Şam-ı Şerif’te “Hutbe-i Şamiye”yi dinlemek

İslâm tarihinde bazı şehirlere isimlerinin yanı sıra sıfatlarının da eklendiklerini görürüz. Meselâ, Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere gibi. O şehirlerin mükerremliği veya münevverliği Peygamber Efendimizden (asm) gelmektedir. Ecdâdımız Şam’a “şerif” sıfatını eklemiş. Acaba şeriflik nereden gelmektedir?

 

Suriye’yi gezerseniz bu sorunun cevabını kolaylıkla bulabilirsiniz. Şam’ın eskiden bugünkü Suriye devletinin sahip olduğu topraklar için söylenen coğrâfî bir tâbir olduğunu görürüz. Şimdi ise Suriye’nin başşehri olarak biliyoruz. Suriye’de Şam’ı ararsanız bulamazsınız. Çünkü Suriyeliler Şam’a “Dımaşk” diyorlar. Yıllardır Şam’ı merak etmişimdir. Oraya gidip gelenleri dinledikçe merakım biraz daha artmıştır.
Gazetemizde “Bediüzzaman’ın izinde Şam’da 100. bahar” davetini duyunca icabet etmeye karar verdim. Ankara’dan bir grup arkadaşla 17 Mart günü akşamı Emevî Camii’nde okunan Hutbe-i Şamiye’yi yüz yıl sonra tekrar dinlemek üzere yola çıktık. Gaziantep’e kuşluk vaktinde ulaşabildik. 10 numaralı otobüsle Şam seferine katıldık.
Cuma namazını Şam’da kılmak hayalimiz vardı. Sonra “Halep’te kılsak da olur” dedik. Vakit yaklaştığından Cuma namazımızı tehlikeye sokmamak için sınıra çok yakın sahabelerden Muhammed Bedevî’nin (ra) türbesi yanında yer alan bir camide eda ettik.
Kilis/Öncüpınar sınır kapısında uzun bir bekleyişten sonra Suriye’ye geçebildik. Suriye ile en uzun kara (870 km) sınırına sahiptik. Sınırın bu tarafı mayınlı diğer tarafı yeşillikti. Kısa süre sonra Suriye’nin ikinci büyük şehri Halep’e ulaştık. İkindi namazını kaleye yakın bir camide kıldık. Akşam ve yatsı namazlarını Zekeriya (as) Camii’nde kılmak nasip oldu. Peygamber Efendimizin (asm) ayak izinin bulunduğu Keremiye Camii’ni ziyaret ettik. Cuma günü resmi tatil olduğundan çarşılar kapalıydı. İnsanlar kale civarında boş buldukları yerlere oturarak adeta tatil yapıyorlardı.
Ülkenin genelinde daha çok Osmanlı eserleri ile devlet başkanlarının resim ve heykelleri dikkatimizi çekiyordu. Osmanlı eserlerinin bazıları bakımsızlıktan boyunları bükük duruyordu. İlk geceyi Halep’te geçirip sabah namazından sonra Hama yolunu tuttuk. Rivayete göre Yunus Emre’nin “Dertli Dolap” şiirinin ilham kaynağı olan Asi Nehri üzerinde kurulan ve şehrin su ihtiyacının karşılandığı su dolaplarını yakından gördük.
Daha sonra İslâm’ın bahadır komutanı Halid b. Velid’in türbe ve camisinin bulunduğu Humus şehrine geçtik. Halid Bin Velid (ra), Peygamberimizin (asm), hakkında “ne güzel kul” diye buyurduğu sahabîdir. Hz. Peygamber (asm) Mute Savaşı’ndaki başarısından dolayı onu “Seyfullah” (Allah’ın kılıcı) diye övmüştür. Suriye sınırında Bizanslıların ordu hazırladıkları haberi gelince hilafet merkezinden Şam’a gitme emri verilmişti. Hz. Halid (ra) şehri muhasara etti ve hicretin on dördüncü yılında zaptetti. Daha sonra Humus’u fethetti. Yermük Savaşı’nda Bizanslıları bozguna uğrattı. Kudüs’ü kuşattı ve teslim aldı. Böylece bütün Suriye mıntıkası Müslümanların eline geçmişti. Vefatı sırasında “Vücudumda hiçbir yer yok ki, bir kılıç, mızrak veya ok yarası bulunmasın. Ama şimdi yatağımda uzanarak ölüyorum, cephelerde ölmeliydim. Savaşlarda ölümü aradım ama ölüm bana oralarda nasip olmadı. Korkakların gözü aydın olsun! Artık İslâm’ın Halid’i yok” dediği rivâyet edilir. Türbesinin üzerinde muhtemelen kullandığı kılıçlar bulunmaktadır. Camide de kılıç sembolleri yer almaktadır.
Humus’ta kısa bir moladan sonra Hz. İsa (as) ve annesi Hz. Meryem’in 16 yıl yaşadığı, Hristiyan köyü Malula’ya uğradık. Beldede iki camiye karşılık on iki kilise bulunmaktadır. Burada Hz. İsa’nın (as) konuştuğu dil olarak bilinen ve bugün tamamen unutulmanın sınırına gelmiş “Aramice” konuşulmaktadır.
Malula’dan sonra Şam’a yöneldik. Mahzun Şam tren istasyonunun yanından geçip Süleymaniye Külliyesi’nde yer alan Sultan Vahidüddin’i ve diğer Osmanlı mezarlarını ziyaret ettik. Buraya Türklerin dışında kimse kabul edilmiyormuş. Külliyede yer alan caminin Mimar Sinan’ın eseri olduğunu öğreniyoruz. Asırların verdiği yorgunluk üzerinde okunuyordu. Kendisine uzanacak eli beklemekte. Her ne kadar burada yer alan levhada Türkiye-Suriye ortak işbirliği ile tamir edileceği yazıyorsa da, uzun zamandır el atılmadığı anlaşılıyor.
Zamanı değerlendirmek adına hemen Ehl-i Beyt Mezarlığı olarak bilinen (Babü’s-Sağir) mezarlığına geçtik. Önce Bilâl-ı Habeşî’yi (ra) ziyaret ettik. O, İslâm davetine ilk icabet edenlerden biriydi. Hz. Bilâl’in (ra) doğruluk ve ahlâkı, İslâm’a bağlılığı bütün çağdaşları tarafından aynı derecede takdir edilmekte ve övülmekteydi. Artık o, siyahî bir köle değil, ashabın ileri gelenlerinden ve İslâm devletinin yönetiminde söz sahibi olan mü’minlerden biriydi. Peygamber Efendimizin (asm) vefatından sonra gördüğü bir rüya üzerine Medine’ye gitmişti. Burada Hz. Hasan ve Hüseyin’in (ra) ısrarına dayanamayarak sabah ezanını okumuş, okuduğu ezanla Resûlullah’ın (asm) hasretiyle tutuşmuş olan bütün ahali sokağa dökülerek Resulullah’ın (asm) sağ olduğu günleri hatırlamış ve sanki Resulullah (asm) kalkmış da Bilâl’e ezan okutmuşçasına herkes hıçkırıklara boğulmuştu. Tekrar Şam’a dönen Bilâl-ı Habeşî, 642 yılında vefat etti. Burada Seyyide Zeyneb Camii içerisinde Peygamber Efendimizin (asm) torunu, Seyyide Zeyneb’i (ra) ziyaret ettik. Hz. Zeyneb (ra) Kerbelâ vakasını bizzat yaşamış, bütün yakınlarının ölümünü izlemiş, çok cefalar çekmiş, yüksek mânevî makamlara sahip hanımlardandır.
Buradan 12. müceddid Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî’nin (ks) türbesinin olduğu yere hareket ettik. Dar ve dik yokuştan türbeye ulaşabildik. Ziyaretimizi yapıp Asiye Hanımı ve Bediüzzaman’a gönderdiği cübbeyi hatırladık. Mevlânâ Halid, zamanın ünlü hoca ve âlimlerinden eğitim görmüş, Arapça ve Farsça nazım ve nesirdeki üstünlüğü ile en önde gelen belagat âlimleri seviyesine yükselmiştir. Mevlânâ Halid (ks) dinî ilimlerin yanı sıra matematik, geometri, astronomi ve coğrafyayı da öğrenmiştir. Hindistan’ın Cihan Abad şehrine giderek, orada Şeyh Abdullah Dehlevi’nin mürşidliğinde Nakşibendî tarikatının eğitimine girmiştir. Kısa süre sonra “irşad icazeti” alarak beş tarikata halife olmuştur. Daha sonra Bağdat’a geçerek burada on yıl kaldıktan sonra Şam’a yerleşir. Kaldığı her yerde, kalabalık insan gruplarının izdihamı içerisinde birçok âlim ve emir onu ziyarete gelir. Gelenleri çeşitli ilmî konularda yetiştirmeye çalışır. M. 1826 yılında Şam’da vefat eder ve buraya defnedilir.
Mevlânâ Halid’den sonra Risâle-i Nur’da ismi geçen Muhiddin-i Arabî’yi ziyarete gittik. Tamir bahanesiyle türbesinin kapalı olduğunu öğrendik. Selâm verip, Fatihalar okuyarak ayrıldık. O, dinî ihya eden mânâsında Muhyeddin ismini de almıştır. Ünlü mutasavvıf, 1165 yılında Endülüs’teki Mürsiyye kasabasında doğmuştur. Mükemmel bir dinî ve fennî ilim tahsili yapan Muhyeddin-i Arabî, kendisinden yüzlerce sene sonra ortaya çıkacak olan telgrafın çalışma tekniğini bildirmiştir. Yüzyıllar sonra Edison’u dahi “Üstadım” demek mecburiyetinde bırakmıştır. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethedeceğini ve Yavuz Sultan Selim’in Şam’a geleceğini keşif yoluyla haber vermiştir.
Suriye’de genelde camiler namaz dışında kapalı tutuluyor. Pazar günü Sabah namazından sonra Busra’nın yolunu tuttuk. Ürdün sınırına yakın bir yerde olan Busra şehri Hristiyanlığın önemli merkezlerinden birisidir. Romalılar zamanında yapılmış olan antik anfitiyatro ile Selçuklular döneminden kalan han ve hamamlar şehrin görülmesi gereken yerlerindendir. Busra asıl anlam ve önemini Peygamberimizin (asm) bu beldeyi şereflendirmesiyle kazanmıştır. Peygamberimiz (asm) 12 yaşında iken amcası Ebû Talib’le bu beldeye gelmiştir. Burada yaşayan Bahira adındaki bir rahib, Peygamberimizin (asm) peygamberlik nişaneleri taşıdığını amcasına anlatmıştır. Burada bulunan Rahib Bahira’nın Peygamberimizin (asm) peygamber olacağını keşfettiği manastırı ile Hz. Ömer Camii ziyarete açıktır.
Programımızın son durağı Bediüzzaman’ın yüz yıl önce meşhur hutbesini irad ettiği Şam Emevî Camii oldu. Emeviye Camii, şehrin en büyük, en eski ve görkemli camiidir. Kilise olarak kullanılmakta iken Şam’ın Müslümanlar tarafından fethedilmesinden sonra, 705 yılında Emevi Halifesi Velid bin Abdülmelik tarafından bir kısmı camiye çevrilmiştir. Daha sonraları yapılan tadilatlarla genişletilerek bugünkü hâlini almış ve tamamı cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Namaz vakitlerinde ise 4 imam birden ezan okuyor. İmam Gazali’nin 11 sene cami minaresinde inzivâ hayatı yaşadığı rivayet edilir. Camide ayrıca, Hz. Yahya’nın (as) kabri ile Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da Yezid’in adamları tarafından kesilen ve Şam’a getirilen mübarek başlarının defnedildiği ve ziyaret edildiği bölüm bulunmaktadır.
Cami avlusunda bulunan 8 sütun üzerine yükselen hazine kubbesi, kamu hazinesini korumak amacıyla Abbasiler döneminde yapılmıştır. Caminin ilginç yönlerinden birisi de, dört farklı mezhebi temsilen dört ayrı mihrap yapılmış olmasıdır. Ünlü İslâm âlimi İmam-ı Gazali meşhur eseri İhya-u Ulumid-din’i bu camide kaleme almıştır. Bediüzzaman Said Nursî de, ünlü Şam Hutbesi’ni (Hutbe-i Şamiye) 1911 yılında bu camide irad etmiştir.
Emeviye Camii’nin kapladığı 7000 m²’lik alanda ayrıca Selahaddin Eyyubî türbesi, Hz. Hüseyin’in kızı Seyyide Rukiye Camii, Türk Şehitliği ve turistik eşya satan birçok dükkân bulunmaktadır. Selahaddin-i Eyyubî, Haçlı orduları tarafından işgal edilen Kudüs’ü 1187 yılında yeniden fethetmiştir. O, İslâm dünyasında yetişen, ama Batılılarca da takdir edilen büyük bir kahramandır. Gerek Doğulu, gerekse Avrupalı kalemler tarafından hayatı, kahramanlığı, zaferleri, hoşgörüsü ile en çok merak edilen ve bu vesileyle romanlara, hikâyelere, filmlere konu olan nadir tarihi şahsiyetlerden birisidir.
Emevî Camii’nde öğle ile ikindi namazları arasında Hutbe-i Şamiye programı yapıldı. Adeta Bediüzzaman orada bize tekrar hitap ediyordu. İslâm âleminin içinde bulunduğu problemlere çareler gösteriyordu. 400-500 kişinin katıldığı programda heyecanlı dakikalar yaşandı. Sin (Said) şın’a (Şam) ikinci defa girmişti. (Gazetemizde ve Sentezhaber’de konuyla ilgili geniş bilgi verildiğinden detaya girmek istemiyorum.)
Üç günlük Şam programından Türkiye’ye dönerken ilk müceddid ve Emevî halîfelerinin sekizincisi olan Ömer Bin Abdulaziz’e (ra) selâm verip duâ ederek geçtik. Kendisinden “Adalette ikinci Ömer” olarak söz edilir. Savaştan ziyade barışı esas alan Ömer, bu tutumundan dolayı birçok kabilenin Müslüman olmasını sağlamıştır. Fitnecilerin fitnesine maruz kalan Halife, hicrî 101 yılının Recep ayında vefat etti. Mezarı Halep’e 80 km mesafede bulunan Maarratün-Numan mevkiindedir.
Suriye peygamberlerin, sahabelerin ve büyük İslâm âlimlerinin dine hizmet ettikleri ve kabirlerinin bulunduğu mübarek bir yerdir. Bu mânâda “şerif” denmeye ve ziyaret edilmeye lâyıktır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*