Şefkat açılımı – 2

Asr-ı Saadet’in şefkat eğitim metodunun günümüze yansıması

Pembe bir asır tablosu çizemeyeceğimiz muhakkak, ama ümitsiz değiliz. Kışların içinde baharı yaratan Kudret, asr-ı kıyamette de Asr-ı Saadete benzeyen baharı yaratmaya muktedirdir. Yeter ki doğru manevî beslenmeler yapalım ve insanlığın içine derc edilmiş hisleri doğru kullanalım.

Bugün neredeyse, bütün denge ve değerlerin alt-üst olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Herkes ve herşey yabancılaşmış ve farklılaşmış görünüyor. Sürekli kinle, nefretle, öfkeyle, zulümle dolup taşan bir insanlık manzarası göze çarpıyor. Böyle bir atmosferde sevgi, merhamet, hürmet, şefkat kelimeleri ruh dünyalarımıza yabanileşmiş geliyor. Bütün kinler, nefretler haksızlıklar ve zulümler maalesef en eşref olan insan camiâsında oluşuyor. Melekleri bile imrendirecek donanımlar, istidatlar yok olmaya yüz tutmuş ve insan zalimliğini ve cehaletini bütün mahlûkata ilân eder bir vaziyete girmiş görünüyor.

İşte böyle ortamlar öncelerde de yaşandı. İnsanlık irtifa kaybederken yeniden yükselişe geçti. Bu yüzden ümitsiz değiliz. Yeter ki rahmet cilvesi olan şefkat hislerimizi doğru inkişaf ettirelim. Çünkü şefkat öyle bir iksirdir ki, içinde ihlâsı barındırması hasebiyle toprağı altına, kömürü elmasa çevirebilecek bir hasiyete sahiptir.

İnsanlığı düştüğü çukurdan kurtaracak ulvî his şefkattir. Çünkü şimdiye kadar bu hissi doğru inkişaf ettiren niceleri sayesinde ne şeytanî planlar alt-üst olmuştur. Nice fitnelerin önüne geçilmiş, nice kaybolmaya doğru giden, uçurumlara yuvarlananlara bir el olmuştur.

Şefkat öyle bir güçtür ki, taşı eritir, en katı kalpleri yumuşatır. Kin ve nefretleri çözer. Niceleri Şefkat Peygamberi’ni (asm) sadece görüp İslâmla şereflenmiştir. Peygamber vârislerinin hayatlarında da şefkat yansımaları sayesinde pek çok münkir müslim olmuştur.

Şefkat, insanı enginleştiren bir histir. Bu his sayesinde başkalarının acısını paylaşır, neşesine ortak olur ve insan olarak sorumluluklarının bilincine varır. Bu ise, sosyal bir varlık olan insanın içtimâî hayatı için dayanışma ve yardımlaşma duygularının artmasına sebep olur. Böylelikle sosyal hayatın vazgeçilmez dinamikleri ancak şefkatle tesis edilir. Risâle-i Nur’da Sekizinci Mektub’da bu konu şöyle tesbit edilir: “Şefkat pek geniştir. Bir zat, şefkat ettiği evlâdı münasebetiyle bütün yavrulara, hatta zîruhlara şefkatini ihata eder.”

Şefkat hissini kendi derinliklerinde yaşayan birisinin kâinat algısı da ona göre şekillenecektir. “Hayat bir çarpışma ve savaştır” diyen anlayıştan, “Hayat bir yardımlaşmadır” anlayışına ulaşacaktır. İnsan böyle bir nazarla baktığında, ağaçları cisimleşmiş bir rahmet, meyvelerini cilve-i şefkat olarak okuyacaktır. İnsanı âyine-i rahmet; imanı, nurânî bir şefkat olarak algılayacak ve yaşayacaktır. Dünyayı vesile-i saadet, ahireti meşher-i şefkat olarak düşünecektir.

Şefkat insânî duyguları tetikleyip gönüllere şevk ve heyecan veren bir histir ve terbiyenin bir ayağını oluşturur. Her bir insan bir nevî çobandır ve riâyetinden sorumludur. Çünkü insanın bir ferdi sâir mahlûkatın nevlerine denktir. Bu açıdan bakıldığında sosyal hayatın içerisinde her insanın en küçük daireden en büyük daireye kadar vazifeleri, irşatları vardır. İşte bu vazifelerini ifa edebilmesi için ve tesir etmesi için şefkat hissi şarttır. Çünkü bir anne, baba, komşu, akraba, vatandaş, insan olarak anlattığımız hakikatler ne kadar can alıcı da olsa, anlatan kişinin soğukluğu dinleyenler üzerinde olumsuz tesir edecektir. Bugün İslâm ve terörü yanyaya getirmeye çalışan zihniyete bu fırsatı veren radikal eğilimler büyük veballerin altındadır. Bu yüzden hoşgörü, sevgi, şefkat ve merhamet hislerini kullanmadan insaniyeti yaşamak, bir dâvâyı anlatmak mümkün değildir.

Şefkat, her güzel haslette olduğu gibi yine Allah Resûlü’nde (asm) zirveleşmiştir. Peygamber (asm), “Ben size bir babanın evlâtlarına olduğu gibiyim” demiştir. Yine bir başka hadis-i şerifinde, “Benimle sizin hâliniz, ateş yakan bir adamın misâline benzer. Ateş etrafı aydınlattığı zaman irili ufaklı hayvanlar ateşin içine düşmeye başlarlar o adam da ateşe düşmelerini engellemeye çalışır. Ama hayvanlar baskın gelip sür’atle ateşe düşerler. İşte benimle sizin durumunuzda böyledir. Ben sizi ateşten korumak için eteğinizden tutuyorum. Sizler ise, ellerimden kurtulmaya çalışıp, düşünmeden ateşe atılıyorsunuz.”

Peygamber Efendimiz (asm), Asr-ı Saadet’te kalbî, ruhî, vicdanî bir inkılâp gerçekleştirmiştir. Bu inkılâbı gerçekleştirirken onun (asm) en önemli parolası, “Merhamet ediniz ki merhamet olunasınız” olmuştur. O kılıç kullanarak, şiddet ve baskıyla bir dönüşüm gerçekleştirmemiştir. Tam tersi bu müthiş inkılâp, şefkat temelinde gerçekleşmiştir. Zaten insanlık tarihinde insanlığı etkileyen bütün fikir akımlarına bakıldığında ancak şefkatle gerçekleştirilen ve hak dinden beslenenler kalıcı ve uzun ömürlü olmuştur. Bunun haricindekiler zorbalık, kanunsuzluk ve zulüm temelinde olduğu için ömürleri az olmuş ve insanlığın başına belâ olmuştur. Bu mesele Risâle-i Nur’da İşârâtü’l-İ’câz isimli eserde şöyle geçer: “Tehditlerle, korkularla, hilelerle efkâr-ı âmmeyi başka bir mecraya çevirtmek mümkün olur. Fakat tesiri cüz’idir, sathidir, muvakkat olur. Muhakeme-i akliyeyi az bir zamanda kapatabilir. Amma irşadıyla kalblerin derinliklerine kadar nüfuz etmek, hissiyatın en incelerini heyecana getirmek, istidatların inkişafına yol açmak, ahlâk-ı âliyeyi tesis ve alçak huyları imha ve izale etmek, cevher-i insaniyetten perdeyi kaldırıp hakikati teşhir etmek, hürriyet-i kelama serbesti vermek, ancak şuâ-ı hakikatten muktebes harikulâde bir mu’cizedir.” Yani ancak Resûl-i Ekrem’in getirdiği şeriatle mümkün olmuştur.

Bugün Peygamber Efendimizin şefkat eğitiminden geçmeye ne çok ihtiyaç vardır. Çünkü o öyle bir zamanda insanlığa gönderilmiştir ki, vahşetin, zulmün, cehaletin en koyu zamanlarıdır. Bugün de aynı vahşet, cehalet, zulüm âhir zamanın bir özelliği olarak kol gezmektedir. Peygamber Efendimiz (asm) nasıl cahiliye dönemini Asr-ı Saadet’e çevirmiş ise, bugün onun (asm) getirdiklerini uygulamakla bizler de asrın içinde bir bahar açmaya vesile olabiliriz.

Şefkat hissi iman ile anlam kazanan ve hakikî değerini bulan bir histir. İman ile şiddet hisleri kontrol altına alınabilir. Yine iman ile temizlenen şiddet tohumları yerine şefkat ile tezyin yapılabilir.

Bugün toplumların problemleri üzerinde kafa yoran sosyologlar, siyasiler, eğitimciler vs. şefkat hislerini inkişaf ettirmeden netice alamayacakları muhakkaktır. Fertlerin şefkatleri olduğu gibi kurumların ve hatta devletin de şefkati olmalıdır. Şefkatini adalet manasında, eşitlik, hak ve hürriyetler mânâsında vatandaşlarına hissettirmelidir. Aksi halde anarşi, terör ve her türlü ahlâksızlık yaygınlaşacak, çıkarılan kanunlar da, hapishaneler de bir işe yaramayacaktır.

İnsanın en başta kendisinden başlamak üzere, nefsine şefkat, daha sonra ailesine, akrabalarına, memleketine, insanlığa ve hatta bütün kâinata göstereceği şefkat ve şefkate bağlı himmet ve adalet hisleri olmalıdır. Kendi nefsinde ve küçük dairesinde bu hisleri doğru inkişaf ettirmeyenlerin memleket için, insanlık için yapacakları bir şey de olmayacaktır. Çünkü insan kalbi, ruhu, vicdanı, aklı boşluk kaldırmaz. Siz oralara doğru hisleri ekmezseniz, zehirli hisler büyüyecektir. Dolayısıyla kendi nefislerindeki şefkati, terbiye mânâsında gerçekleştirmeyenlerin küresel anlamda bir davranış tarzı geliştirmeleri mümkün değildir.

Hâsılı, Asr-ı Saadet şefkat eğitimin yaygın verildiği bir asır olmuştur. Ensar, muhacir, ehl-i suffe, hâsılı bütün sahabiler şefkatin zirvesinden şefkatli dersler almışlar ve insanlığa muallim olmuşlardır. İşte Asr-ı Saadet’in şefkat eğitim merkezlerinin bir şubesi de bugün Asr-ı Kıyamet’te nur medreseleridir. Risâle-i Nur’un Kur’ân ve sünnet kaynaklı düsturları sayesinde nice caniler, zalimler teslim-i silâh etmiş, ıslâh olmuş ve karıncayı dahi ezemez bir hale gelmiştir.

Kutlu doğumu idrak ettiğimiz bu mübarek günlerde Peygamber Efendimizin (asm) gerçekleştirdiği o müthiş inkılâbı, ruh, kalp ve vicdanlardaki dönüşümü tekrar hatırlamak gerekecektir. Önce nefislerimizde yapacağımız dönüşümler hâle hâle bütün kâinata yayılacak ve insanlık Resûl-i Ekrem’in terbiye-i tedrisatından geçerek yükselecektir.

 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*