı yaşamalı. “Başkaları ne der?” sualinden yorulan insan için kurtuluş reçetesi ihlâsın yaşanmasıdır. “Rabbim ne der? Razı mıdır?” soruları huzurun yolunu açar.

Günlük hayatta iletişim kurduğumuz insanlarla ihlâsa göre hareket edilmediğinde sıkıntıların meydana geldiğini müşahede ediyoruz. Sıkıntı aynı zamanda çözümden de haber verir. Yani amirin rızası, beğeni sayısının artması ve sohbet ettiğimiz kişiyi hoşnut etmek için nabza göre şerbet verme yerine rıza-i İlâhî çizgisine riayet etmeliyiz.

İşte tüm bu sebepler ihlâsın hayatımızın merkezinde yer alması gerektiğini açıklıyor. Anlık zevkler yerine kalıcı saadete odaklanmalıyız. Bu hedef doğrultusunda gayret eden bahtiyarları şüphesiz büyük bir mükâfat bekliyor… Peşin bir ücret olarak vicdanın rahat olması, huzurun yaşanması gelecekteki daha büyük ve kalıcı saadeti müjdeliyor…

Nasıl ki gece karanlığı gündüz gibi olmaz. Aynen öyle de ihlâs nurundan istifade edemezsek manen karanlıkta kalırız.

Bu karanlığı gündüz zanneden milyarlarca insan bu hakikati her an doğrular. Nuraniyeti maddede, makamda, şöhrette arayan beşer karanlıkta kalmıştır.

Biz de nefsimizi yokladığımızda zaman zaman bu karanlığa düşebilmekteyiz. Rabbimize tövbe ederek ve bir daha aynı yanlışları yapmamaya gayret etmek bizleri nuraniyete çıkarır. O halde şahs-ı maneviyle birlikte Nur ismine ayna olmak için ihlâsla sa’y etmeliyiz vesselam…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*