Tarih, kültür ve medeniyetin birleştiği kavşak: İznik

M.Ö. 4000 yılına kadar uzanan geçmişiyle tarihteki sevdanın adıdır İznik. Çakırca, Karadin, Yüğücek ve Çiçekli höyükleri tarihte ilk toplu yerleşmelerin M.Ö. 2500 yılında başladığını gösterir. İlk kez Bithynia (M.Ö. 278-250) İmparatorluğuna başkentlik yapan İznik, bu devirde adına altın sikkelerin bastırılmasıyla “altın şehir” ünvanını almıştır.

Hristiyanlığın amentüsü: Konsiller

İznik, tarihte Hristiyanlığın göz bebeği olan birkaç kentten biridir. Hristiyanlık tarihini ve inancını etkileyen iki önemli konsil İznik’te toplanmıştır. İlki 325 yılında gerçekleşmiş olup ‘Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu’ ‘Yortu Günleri’ I. İznik Konsili’nde kabul edilmiştir. I. İznik Konsili’nin toplanmasının en önemli sonuçlarından biri ise, hemen hemen bütün Hristiyanlığın kabul edeceği ‘Amentü’ metninin ortaya çıkmış olmasıdır. Akaid esaslarının belirlendiği bu metin, Hristiyan ilahiyatında ‘İznik Akidesi’ (İznik sembolü) olarak bilinmektedir. Ayrıca Matta, Markos, Luka ve Yuhanna incilleri de bu tarihte kabul edilmiştir. İkonoklazma döneminde 787 yılında İmparatoriçe Eirene’nin önderlik ettiği tasvirlerin serbest bırakılmasıyla neticelenen II. İznik konsiline (geneldeki 7. Konsil) Ayasofya ev sahipliği yapmıştır.

Anadolu’nun ilk Türk baş şehri: İznik

Süleyman Şah 1071 Malazgirt Savaşı’nda Bizans İmparatorluk ordusunu yenmesinden sonra Anadolu içlerine hızla ilerlemiş ve 1075 yılında İznik önlerine kadar ulaşmıştır. Türkiye Selçuklu Devleti’nin temelleri atılmıştır. Böylece İznik Anadolu’da ilk Türk başkenti olmuştur. Selçuklular bu kadim şehri o kadar sevmişlerdir ki zarar görmesine razı olamadılar Bu sebeple 22 yıllık başkentlerini, 1097 yılında Bizans Kumandanı Manuel Butumites’e teslim ederek Konya’ya çekildiler.

Bizans başkenti: İznik

1204’te IV. Haçlı Seferi sırasında İstanbul Latinlerin eline geçer. Bizans hâkimiyetinin ortadan kalkması üzerine aynı tarihte I. Theodoros Laskaris İznik Bizans Devleti’ni kurar ve dört yıl sonra imparatorluk tacını giyer. İznik böylece, 1261 yılında İstanbul’un geri alınışına kadar (57 yıl boyunca) Bizans’ın devlet ve kilise merkezi olur ve aynı zamanda kültür ve sanat merkezi haline getirilir.

1331 yılında Orhan Gazi tarafından fethedilerek kalıcı olarak Türklerin eline geçer ve zaferin sembolü olarak Ayasofya camiye çevrilir. Anadolu Selçukluları gibi Osmanlılar da bu şehri çok sever ve dört bir yanı eserlerle ihya edilir.

Şehrin kalbi: Ayasofya camii

En son Roma Bizans döneminde düzenlenen şehir, Yunan Haçı şeklinde planlanmıştır. Şehre dört ayrı kapıdan girilmekte, dört ayrı yöreden gelen yollar merkezde Ayasofya Cami’nin bulunduğu yerde birleşmektedir. Dışarıdan bakıldığında küçük görünen yapı içeriye girdiğinizde büyüklüğüyle göz kamaştırır. Dikdörtgen planlı olup, 3 nefli bazilikadır. Sadece din adamlarının girmesine müsaade edilen vaftiz alanı 6 basamaklı yapısıyla Türkiye’nin nadir örneklerden biridir. Cami girişinde kutsal alanda dört bizans imparatoruna taç giyme töreni düzenlenmiştir. Cami içindeki mezar hücresinin aynalığında Hz. İsa, Hz. Meryem ve Hz. Yahya freskleri dikkat çeker. Bugünkü şeklini kazanmasında Mimar Sinan’ın etkisi büyüktür. Duvarlarının geniş kemerli hale getirilmesi bütüncül bir ibadet mekanının elde edilmesine sebep olmuştur.

İlk Osmanlı Camisi: Hacı Özbek

Hacı Özbek Camii sade ve küçüktür. Ancak Osmanlının ilk camisi olması sebebiyle tarihi önemi vardır. 1333 yılında inşa edilen Cami 7,89×7,97 m boyutlu kare bir mekana sahiptir.

En güzel abidevi İslam eseri: Yeşil Camii

Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa tarafından Mimar Hacı Musa’ya 1378’de yaptırılmaya başlanan eser, ölümünden sonra oğlu Ali Paşa tarafından devam edilerek 14 yıl sonra 1392’ de tamamlanmıştır. Minaresine ve giriş kapısındaki mukarnaslara bakıldığında Selçuklu izleri taşıdığı hemen fark edilir. Osmanlı-Selçuklu karışımı gibidir. Klasik Osmanlı mimarisine giden yolda önemli bir köşe taşı olduğu söylenebilir. İçten ve dıştan mermer bloklarla kaplı duvarlar, doğu ve batı yönünde iki kanat pencere sıraları ile açılır. Camiye adını veren yeşil, firuze, sarı ve mor renkli çinilerle süslenen minaresi, alt kenarındaki geniş kuşakta, birbirini kesen büyük sekizgenlerin düğüm ve yıldız motifleriyle eski Türk ve Selçuklu örnekleriyle bağlanmaktadır.

Çivisiz sanat: Elmalı Ahşap Camii

1871 yılında Batum’dan gelen göçmenlerin 1884 yılında Trabzon’dan gelen özel ahşap ustalarına yaptırdığı cami, tek bir çivi dahi kullanılmadan yapıldığından ‘Çivisiz Cami’ olarak bilinmektedir. Birbirine geçmeli çentik yöntemi uygulanarak, büyük bölümü 93 meşe ağacından meydana gelen ahşap cami, ihtişamıyla yıllara meydan okuyor.

Ayasofya camisine 50 metre uzaklıkta Mahmut Çelebi camisini göreceksiniz. 1402’de Mahmut Çelebi tarafından yapılan ve caminin önünde haziresi de bulunan camii enfes hatlarıyla dikkat çeker.

Yakup Çelebi Camii de I. Murad Hüdavendigar’ın oğlu Yakub Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Zaviye, imaret, müze deposu ve son olarak camii olarak hizmet verir. İlk dönem sade Osmanlı mimarisi ve yemyeşil bahçesiyle ön plana çıkar.

Şehri çevreleyen şaheser: İznik Surları

4970 metre uzunluğa sahip, 4 anıtsal kapısı ve 114 burcuyla insanı yüzyıllar öncesine götürür. Göl kapısı günümüze ulaşamamıştır. İstanbul, Yenişehir ve Lefke kapıları tüm görkemiyle ziyaretçilerini bekler. İstanbul’a açılan kapı olması sebebiyle en önemli ve en işlek kapısı ‘İstanbul kapıdır’. 3 ayrı kapıdan geçilerek şehre girilir. Roma tiyatrosundan getirilen ağlayan ve gülen adam maskleri şehre ziyarete gelenleri karşılar. Orta kapının her iki yanındaki boşluklar dikkat çeker. Şehrin imarına ciddi katkıda bulunanların heykeli, teşvik amaçlı bu boşluklara dikilirdi. Kapının etrafındaki devşirme malzemeler de dikkati celb eder. Bu durum çok sayıda hücuma uğrayan bu surların zaman zaman Roma tiyatrosundan getirilen malzemelerle takviye edildiğinin ispatıdır.

Gölün altındaki hazine: Aziz Neophitos Kilisesi

2014 yılında en iyi 10 arkeolojik keşiften biri olarak gösterilen 1600 yıllık bazilika, İznik gölünden 20 metre açıklıkta yer alır. Yaklaşık 30×19 m boyutlarında, 600 m²’lik kapalı bir alanı kaplamaktadır. Bazilika, tahminen ortadaki daha geniş ve yüksek 3 nefe sahiptir. Yapıda 18 tane mezar bulunmuştur. Yakın bir zamanda sualtı müzesi olarak hizmet vermesi düşünülen bazilikanın dünya çapında cazibe merkezi olacağını söyleyebiliriz.

Bugün temelleri ve bazı küçük kalıntılarına rastlanan Koımesıs, Hagios Tryphonos ve Ayatrifon kiliseleri diğer önemli eserler olarak öne çıkar.

Dramların sahnelendiği mekan: Roma Tiyatrosu

Roma Tiyatrosu’da bir başka şaheserdir. 10000 kişilik olduğu tahmin edilen yapı, tonozların yükseltilme tekniğiyle inşa edilmiştir. Sahne kısmında salgın hastalıklar zamanında gömülen insanların cesetlerine rastlanılması yaşanılan dramların bir göstergesidir. Roma İmparatoru  Traianus ( 97-117) zamanında eyalet Valisi Pilinius Cscillius Secunds ( 62-113) tarafından yaptırılmıştır.  Tiyatro düz bir alana kurulduğundan oturma kademeleri Roma tiyatro mimarisinde görüldüğü gibi 19 galeri taşımaktadır.  Kentin kuzey surlarındaki bazı burçlar tiyatroya ait kesme taşlarla örülmüştür. Savaşlarda kentin savunması için tiyatro feda edilmiştir. Başta sahnesi olmak üzere, oturma basamakları, dış duvarları, kemer ve tonozları onarılmayacak derecede tahrip olmuştur.

İlk Osmanlı İmarethanesi: Nilüfer Hatun

Sultan I. Murad’ın annesi Nilüfer Hatun’un anısına 1388 yılında inşa ettirilen İlk Osmanlı imarethanesi bugün İznik Arkeoloji Müzesi olarak kullanılır. Türkiye’nin sayılı müzelerinden olan yapı sahip olduğu eser çeşitliliği ve sayısıyla ziyaretçilerin görkemli bir tarih yolculuğu yapmasına vesile olur.

İlk Osmanlı Medresesi: Süleyman Paşa

Orhan Gazi’nin büyük oğlu Süleyman Paşa tarafından 1349’da yaptırılmıştır. Medrese, sütunlar üzerine kubbeli on bir hücre ve tromplar üzerine büyük kubbeli yapıdan oluşmaktadır. Eyvansız ve asimetrik planı, sağda ve solda, arkada bir koridorla köşelere bağlanan hücre revakları ve hücrelerin sıralanışı, her hücrede bulunan dikdörtgen ve yuvarlak pencereler ve değişik nispetleri ile Selçuklulardan farklı yeni bir medrese mimarisinin doğuşunu haber vermektedir. İlk Osmanlı medresesi olan Süleyman Paşa Medresesi, günümüzde çini satış dükkanları olarak kullanılır. Bu medrese dışındaki altı medrese maalesef günümüze ulaşamamıştır.

Ateşin sanata dönüştüğü ocaklar: Çini Fırınları

İznik Çini Fırınları; Milet İşi, Haliç İşi, Şam İşi, Rodos İşi gibi isimlerle tanımlanmaya çalışılan Osmanlı seramik ve çinilerinin asıl ve önemli üretim merkezidir. En önemli fırın II. Murad Hamamı’nın yanında olanıdır. Çini fırınlarının çokluğu hamamlarında fazla olmasına sebep olmuştur. XIV. XV. ve XVI. yüzyıllarda bir sanat merkezi olan İznik, ürettiği ve dünyaca ün kazanan çini ve seramikleriyle tanınır. Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii gibi en abidevi eserlerde İznik çinilerini görmek mümkündür.

Hamamlar:

Çini müzesi olarak kullanılan I. Murad Hamamı, mimari ve süsleme özellikleri yönünden değerlendirildiğinde 14. yy. ikinci yarısıyla 16. yy. ilk yarısı arasında yapılmış olduğu kabul edilir. Hamam bahçesinde çini satış dükkânlarının bulunması ve son yıllarda keşfedilen roma antik yoluyla da kendisine çekicilik katmıştır.

II. Murad Hamamı; Hacı Hamza Hamamı veya Belediye Hamamı adlarıyla da anılan çifte hamamın yaptıran kişi ve kesin yapım tarihi bilinmemektedir.-15. yy. sonuyla 16. yy. başında yapıldığı tahmin edilmektedir. Günümüzde aktif olarak hizmet vermektedir.

İsmail Bey Hamamı günümüzde harap yapıda olmasına rağmen çok zengin mimari süslemeleri olan küçük bir hamamdır. Kubbelerin her biri içten stalatit geçişlerle spiral dilimli, yaldızlı olarak yivlenmiş çekici görünüştedir. Kaba yontma  taş ve tuğla örgülü duvarlar köşelerde  itina ile yontulmuş mermer bloklarla takviyelidir. Kubbe geçişlerinde ve duvar süslemelerinde kullanılan zengin stalaktitler, sıcaklık kubbesinin kıvrak helezonik yivler vardır. Hamam XV. yy’ın ilk yarısına tarihlenir.

Türbeler:

Eşrefzade Türbesi; İznik’te yaşamış ve burada ölmüş olan Kadiriyye tarikatının Eşrefiyye kolunun kurucusu ünlü mutasavvıf Eşrefoğlu Rumi’nin (ö. 874/1469-70) mezarını bulunduran türbe, şehrin en popüler ziyaret mekanlarından birisidir.

Halk arasında ‘Bayraklı Dede’ olarak bilinen ve İslam ordularının Anadolu’yu geçerek Bizans’ı düşürmek için 717-740 yılları arasında yapılan savaşta şehit olan Abdülvahap adlı sancaktarın türbesidir. İznik fethedilince, kente egemen olan tepede bugünkü türbesi yapılmıştır. Şehri kuşbakışı görmek isteyenler için de ayrıca bir cazibe merkezidir.

Kırgızlar Türbesi’nin içinde yedi büyük ve bir de çocuk lahdi vardır. Kıvrık dallı Rumiler yanında natüralist süslemeler, iki kulplu meyve dolu vazo, yılan sarılmış sütun ve şamdan gibi şekiller, Selçuklu üslubu ile natüralist şekillerin karıştığı erken Osmanlı dönemi olan XIV. yy’a işaret etmektedir.

Çandarlı Halil Hayreddin Paşa Türbesi, iki farklı kısımdan meydana gelmiştir. Bu eski bina, 6×6 metrekare, ortası açık kubbeli bir yapı olup, burada Vezir-i Azam Halil Hayreddin Paşa ile oğlu Ali Paşa yatmaktadır. Baş ve ayak taşları, kitabeli mermer lahitler türbenin hemen hemen tamamını doldurur. Mezar taşlarının yazıları ve işçiliği emsalsizdir.

Çandarlı Halil Hayreddin Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın türbesinin uzunluğu 12 m, eni 9,5 m.’dir. Türbenin içinde yer alan mermerden yapılmış kitabeli sanduka, baş ve ayak taşları son derece görkemlidir.

Şeyh Kutbeddin, Sarı Saltuk, Davud-i Kayseri ve Huysuzlar Türbeleri diğer önemli türbelerdendir.

Antik dönemden çok sayıda esere ev sahipliği yapan bu güzide şehrin tarih zenginliğini özetle bahsederek yazımıza devam edelim:

Hespekli Hipojenin (yeraltı mezar odası) iç kısmındaki duvar ve tonoz yüzeyleri son derece kıymetli fresklerle kaplıdır. Batı duvarında kapının iki yanında kuyrukları  kabarmış iki tavus kuşu cepheden işlenmiştir. Her ikisinin başı kapıya doğru çevrilmiş olup, sanki oradan gelen veya gelecek birini bekler gibidir. Çevresinde yeşil sap ve kırmızı yapraklı gelincikler, yerde yeşil çimenler işlenmiştir.

Obelisk ise; kaidenin üzerinde yükselen kısım, üç yüzeyli, yukarıya doğru incelen ve birbiri üzerine demir kamalarla oturtulmuş ve beş beyaz mermer blokla örülmüştür. Bundan dolayı da ‘Beştaş’ adını almıştır. Günümüzdeki yüksekliği 12 m.’dir.

Lefke Kapı antik su yolunun, Roma döneminde İmparator Hadrian’ın (117-138) buyrukları ile yaptırıldığını, kent surlarındaki bir kuleye ters şekilde konmuş olan kitabeden öğrenmekteyiz.

Roma köprüsü üç gözlü olan köprünün ortadaki gözü büyük, iki yandakiler daha küçüktür.

Merdivenli kaya “tören yeri” olarak tanımlanmıştır. Merdivenler ana kaya üzerinde yükseklikleri 30 cm civarında olan basamaklar ile kuzeydoğuya doğru yükselmektedir. 4+11 olmak üzere toplam 15 basamaktan oluşmaktadır.

Dört tepeler timülüsü, 2 bin yılı aşkın geçmişe sahip olduğu sanılan tümülüslerden (mezar ya da mezarlık içeren, toprak yığılarak oluşturulmuş tepecik) birinin 3-4 ton ağırlığındaki yekpare taş kapıları ve aksamının hala çalışır durumda olması, arkeologları bile şaşırtıyor.

Halk arasında “Berber Kaya” olarak bilinen koyu gri kalkerden yapılmış mezar odasına ait 17 parça, etrafa ve yamaca yayılmış bulunmaktadır. Tek bir kaya kütlesinden yontularak yapılmıştır. İznik’te Helenistik çağa ait tek eserdir. Bu anıt mezarın oğlundan kaçmak için sığındığı Nikaia’da yakalanarak öldürülen Bithynia kralı II. Prusias (M.Ö 185-149) için yapıldığı bilinmektedir.

Yazımız boyunca özetlemeye çalıştığımız İznik’in gezilecek yerleri elbette ki bunlarla sınırlı değil. İnikli köyündeki tarihi evler, Sansarak Kanyonu, Türkiye’nin 5. büyük gölü, tropik bitkiler dışında her türlü sebze ve meyvenin yetiştirildiği bereketli toprakları, yeşil doğasıyla ziyaretçilerini bekliyor.

Şu an için UNESCO Geçici Kültür Mirası Listesinde yer alan İznik’in, yakın bir zamanda kalıcı kültür listesine girmesi muhtemeldir. Önemli bir husus da İznik’in bu listeye birkaç eseriyle değil, İznik olarak girmesi. Çok az şehre nasip olacak tarihi ve kültürel varlığının zenginliği, henüz toprak ve su altında keşfedilmeyi bekleyen değerleriyle her geçen gün yıldızının biraz daha parladığını müşahede ediyoruz.

Gün batımını İznik’te izlemek ayrı bir keyiftir. Bilhassa ekinoks zamanlarında şehir dışından çok sayıda turist günbatımını izlemek için İzniği tercih etmektedir. Zira dünya üzerindeki belirli göllerde nadiren görülebilen bir doğa olayı yaşanır. Bu zamanlarda güneş suyun içine batar gibi bir izlenim veriyor.

Gölde başta yayın ve sazan balıkları olmak üzere çok sayıda su ürünlerine ev sahipliği yapar. Birbirinden lezzetli alternatifleri denemenizi tavsiye ederiz.

81 ili gören bir kardeşiniz olarak Türkiye’de görülmesi gereken 10 yerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Neye ilginiz varsa bu kadim şehir beklentilerinizi fazlasıyla karşılayacaktır. Tarih, inanç, kültür, eko turizm gibi çok sayıda alternatif sizleri bekliyor.

O halde bavulunuzu, umudunuzu, hayallerinizi, merakınızı, neşenizi yanınıza alın. İznik için yola çıkın!..

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*